YUSUF YAVUZ SOYSAL
Çünkü Yalçın Küçük karışık bir adamdı diyenler çoktur. Karşı karşıya kaldığımız şey bir ölümün üzerinde tepinmek değilse Yalçın Hoca’yı hakiki yerine koymak gerekiyor. Bunu nasıl yapacağız?
Bendeki bu vefa duygusu nereden çıktı?
Kalıplarla düşünen, fikri yönelimini polemiğe, hınca, çıkara, politik-pragmatizme entelektüel kibre, benim-bizim bilmediğimiz fakat hep onların bildiği, bildirdiği ve teorik güçlerini, -hemen vaziyet alarak- ortalığı toparlama ve kendi birikimini bu toparlamanın verdiği iktidarlarla ortaya serip had bildirmeye hasretmiş yazıcılar ve kişiler için gerekli malzemeyi sunmaya çalışacağım.
Türkiye solunda yıllarını ömürlerini halkın ve memleketin iyiliğine adamış nice insanlar var. Ben de bu tarihin içinden geliyorum ve acısını yükünü çekenlerdenim. Konuşmaya, yazmaya elbette herkes kadar hakkım var.

Tapulu arazilere gecekondu yapmak
“Teori basitlemedir” derdi Yalçın Küçük. Basitçe ifade edelim o zaman: Türkiye’de entelektüel ve politik alem, bunu yılların emeği ve birikimiyle hak eden ve bilgiyi, malumatı hemen yazıya, kitaba ve benzeri dönüştüren şekillerle ve buradan kaynaklanan alışkanlıklarla çerçevelenmiş, sıkıştırılmış durumda.
Nedir o? Şudur: Kendi partisi, sendikası, dergisi, yayınevi veya bizzat kendisi, edindiği kazandığı yeri yüceltince artık bu kurumlardan ve kişilerden kalıpların dışına çıkan meseleleri açık, samimi ve mesuliyeti öne alarak ortaya koyan özgür bir düşünce ve fikri takip çıkmıyor.
Yalçın Hoca “yiğitçe bakabilmek” derdi. Bir örnek verebiliriz: Milliyetçi tarih yazımı -pedagoji de diyebiliriz- veya resmi ve alternatif tarihçilik tarihsel problemlere kısıtlılıkları, sınırlılıkları ve tapulu arazilerine zarar gelmemesi şeklinde oluşan mantıkları sebebiyle tarihsel etkenliğine doğru bakamıyor. Mesela, Oğuzların hikayesine bakamıyor. Haliyle göremiyor, göremeyince oradan düşünce bir fikir çıkamıyor, fikir çıkamayınca apolitikleşiliyor. Oğuz İsyanı’nı “Magna Carta” olarak değerlendiren bir ana akım tarih anlatısına rastlamıyoruz. Doğrusu yanlışı bir tarafa böyle bir genişlikte okuyabilmek ve bunun yaratacağı bu fikri genişliği görebilmek gerekir. Neticede Türkiye’de bir fikri tartışma zemininin yokluğu için bu dar alanda tıkılıp kalma hallerinin etkisi var diyebiliyoruz. Ben zemin yerine “Efkar-ı Umumiye” demeyi tercih ediyorum. Burada Namık Kemal’e yüklenen anlamı hatırlayabiliriz.
Yalçın Küçük de şüphesiz bazı alışkanlıkların ve problemlerin bir kısmını taşıyordu. Fakat Yalçın Küçük’ün yapmak istediği; tarihten edebiyata, Kürt meselesinden solun tarihine kadar söylenmeyeni söylemek, bunlara dönük bir buluş, keşif, söz söylemek ve oluşturduğu teorik mimariyi Türkiye’nin iyiliğine, geçmişine ve geleceğine sunma çabasıydı. Entelektüel çabalarının çeşitliliği ve yazdıklarının hacmi ispat olarak yeter.
Şimdi konumuzu beş örnek üzerinden açabiliriz.
Birkaç kritik
Daha önceki yazım vesilesiyle düşündüklerimi ve Yalçın Küçük hakkında yapılan eleştirileri değerlendirmek için birkaç kritik yapmak durumundayım.
1. Toplumsal sorumluluk
Yalçın Küçük’ün arayışları, kitapları, mücadelesi, rakkaslanmaları, son dönem geliştirdiği tezlerin problemleri, gençlere olan hürmeti, huysuzluğu, tutkuları ilh. gibi görüntülerin hepsi bir politik bir tutumun neticesiydi. Ve bunları yaparken “kirlenmeyi” ve kınanmayı göze almıştı. Yalçın Hoca’yı eleştirenlerin sorunu burada başlıyor. Hoca’nın politik tercihini ve tutumunu ya anlamıyorlar ya da buna tercihen mesafeli duruyorlar.
Konumuzun bir yönü de şudur; ayrım bana göre, Türkiye’den alacağı olduğunu düşünenlerle Türkiye’ye borcu olanlar arasındaki mesafedir. Böyle bir ayrım her durumda seçmeyi gerektirir ve seçimler de tarifler üzerinden tutum alarak yapılır; tarifi yapabilmek için öncelikle özgür olmak gerekir. Özgürlük ise disiplinle bağlantılıdır. Güven ve özgürlük arasındaki sıkı bağı da unutmayalım.
Kilit kelimelere bakalım: Borç, ayrım, seçmek, tarif, tutum, disiplin, özgürlük, güven.
Şimdi buna dayanarak şunları söyleyebiliriz: Yalçın Küçük için bir dahi olması nedeniyle sıra dışı yerlere saptığını öne süren yorumlar, onun anlamlı ve tutarlı bir cümle kuramayacağını söylemeye kadar vardırıyor işi. Ve dahiliğinin bir sonucu olarak örgütlü politik bir yaşamı beceremez denebiliyor. Bu yaklaşımlar yanlış. Böyle bir değerlendirme pek çok doğruyu beraberinde götürüyor. Onun kendisini bu ülkeye borçlu hissetmesi, tarif cüretkarlığı, tutum almadaki kararlılığı, özgürce konuşabilmesi, yazma ve üretme noktasındaki disiplini bütün açıklığıyla karşımızda duruyor.
Durum böyleyken Yalçın Hoca’yı kötülemek, kınamak, küçümsemek, tutarsızlıklar aramak pek de politik tutumlar gibi durmuyor.
Nihai olarak bence en önemli ve ayırıcı kerteriz toplumsal sorumluluktur. Yalçın Hoca ömrü boyunca kendini topluma karşı sorumlu hissetmiştir.
2. Kişilik ve merak
Hayatı boyunca düşünce ve siyasetle yoğun bir ilişki içinde bulunan kişilerin bazı davranışları sıra dışı olabilir. Bu kişilere sanatla iştigal edenleri de eklemek gerekiyor. Yalçın Küçük için sıra dışı davranışları nedeniyle “megaloman” tabiri kullanılır; bence doğru değil. Normlara pek uyan biri değildi evet ama megaloman çok abartılı bir ifade.
a) Yalçın Hoca özgür bir zihindi ve hep kendi kişiliğinin peşinde gitti. Bu gayet insani bir görüntüdür. Böylesi insanlara megaloman demek haksızlıktır.
b) Merak öğrenmenin temelidir. Bu çok merkezi bir tutum. Öğrenme ise yaşayarak olur ve merak olmadan süremez. Yalçın Hoca merakı hep diri olan ve yeni şeyler öğrenmeyi asla bırakmayan biriydi. Bu sebeple gayet akıcı bir dili vardı. Bu ancak övülebilecek bir şeydir.
c) “Öğrenme sevinci” Yalçın Hoca’nın sıkça kullandığı bir sözdü. Öğrenmekten duyduğu haz onun karakterinin önemli bir görüntüsüydü. Buna megalomanlık demek hadsizlik olur.
3. Vaziyet etmek
Düşünce dünyamızda hürmete layık birçok insan var: Namık Kemal, Tevfik Fikret, Hikmet Kıvılcımlı, İsmet Özel, Ziya Gökalp, Kemal Tahir, Yusuf Akçura, Yalçın Küçük, Kurtuluş Kayalı, Teoman Duralı, Mehmet Ali Aybar, Behice Boran, Nurettin Topçu, İlber Ortaylı, Tanıl Bora, Korkut Boratav, Murat Belge ve daha pek çok aydın…
Bütün bu isimleri, eksiklikleri ve “tutarsızlıklarına” rağmen arayışları ve mesele ettikleri konulara dair katkıları nedeniyle anlamlı ve kıymetli buluyoruz.
Meselemiz ise şu: Bir tartışmada entelektüel alemden kişilerin olaya “vaziyet etmek” için yazması üzücüdür. Vaziyet etmek için yazanlar düşünce üreten entelektüelleri eleştirirken neyi murat ediyorlar. Bakılması gereken nokta budur. Geneline baktığımızda eleştirilerin odağında “tapulu arazileri” koruma güdüsünün yattığını söyleyebiliriz. Toplum için değil, fikri takip değil, otorite alanlarını muhafazaya dönük gayretler için yapılan eleştiriler kolayca anlaşılıyor. Gerçek bir entelektüelin “tapulu arazisi” olmaz.
4. Kibir, tutarsızlık, arayış
Politik dünyada örgütlü yaşamın yarattığı kibir ve tutarsızlık uzak durulması gereken şeyler. Türkiye siyaseti maalesef hâlâ soğuk savaşın ürettiği kamplar mantığından kurtulamıyor. Yalçın Küçük hakkında “tutarsız” diyorsanız bunun altını doldurmak durumundasınız. Bu denli üretken bir aydını tek bir cümleyle kenara itmek açık şekilde bir kibrin de göstergesidir. Komünist olmak özgürleşmeci ve üretken bir siyaseti bize dayatır. Arayışları tutarsızlıkla yaftalamak asla doğru değildir.
5. Grekler ve Yalçın Küçük
Yalçın Küçük’ün Kıbrıs gazisi olduğunu biliyoruz. Yunan gazetelerine verdiği bir demeç tartışma konusu oldu. Yalçın Hoca’nın Doğu Birliği projesi vardı. Misak-ı Milli ile ilgili görüşleri de biliniyor. Eğer Yalçın Hoca’nın toplumsal sorumluluğunu örnek alıyorsak Yunanistan’la sürekli bir gerilim içinde olmak bize asla yakışmaz. Bizim için ayırıcı ilke şudur: Bir söz, eylem veya eser Türkiye’ye, halka, geleceğe katkı yapıyorsa kötülenemez ancak tartışma konusu olabilir.
Tarihsel meselelere bakışımız ahlakımızı da gösterir. Sorumluluk temeldir.
Yalçın Küçük bu yazıda geçenlerin hepsi miydi? Kavrayış sahipleri bunun tam olarak böyle olmadığını anlar. Çok lafa lüzum yok.
Ve son olarak bir şiir:
yort savul – arif çağlar için
atlasları getirin! tarih atlaslarını!
en geniş zamanlı bir şiir yazacağız
harbi karşılık verecek ama herkes
göğünde kuş uçurtmayan şu üç soruya:
bir, yeryüzünde nasıl dağılmıştır
tarihi düzünden okumaya ayaklanan çocuklar?
iki, daha yavuz bir belge var mıdır ha
gerçeği ararken parçalanmayı göze almış yüzlerden?
üç, boğaziçi bir istanbul ırmağıdır
nice akar huruc alessultanlarda bayraksız davulsuz?
nerede kalmıştık? tarihe ağarken üç ağır yıldız
sürünerek geçiyor bir hükümet kuşu kanatları yoluk
çocuklar! ile bile muhbirler! ve bütün ahali!
hep birlikte, üç kez, bağırarak, yazınız
kurşun kalemle de olabilir
yort savul!
Ece Ayhan





Bir Cevap Yazın