HAMİT HAYRAN
sanırım bu, gıcık bir yazı olacak. bir propaganda yazısı hiç olmayacak. belki umutsuz. iyi gideceğim sonra bazı kelimeler sebebiyle can sıkacağım, belki.
ben kendim için yazıyorum, yazmazsam olmayacak dediğim bir noktada başlıyorum buna. kavramak için yazmak gerekiyor.
ben kendimi bildim bileli bir şeyleri savunuyorum. yani ben kendimi bildim bileli bir şeylere karşı çıkıyorum. yani ben sürekli olarak bir doğru, uyulması gereken bir buyruk var diyorum. bir yere geldiğim yok da yanımda hep götürdüğüm bir buyruk acım var. ama herkes bir şeyleri savunuyorken bizimki biraz daha iddialı olanı bunun. öyleyse daha dikkatli olmalı.
mülksüz halkımız gibi ben de hayatta kalmak için elimden geleni yapıyorum. elinden geleni yapıp elinde hiçbir şey tutamayan arkadaşlar da var… ben arkadaşlarımı ve sevdiklerimi üzmekten gerçekten çok korkan bir insanım, bu yüzden de genellikle sevilirim. biraz sen de haklısın diyen nasrettin hoca kıvamı bende hep olagelmiştir. ama nerede buna dur demeli. hakikatin bir hatırı var…
savunmalı ise neyi savunmalı… bence detayları itibariyle bahse değer.
şimdilik bulduğuma göre bizi tarif eden en genel şey, savunman kimliğimiz. savunuyoruz; kadını, yoksulu, işçiyi, transı, madenciyi onlardan başka borçluyu, kiracıyı ve babası eline bakan dindarı ve eşit olamayan kürdü. doğrusu, kendimizi de savunuyoruz ancak bunu bazen yapıyor bazen yapmıyoruz. kara paranın çantacısı dilan polat’ı serbest bırakan, özel hastane yönetimlerinin taşere ettiği yenidoğan küvezlerinde bebelerin canını alan örgütlü bir kötülük ve cehalet düzeninde açıkçası bir şeyleri savunurken sıranın bazen sıranın kendimize gelmemesi çok da mantıklı değil mi.
içiniz zaten daralmıştır. geri kalanını okumayın bari…
kötülük sandığımız şey bütün dünyanın düzenidir. gelmişin, geçmişin ve geleceğin… her ama her dönem böyle olmuş, insanoğulları ve kızları olarak biz hep istisnalardan ve istisna sandığımız dönemlerden medet ummaya meyyaliz. iktidarların elleri kanlıdır ama iktidara gidenlerin de elleri kanlıdır. cündioğlu şeytanla el sıkışmadan iktidar olunmayacağını söyler. bu daha da genişletilebilir.
günümüzdeki hakim düzen siyonist emperyalist bir diktatörlüktür ve gazze’de şu an soykırım yapmaktadır. abd cephesinden baktığımızda abd’nin ırak ve afganistan işgallerinde yine yüzbinler öldürülmüştür. suriye’de sivil muhalefetin abd silahları ve finansı ile türkiye’de eğitilmesi ve donatılmasıyla da milyon kişi ölmüştür. bunların öncesinde de saddam tarafından kürtlere büyük bir katliam yapılmıştı ve esad tarafından da halka türkiye kürdistanı 90’ları yaşatılmaktaydı.
baktığımızda zulüm ve suçlar daha çok sermaye ve kapitalist efendilerden kaynaklanıyor gibi durmakta. yahut batıyı da kolaylıkla suçlayabilmekteyiz. fakat durum bundan ibaret değil.
geçmiş de böyle değil mi ki. ilk abd göçmenleri kızılderili kabilelerini soykırımdan geçirmedi mi? ya da sırp ve bazı hırvat paramiliterleri müslüman boşnak halkı soykırıma uğrattı. diğer taraftan soykırımlar sürekli olarak kadınlara tecavüz anlamına gelmektedir. zirve belki israil’de olabilir tabi, filistinli mahpuslara tecavüz eden beş idf askerinin iddianamesinin, günümüz bilgi toplumuna rağmen, iptal edilmesinin zirve olduğu noktasında bir şüphe yok. [*]
hitler’in ve milyonlarca askerinin çingeneleri, yahudileri ve komünistleri fırınlarda yakması, almanya’da şu an bunda pek bir problem görmeyen kesimlerin iktidara gelecek olması da belki geleceğin zirvesidir kim bilir. soykırım ve katliamlara dair unutmak istediğim daha fazla çok detay daha aklıma geliyor ve vermek istemiyorum.
627 yılında beni kureyza kabilesine yapılanlar, abbasilerin 873’te zenci kölelere ettikleri, 1490’da müslümanlar ve yahudilere ispanyollar tarafından yapılanlar, 1572’de paris’te katolikler tarafından protestanlara yapılanlar, 1790’larda fransa’daki burjuvanın terör dönemi, mora adası’nda 1821’de yunanlar tarafından türklere yapılanlar, 1852’de britanya imparatorluğu’nun irlanda’daki soykırımı, 1900’de belçikalıların kongolulara yaptıkları, 1913’te balkanların türk halkına diğer uluslar tarafından yapılanlar, türk-kürt-alman ortaklığıyla 1915’te ermenilere yapılanlar, 1937’de stalin’in rejim muhaliflerini infazı, 1938’de dersim’de alevilere yapılanlar, 1945’te japon kentlerine yapılanlar, 1976’da kamboçya’da pol pot terörü, 1973’te şili’de ve 1980’de türkiye’de abd destekli darbelere giderken halka yapılanlar, 1994’te afrikalı halkların birbirine yaptıkları, 2014’te yezidi halkına ışid’in yaptıkları, 2015’te ankara garında yapılanlar, 2023’ten bu yana filistinlere yapılanlar.
jenosid, politisid, demosid ve klasisid. adı artık hangi cehennemin zakkumuysa.
bu kubbede baki kalan hep bir vahşet imiş…
görünen o ki güç hevesi ve şiddet tarihin motorudur. sınıf bazen sınıfta kalmaktadır. fakat tarihin motoru elbette ki sebepsiz hareket etmemekte ve amaçsız hiçbir şeye kalkışmamaktadır. tüm şiddet, cebir vasıtasıyla siyasi veya ekonomik bir amaca ulaşmak amacıyla meydana gelmektedir. adları; müdahale, demokrasi, işgal veya fetih olabilmektedir. yalnızca iktidarlara mahsus olmayıp iktidar adaylarına ve de halkların ta kendilerine bağlı olarak da meydana gelmektedir. ilaveten failleri dindar da dinsiz de olabilmektedir.
o sebeple neyi savunmalı ise; insana ve yaşama dair olanı savunmalı, insanın işbu olmadığı belli olan haysiyetini yaratmak için savunmalı. sanıyorum ki.





Bir Cevap Yazın