Bakü İzlenimleri, De-Sovyetizasyon Görüntüleri, Bazı Değiniler

BEDRİ SOYLU

Geçenlerde Bakü’ye kısa bir gezi yapmıştım. Yolculuktan önce şehre dair üstün körü önyargılarım dışında kayda değer bir fikrim yoktu. Gitmeden önce en azından şehri az çok anlamak için Kurban Said’in Ali ve Nino‘sunu okudum. Daha sonra Ronald Grigor Suny’nin Bakü Komünü 1917-1918 adlı eserine baktım. Şehrin yüz yıl öncesini betimleyen farklı dünyalardan bakan metinler bunlar. Bu kitaplar gerçekliğe yaklaşma imkânı asla olmayan zayıf önyargılarım üzerine bazı fikirler edinmeme vesile oldular. Şehrin sonraki 100 yılına dair ise müzelerden ve şehirde gezinirken edindiğim bazı bilgilerden istifade ettim.

Azerbaycan sonraki yüzyılda çok şey yaşamış. Ermenistan ile süre gelen gerilimler, sınır anlaşmazlıkları, katliamlar ve savaşlar ülkenin karakterini ciddi anlamda belirlemiş. Azerbaycan’ın acılı hikayelerle dolu ulus kimliğinin şekillenmesi biraz da -bazılarınca işgalci gibi görülen- SSCB’nin gölgesinde oluşmuş. Şehrin rüzgârlı iklimine rağmen üzerine sinen eklektiklik sisi hafızasındaki birçok yaşanmışlıkla ilişkili. Hem Bakü şehri hem de Azerbaycan, detaylı incelemeyi ve okumaları hak eden bir coğrafya. Trans-kafkasya/Güney Kafkasya çok katmanlı demografisi ve stratejik pozisyonu nedeniyle özenle bakılması gereken bir yer.

Bakü caddeleri [Fotoğraf: Bedri Soylu]

Sınırlarımın farkındayım ve haliyle kişisel izlenimlerime sadık kalarak yazacağım. Bu yazıda, şehirde bir düzeyde izini sürdüğüm de-sovyetizasyon görüntülerini ve anladığım kadarıyla nedenlerini konuşacağım. Muhtemelen burada anlatacaklarımdan çok daha fazlası var ancak yazdığım bir giriş notu olarak düşünülebilir.

***

Şehrin teşekkülü meselesi genelde şehri ziyaret edenlerin en kolay gözden kaçırdığı şey oluyor. Bakü esasında -çok büyük oranda- çok etnisiteli bir işçi şehridir. 1850’lerde Rus Çarlığı ile ticari ilişkiler yapan Nobel ailesi (Alfred Nobel’in erkek kardeşleri) şehirdeki petrolün ticari potansiyelini keşfederler. O tarihlerde 7-8 bin kadar nüfusu olan küçük bir balıkçı şehridir. Bir kale içi kadar nüfusu barındırır. Toprağı pek verimli değildir. Ancak şehrin kalan her tarafında petrol çıkmaktadır ve İpek Yolu’nun pek de anlamsız olmayan bir durağı olarak işleyen bir ticaret hayatı vardır. Buradaki petrolün ticari potansiyeli sonraki yıllarda şehrin hızla kalkınmasına neden olur. 50 yıl geçmeden şehrin nüfusu 300 bin civarına ulaşır. Uluslararası şirketler de bölgeye gelmiştir. Rothschild ailesi ve İngiliz şirketleri şehirde yatırımlar yaparlar. O yıllarda dünyada üretilen petrolün yarısına yakını Bakü’den çıkmaktadır. Rus mimari estetiği ile birlikte şehir hızla büyür. Şehir açık şekilde işçilerin ve göçmenlerin emeğiyle büyür. Demografik verilere göre, geçen yüzyılın başında işçilerin aşağı yukarı 3’te biri Rus, 3’te biri Ermeni ve 3’te biri Azerilerle birlikte İran’dan gelen Müslüman göçmen işçilerden oluşur. Sankt Peterburg’daki siyasal hareketliliği aratmayan bir mobilizasyon Bakü’de de şekillenir. Muhtemelen o dönem dünyanın birçok şehrinden çok daha büyük bir sanayiye sahiptir. Haliyle siyasal hayat da çeşitlenir.

Nobel Ailesi tarafından açılan ilk petrol kuyusu [Fotoğraf: Bedri Soylu]

Musavat adında İslamcı bir parti vardır ve büyük oranda şehirdeki zengin Müslümanlarla yakın hareket eder. Ayrıca İslam dünyasındaki ilk Müslüman-sosyalist parti Himmet, Neriman Nerimanov ve arkadaşlarıyla birlikte burada kurulur. Sankt-Peterburg’daki politik tartışmalar gazeteler aracılığı ile Bakü’nün politik atmosferine yansır. Çarlık Rusya’sında aktif olan bütün siyasi partilerin mensupları burada da vardır. Ayrıca Ermenilerin partileri (Hınçak ve Taşnak) şehirde güçlü şekilde yer alırlar. Dönem kayıtları işçi sınıfı hareketlerinin özellikle Müslüman işçilerde daha zayıf olduğunu söylüyor. Rus ve Ermeni işçilerin ise daha aktif oldukları aktarılıyor. O dönemde, her ne kadar yönetime sahip olmasalar da Şirvanşahlar hanedanının şehirdeki nüfuzu devam ediyordur ve Müslüman işçilerin patronaj ilişkilerinin daha derin olduğu belirtiliyor. [1] Bütün bunlarla birlikte Himmet gibi bir pratik burada güçleniyor. Himmet Partisi Bolşeviklerle yakın duruyor. Bakü Komününde de yer alıyor.

Şehir ayrıca, artan iktisadi gücü nedeniyle özellikle Çarlık Rusya’sı içinde yaşayan Müslüman halkların kültürel odaklarından biri olarak önem kazanır. Mezhepsel nedenlerle Kazan şehrinin yapabildiği gibi Orta Asya’ya seslenemese de İran halkları için etkili bir propaganda üssü olarak görülür. [2]

Şehirdeki işçi örgütlenmesinde Stalin’in çalışmaları sürekli anılır. 1908’de Stalin meşhur Bailov hapishanesinde yatar ve arkadaşlarıyla cama atılan taşlarla aktarılan notlarla iletişim kurar. Mehmet Perinçek, Stalin’in bu iletişim trafiğinde atılan taş seslerinin bastırılması için söylenen Pencereden Taş Gelir türküsünü çok sevdiğini ve ezbere bildiğini yazar. [3]

***

De-sovyetizasyon görüntülerine dair ilk durağım, 28 Mayıs metro durağı. Bu durak şehrin kalbinde yer alıyor. Ulaşım aksları ve ticaret merkezleri burada kesişiyor. Sovyetler buraya metro istasyonu yaparken 28 Nisan adını vermişler. 28 Nisan, Sovyetlerin 1920’de Bakü’ye girdikleri gün… Azerbaycan milliyetçiliğinin baskın görüntüsü bu durumu İngilizlerin ve zamanında Osmanlının desteklediği cumhuriyetin Sovyetler tarafından işgali olarak değerlendiriyor. SSCB dağıldıktan sonra burası Gence’de 1918’de kurulan Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’nin kuruluş tarihiyle yani 28 Mayıs ile değiştiriliyor. Metro durağı bu dönüşüm sırasında istasyondaki sovyetik temalardan ve görüntülerden de çıkıyor. Bir müzede Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’nin doğuda kurulan ilk laik cumhuriyet olduğu vurgusuna denk gelmiştim. Haklı olarak bununla övünüyorlar. Şu an ülke her ne kadar bir hanedanlık tarafından yönetilse de böyle argümanlara tarih yazımında ihtiyaç duyuluyor.

İkinci durağım adı Şah İsmail Hatai olarak değiştirilen Şaumyan metro istasyonu. Özellikle Stepan Şaumyan’dan bahsetmek için buraya geldim. İlk yapıldığında petrol çıkarılan Siyah Şehir’e kadar uzanıyormuş. Dönem kartpostallarında şehrin bittiği ve uçsuz bucaksız petrol kuyularının başladığı görülüyor. Metro hattı 28 Mayıs durağından sonra sadece bir duraklık bir hat. Hattın bittiği yerde başlayan Siyah Şehir’deki petrol üretimi, şehrin havasını kirlettiği için yakın zamanda petrol kuyularını kapatıp, planlı ve temiz bir yerleşim alanı kuruluyor. Adına da Beyaz Şehir deniyor.

Stepan Şaumyan, ömrü 97 gün süren Bakü Komününün lideridir. Lenin’e yakın bir yerde durur. Bolşevik olarak bir işçi şehri olan Bakü’de karizmatik bir konuma sahiptir. Ekim Devrimi’nden sonra şehirde süren tartışmalar Petrograd’da olanlarla bir düzeyde konuşmaya devam eder. Menşeviklerle süren tartışmalar ve Osmanlının yaptığı soykırımın yansımaları nedeniyle bölgedeki etkili Ermeni siyasetinin görüntüleri Bakü Komününü ister istemez zayıflatır. Bakü Komünü birçok nedenden dolayı başarısız olur. Bir Ermeni olan Şaumyan ve arkadaşları Gence’den gelen Azerbaycan ordusunun ve iç siyasi tartışmalarının etkisiyle dağılan komünü bir arada tutamaz. Bakü Komününün başarısızlığı uzun bir tartışmanın konusu ve meseleye dair hâlâ aydınlatılmamış çok fazla karanlık yer var. Menşeviklerle beraber hareket eden Taşnakların tutumları, Enver Paşa’nın kardeşi Nuri Paşa’nın komuta ettiği Osmanlı ordusunun Bakü’ye yaklaşması gibi birbiriyle çok alakalı görünmeyen içsel ve dışsal saldırılar/sorunlar bir işçi devrimi olan Bakü Komününü dağıtıyor. 26 Bakü Komiseri, Bakü’den ayrılırlar ve öldürülürler. Kimlerin öldürdüğü ve nerede öldüklerine dair de tartışmalar sürmeye devam ediyor. En yaygın bilgi Türkmenistan’da İngilizler tarafından 20 Eylül’de kurşuna dizildikleri şeklinde. Şaumyan Bolşevikler için hep çok önemli bir yerde tutulmuş. SSCB şimdiki adı Hankendi olan Dağlık Karabağ’ın önemli bir şehrine Şaumyan’ın anısına Stepanakert adını da vermiş. Ancak Şaumyan Azerbaycan için 1990’lardan sonraki uluslaşma/milletleşme içinde asla yeri olmayan biridir. Sadece Şaumyan değil, Ermeni dostu olarak görülen 26 Bakü Komiserinden biri olan Azeri Bolşevik Meşedi Azizbeyov da bu yeni Azerbaycan’da istenmeyen bir figürdür. 1990’dan sonra Azizbeyov’un heykeli kaldırılır ve onun adını taşıyan metro durağı değiştirilir, Köroğlu olur.

26 Bakü Komiseri anıtı yıkıldıktan sonra yapılan havuz. [Fotoğraf: Bedri Soylu]

Değiştirilen bazı metro istasyonlarının isimlerini sıralayabilirim. Bakü Komünü durağı İçerişehir olur. 26 Bakü Komissarı durağı Sahil olur. 26 Bakü Komissarı durağı sahile yakın olan ve şimdi adı Cumhuriyet meydanı olan yerdedir. Bu meydan bir park olarak hizmet ediyor. SSCB döneminde parkta 26 Bakü Komiseri için bir anıt mezar alanı inşa edilir. Haydar Aliyev bu anıtı çevre düzenlemesi adıyla yıkar ve mezarlar açılır. 21 adet mezar bulunur ve mezarı bulunmayan 5 kişi için spekülasyonlar çoğalır. Şaumyan dahil beş Ermeni komiserin öldürülmeyip Hindistan’a kaçtıkları anlatılan hikayelerden birisi. Şimdi bu meydana üstünkörü yapılmış bir havuz var.

XI Qızıl Ordu Meydanı, Azadlıq meydanı olur. Kirov Prospekti, Lenin Prospekti, Kommınist küçesi, Sovetskaya Küçesi gibi önemli caddelerin adları milli kabul edilen kişilerin isimleriyle değiştirilir. Lenin, Şaumyan ve Kirov gibi isimlerin gösterişli yapılmış olan heykelleri kaldırılır. Lenin Müzesi ve önemli Sovyet/Bolşevik liderlerin evlerine yapılan birçok müze başka hizmetlere tahsis edilir. Şimdi şehirde Sovyetlere dair izleri bulmak oldukça zor hale gelmiş. Hem caddelerin adları değişmiş hem de binaların kapılarına konulan bilgi notları yeni duruma göre baştan yazılmış. Mesela Mustafa Suphi’nin TKP’yi kurduğu binayı çok aradım, uzun uğraşlar sonucunda şimdi devlet hizmetine tahsis edilmiş askeri bir yapı olduğunu öğrendim: “Gazi Aslanov Adına Ordu İdeoloji ve Medeniyet Merkezi”

Sovyet döneminde yapılan bazı istasyonlar ise olduğu gibi bırakılmış. Durakların hepsini detaylı gezmedim ancak özellikle Neriman Nerimanov ve Nizami duraklarına baktım. Bu iki durağa pek dokunulmamış. Bu iki isim Azerbaycan tarihi içinde milli olarak görülen ve çok kıymet verilen kişiler.

Neriman Nerimanov’u betimleyen bir mozaik çalışması, Nerimanov Metro İstasyonu [Fotoğraf: Bedri Soylu]

Nerimanov Müslüman Sosyalist bir parti olan Himmet’in kurucularındandır ve ilk modern Azerbaycan romanı sayılan Bahadır ve Suna’nın yazarıdır. Nerimanov 1920’de Bakü’de yapılan Doğu Halkları Kurultayı’nda ev sahibi olarak açılış konuşmasını da yapar. 1925 yılında beklenmedik şekilde ölür. Ölmeden önce siyaseten tasfiye edildiği söyleniyor. Mezarı hâlâ Lenin’in mozolesinin bulunduğu alanda, en önemli Sovyet figürlerinin defnedildiği Kremlin duvarının kenarındaki mezar alanındadır. Azerbaycan hükümeti mezarın kendilerine iadesini istemiş ancak Rusya bu talebi olumlu karşılamamış. Ayrıca Nerimanov’un şehri gören yüksek bir noktada devasa bir heykeli duruyor.

Nizami Metro İstasyonu [Fotoğraf: Bedri Soylu]

Nizami durağı Azerbaycan şiirinin en önemli ismi olan Nizami Gencevi anısına yapılmış. Sovyetlerin metro estetiği durağın her karesinde hissediliyor. İstasyonda Gencevi’nin şiirlerinde betimlediği sahneler mozaik olarak duvarlara işlenmiş.

Nizami Metro İstasyonu [Fotoğraf: Bedri Soylu]

Azerbaycan’da bir komünist parti (Azerbaycan Komünist Partisi-AKP) var. 1990’dan sonra kuruluyor. Seçimlerde pek varlık gösteremiyor. Aliyev ailesinin partisi (Yeni Azerbaycan Partisi) devletin partisine dönüşmüş ve ülke bir hanedanlık gibi yönetiliyor. Şehirde sol çevrelerin takıldıkları mekânları araştırırken internette “Cafe 26” adında bir mekânın basılıp kapandığını öğrendim. Şehirde Sovyet dönemini çağrıştıran ya da o döneme selam gönderen oluşumların baskı altında olmasından böyle yapıldığı yazıyordu. 

Buna rağmen şehirde kültürel iktidarın hâlâ Rus etkisinde olduğunu söylemek gerekiyor. Milli figürlerin ve hafıza merkezlerinin takdiminden, kitapevlerindeki Rusça ve Kiril alfabeli yayınlara kadar Rus etkisi hissediliyordu. Şehrin her tarafında Azerice tabelaların yanında görülen İngilizce tabelalara rağmen gençler dahil birçok insan Rusça konuşabiliyorken ve hatta aktif konuşuyorken, İngilizce bilen ciddi anlamda azınlık. Bunda tabi şehir kültüründeki önemli yeri devam eden Malakanların etkisi de var.

Salaam Cinema Bakü [Fotoğraf: Bedri Soylu]

Biraz da petrol geliri şımarıklığının etkisiyle oluşan otoriter ortamda insanlar nerede nefes alıyor diye sorarken Salaam Cinema adlı (Adını Mahbelbaf’ın Salaam Cinema adlı filminden almış) bir sanat çevresini buldum. Yedi yıldır şehrin kalbinde yer alan eski bir kilisede faaliyet gösteriyorlar. Öğrendiğim kadarıyla, tahminimce bir Ermeni kilisesi olan bakımsız tarihi yapı için bir yıkım kararı çıkarılmış. Kiliseye yapılan, şehirdeki Hristiyan hafızasına dönük bu saldırıyı, mahkemeler ve birtakım süreçler sonucunda engelleyebilmişler. Şimdi herhangi bir fon almayan ve gönüllülerin dayanışma faaliyetleriyle ayakta kalan ve düzenli etkinlikler düzenlenen bir yer olmuş. Film festivalleri, sanatsal buluşmalar odaklarında. Politik faaliyetler yapıldığına dair bir izlenimim olmadı ancak birçok insan için bir sığınağa dönüştüğünü hissettim. Nevruz’dan önceki son Salı akşamı olan Torpak Çerşenbesi’nde yapılan etkinliğe katıldım. Aynı gece şehrin her köşesinde böyle etkinlikler yapılıyordu.

Bitirirken

Bakü’ye ve Azerbaycan’a dair daha çok konuşmak gerekir. Hem Türkiye üzerine hem de bölgeye dair olan biteni anlamak adına bu gerekiyor. Şehirde varlığını koruyan etik normlar, estetik, sanatla kurulan bağlar büyük oranda Sovyet döneminin mirası olarak hissediliyor. Ancak hırçın, aç gözlü ve yozlaştırıcı bir kapitalist kültür de beslenmeye devam ediyor. Ben Nevruz zamanı gitmiştim. Şehirde bayram havası vardı. Nevruz Bakü’nün en önemli bayramı. Mevsimi nedeniyle şehir rüzgarlıydı. Baharın tam geldiği ve yaz sıcaklarının başlamadığı bir zamanda gitmek en doğrusu olur.

Dipnotlar:

[1] Şirvanşahlar ailesinin o dönemde şehirdeki ilişkilerine dair Kurban Said’in (müstear bir isim) Ali ve Nino adlı 1937’de Viyana’da Almanca yazılarak basılan aşk romanı bazı işaretler veriyor. Yazarının kimliği ve neden yazıldığına dair çokça spekülasyon olduğunu da belirtmek lazım. Kitap 1990’dan sonra Azerbaycan milli edebiyatı içinde önemli bir yere konuluyor. Bence sipariş üzerine yazılmış ve toplumsal gerçekliği pek aktarmayan bir metin. Açık şekilde anti-Bolşevik ve toplumdaki temel gerilimler asla görülmeden asilzadelerin hayatları övülmüş. Geleneksel kodlara dair dikkate değer vurgular var. Kitabın omurgası ise karikatür bir Doğu-Batı çatışması üzerinden işlenmiş. Muhtemelen kitabın aktardığı dönemde böyle bir gerilim Bakü için pek de merkezi değildi. Ancak Azerbaycan’ı anlamak isteyenler mutlaka kitabı okumalı.

[2] Bakü kesinlikle Türklerin kültür dünyası için anlamlı bir merkez. Ancak Kazan’ın sahip olduğu etkiye ulaşamamış. Kazan sadece Orta Asya’ya değil Türkiye’ye de hayli etkili şekilde seslenebilen bir şehir oldu.

[3] Detaylı bilgi için: Mehmet Perinçek, ‘Stalin bu türküyü ezbere biliyordu’, https://www.odatv.com/kultur-sanat/stalin-bu-turkuyu-ezbere-biliyordu-81546

Bir Cevap Yazın

halka dergi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin