Halka Dergi’nin 1. sayısında geçen ayda gündemimize giren meseleleri Halka’nın Gündemi başlığıyla derledik.
İsrail Filistin’de Soykırım Yapıyor

7 Ekim tarihinde Hamas’ın gerçekleştirdiği baskın sonrasında Netenyahu hükümetinin yönetimindeki İsrail, Batı bloğunu da yanına alarak Filistin’de sivillerin yaşadığı Gazze’yi bombalamaya ve Gazze’ye kara operasyonuna başladı. Yarısına yakını çocuk olmak üzere binlerce Filistinli her gün bombardıman altında ölüyor. İsrail kaynaklı şiddet sarmalının neticesinde Filistin’deki bütün örgütler Hamas ile saf tutarak İsrail’e karşı ayağa kalkmış durumda. Bununla birlikte Batı ülkelerinde, İsrail’de ve dünyanın her yerinde halklar Filistin halkıyla dayanışmak için sokağa çıkıyorlar. Küresel sermayenin aparatı olan bir işgal yapısının insanlığa karşı işlediği suçlara halklar ses çıkarırken, yaptırım gücünü elinde tutan devletlerin önemli bir kısmı İsrail’le ticari ve diplomatik anlaşmaları kesmeye dair bir adım atmıyor. Meseleye duyarlı olduğunu yüksek perdeden dillendiren bölge ülkeleri ise sadece göstermelik hamaset söylemlerine sığınıyor. Bunlar olurken Türkiye henüz hiçbir somut adım atmış değil. Limanlarımızdan her gün gemiler İsrail’e lojistik destek taşıyor. İran siyasetiyle sıkı ilişkisi bilinen Hizbullah da şu güne kadar yaptığından fazlası için adım atmadı, karadan operasyona başlamadı. Neticede dünyanın gözü önünde bir soykırım yaşanmaya devam ediyor. Fakat Filistin’de yalnızca işgalcinin soykırımı yok, direnen ve savaşan onurlu bir halk var.
Öğrencilerin Barınma Sorunları Sürüyor, Devlet Yurtları Öğrencilere Mezar Oluyor

KYK yurdunda kalan 4. sınıf öğrencisi Zeren Ertaş, daha önce yapılan uyarılara rağmen tamiri ve bakımı yapılmayan yurt asansöründe feci şekilde can verdi. Bu olay sonrasında ülke genelinde KYK yurtlarında kalan öğrenciler kitlesel eylemler düzenlediler. Birçok KYK yurdunda idareciler geri adım atmaya başladı ancak hâlâ öğrencilerin yaşadıkları sağlıksız koşullara dair haberler gelmeye devam ediyor. Yurdun her köşesinden öğrenciler sağlıksız beslenmeye, kötü barınma koşullarına karşı seslerini daha çok çıkarıyorlar. Pandemi sonrasında başlayan konut krizi sonrasında iyice ayyuka çıkan barınamama meselesi ülkeyi yönetenlerin öğrencileri hiç gözetmediklerini ve öğrencileri dini istismar eden yapıların ellerine teslim ettiğini açıkça göstermişti. Son başlayan protesto dalgasıyla da yurtlardaki asansör, yemekhane, kantin gibi birçok insan sağlığını ilgilendiren konuda tecrübesiz ama hükümetin desteklediği türedi şirketlere devredildiğini gözler önüne serdi. Örgütlenen ve taleplerini dillendiren öğrencilerin ise karşısında durulamayacağını bir kez daha görmüş olduk.
Can Atalay Yüksek Yargı Kararına Rağmen Hâlâ Hapiste, Rejimin Anayasa Krizi Derinleşiyor

Milletvekili seçilir seçilmez mecliste yerini alması ve kendisine oy veren halkı temsil etmesi gereken Can Atalay, mevcut anayasa hiçe sayılarak hapiste tutulmaya devam ediyor. TİP başkanı Erkan Baş geçtiğimiz ay bu durumu protesto etmek için Hatay’dan bir yürüyüş başlattı. Bu yürüyüş anlamlı bir toplumsal destek de gördü. Hükümetin güdümünden çıkamayan yargı, Hatay halkının parlamentoda temsil edilme hakkını gasp etmeyi sürdürürken Anayasa Mahkemesi’nin açıkladığı ihlal kararı üzerine Yargıtay 3. Dairesi, ihlal kararı veren AYM üyeleri hakkında Anayasaya Aykırı hüküm vermekten soruşturma başlatma kararı aldı. Kimilerine göre bir hükümet içi siyasi çatışma anlamına gelen bu müdahale açık bir şekilde Türkiye’de hukukun gücü elinde bulunduranlar tarafından hiçe sayıldığının göstergelerinden biri oldu.
İşçi Sınıfı Bangladeş’te Direniyor!

Dünyanın en büyük ikinci hazır tekstil üreticisi konumunda olan Bangladeş’te işçilerin isyanı büyüyor. İşçiler, Ekim ayından bu yana insanca yaşamaya yetecek bir ücret talebiyle direniyor. 4 milyon tekstil işçinin bulunduğu ülkede, aylık yaklaşık 75 dolar ücret alan işçiler maaşlarının 208 dolara çıkarılmasını istiyorlar. Ağır sömürü koşulları altında çalışan tekstil işçilerinin haklı talepleri karşılanmazken, eylemlerin başından beri polis şiddeti yükseldi. Olaylar neticesinde onlarca fabrika deposu yakıldı, 150 kadar iş yeri kapatıldı ve şimdiye kadar 4 işçi polis saldırısı sonucu yaşamını yitirdi. 300’den fazla iş yeri geçici olarak faaliyetlerini durdurdu. Uluslarası tekstil ve hazır giyim tekellerinin ucuz emek sömürüsünün merkezlerinden biri haline gelen Bangladeş, otoriter bir şekilde yönetiliyor. Ülkede siyasi faaliyetler hükümetin operasyonları ile engelleniyor. Yakın geçmişte, Bangladeş’teki çalışma koşulları büyük işçi katliamlarına da neden olmuştu. 2013 yılında Dakka’da bulunan Rana Plaza’da 1138 işçi çalıştıkları binanın çökmesi sonucu hayatını kaybetmişti. Bu olaydan sonra küresel düzeyde, markaların temiz üretim yapmasına dönük hareketler ve organizasyonlar artmaya başladı.
Taşeron Belediye İşçilerinin Mücadelesi Büyüyerek Sürüyor

Taşeronlaşmanın yarattığı bütün sıkıntıları yaşamak zorunda kalan ve kendilerine kadro verilmeyen taşeron belediye işçilerinin mücadelesi TABİB (Taşeron Belediye İşçileri Birliği) ile büyüyerek sürüyor. Ülke genelinde bütün belediyelerde örgütlenen ve siyasi kutuplaşmaların dışında bir dili gözeterek bütün kesimlerden işçilerle beraber büyüyen bu hareket her yerde eylemlerine devam ediyor. Son dönemde EYT yasasının geçmesiyle emeklilik haklarını elde eden taşeron belediye işçileri, içinde kaldıkları güvencesizlik nedeniyle işyerlerinde baskıya maruz kalıyorlar. Yasaya göre 65 yaşında önce kimse zorunlu olarak emekliye ayrılmak zorunda değilken belediyeler yaş sınırına gelmeyen işçileri emekliye ayırmak için mobbing uyguluyor. Son olarak Ataşehir Belediyesi’nde çalışan taşeron işçiler emekliye ayrılmak zorunda bırakıldılar. Geçen yıl olduğu gibi bu yıl da Ankara’da 12 Kasım’da işçi örgütleriyle beraber Ulus Meydan’ında bir miting düzenledi. TABİB, işçi sınıfını değil patronları gözeten ve sınıfın haklarını korumayan sendikacılığa karşı da mücadelesini de sürdürüyor.
Göçmenlere Yönelik Sistematik Şiddet Devam Ediyor

Türkiye’de yaşayan göçmenler seçimlerden sonra özellikle artan bir şiddette baskı görmeye başladılar. İnsan hakları ve hukukun hiçe sayıldığı koşullara gönderilmekle, evlerinde hapis hayatı yaşamak arasında kalan göçmenler hâlâ istismar edilen ve güvence altına alınmayan emekleri nedeniyle karşılaştıkları sorunlar boğuşuyorlar. Mültecilik statüsüne sahip olmadıklarından her türlü keyfi uygulamaya maruz kalabiliyorlar. Şimdiye kadar ucuz iş gücü olarak hükümet için anlam ifade eden ve göz yumulan kayıtsız göçmenler seçimlerden sonra sağ siyasetlerin yarattığı rüzgârın etkisiyle toplumsal meşruiyetin hükümet lehine tekrardan sağlanması için ilk fırsatta gözden çıkarılanlar oldular. Göçmenler, GGM’lere gönderilme tehlikesi nedeniyle sokağa çıkamaz ve düzenli bir işte çalışamaz hale geldiler. Çalışma hayatından uzaklaşmaları ister istemez yükselen ev kiralarını ödeyememelerine ve temel besinlerden bile mahrum kalmalarına neden oldu. Yakın zamanda, Zonguldak’ta kaçak bir madende çalışırken yaralanan Afgan göçmen işçi Vezir Mohammad Nourtani, kaçak maden ortaya çıkmasın diye işverenler tarafından öldürüldü ve cenazesi yakıldı. Bu olay, göçmenlerin Türkiye’de içinde bulunduğu koşulları özetler nitelikte. Irkçılık ve sömürüyü en ağır şekilde yaşayan ve seslerini duyuramayan binlerce göçmenle aynı şehirlerde yaşamaya devam ediyoruz.
Cumartesi Anneleri/İnsanları Meydanlara Sığamıyor

AYM’nin açıkladığı hak ihlali kararına rağmen Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın Galatasaray Meydanı’nda her Cumartesi gerçekleştirdiği oturma eylemleri uzun süre polisin keyfi uygulamalarıyla engellendi. Bu engeller kendisini yasadan üstün tutan bir hükümetin içişleri bakanının açıklamalarıyla son buldu. Devleti yönetenler, yıllarca, çocuklarının mezarlarını ve akıbetlerini öğrenmek isteyen anneleri meydanlara bir türlü sığdıramadı. Yerel seçimler yaklaşırken keyfi müdahalelerle dikkate almadıkları hukuk akıllarına gelmeye başladı. Devlet faillerini bir türlü bulamadığı(!) ölülerin cesetlerinden korkmayı sürdürüyor. Cumartesi Anneleri/İnsanları mücadelelerini sabırla ve geri adım atmadan sürdürüyorlar.
Karabağ Savaşı Bitti!

Tarihi olarak Azerbaycan’ın hakkı sayılan ancak halkının bir kısmı Ermenilerden oluşan ve Azerbaycan’a bağlı bir yer olmak istemeyen Karabağ Ermenileri yüzüstü bırakıldı. Daha önce Rusya’nın garantörlüğünde geçici bir barış sağlanan bölgede, Rusya’nın geri çekilmesiyle yalnız kalan Ermenistan, Karabağ’ı Azerbaycan’a bırakmak zorunda kaldı. Tarihleri boyunca çokça katliama ve eziyete mazur kalan Ermeniler’in Karabağ’dan zorla çıkarılması kabul edilemez. Enerji ihtiyacını gidermek için Azerbaycan ile masaya oturan ve gaz ithal eden Avrupa Birliği devletleri bu olan bitene ise ses çıkarmadı.
İşçiler Çalışırken Ölmeye Devam Ediyor

AKP 3 Kasım 2022’de iktidara geldi. İSİG raporlarına göre AKP’li geçen son 21 yılda 32.180 işçi çalışırken hayatını kaybetti. Cumhuriyet tarihinde görülmemiş maden katliamları ve emek sömürüsü bu 21 yıl içinde gerçekleşti. Güvencesiz çalışan taşeronlar ve can kayıpları için ödül gibi cezalar alan patronları bu dönemde gördük. Yine İSİG raporlarına göre 2023’ün ilk dokuz ayında 1409 kişi çalışırken öldü. İş cinayetleri sürekli artan ve can yakan bir mesele olarak devam ediyor. Çalışırken ölmek istemiyoruz.
25 Kasım’da Kadınlar Şiddete Karşı Sokaktaydı

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde her yıl olduğu gibi bu yıl da Türkiye’nin dört bir yanında kadınlar sokaklardaydı. 25 Kasım, kadınların hayatın her alanında maruz kaldığı erkek ve devlet şiddetine karşı verilen mücadele için önemli bir gün. Türkiye’de her yıl kadın cinayetlerinde hayatını kaybedenlerin sayısı artıyor. Fakat, bu cinayetleri ve her türlü erkek şiddetini önleme amacıyla hazırlanmış İstanbul Sözleşmesi, hükümet tarafından feshedildi. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun verilerine göre, 2022 yılında erkekler tarafından 334 kadın öldürüldü, 245 kadın şüpheli şekilde ölü bulundu. 25 Kasım eylemlerine katılan kadınlar, önlenebilir olduğu halde önlenmeyen, devlet ve yargı eliyle meşrulaştırılan kadın cinayetlerine; her alanda karşılaştıkları erkek şiddet ve tacizine karşı olan öfkeleriyle yürüdüler. Kadınlar için bu bir hayatta kalma mücadelesi.
Aluform Pekintaş İşçilerinin Direnişi Tüm Engellemelere Rağmen Devam Ediyor

Düzce’de bulunan Aluform Pekintaş metal fabrikasında, Türk Metal sendikasına üye olduğu için işten atılan işçilerin direnişi yaklaşık 1 yıldır devam ediyor. İş kanunundaki Madde 25 içerisindeki çeşitli kodlarla işten atılan ve tazminatları gasp edilen işçilerin direnişi çeşitli şekillerde engellenmeye çalışılıyor. Düzce Valisi, işçilerin fabrika önünde eylem yapmalarını 4 ay boyunca yolun trafiğini gerekçe göstererek yasakladı. Direnişte ısrar eden işçiler, polis şiddetiyle ve gözaltıya maruz kaldı. Kendi fabrikalarının önüne gidemeyen işçiler Pekintaş grubunun diğer fabrikaları önünde eylem yapınca, patron haklarında manevi tazminat davası açtı. Ayrıca, yönetim çeşitli iddialarla işçiler hakkında birkaç kez mahkemeye başvuruda bulundu. Mahkeme ise bu iddiaları doğru kabul ederek direnişçi işçileri fabrika önünden uzaklaştırma kararı aldı. Defalarca işçilerin işyeri önüne astığı pankartlar söküldü, direniş çadırı dağıtıldı. Özetle, yerel yönetimden kolluğuna, yargısından yerel basınına kadar işverenden yana tavır alan her türlü yapı, işçilerin direnişini engellemeye çalışıyor. Tüm bunlara rağmen, Pekintaş işçileri hakları için mücadele etmekten vazgeçmiyor.
Agrobay İşçisi Kadınlar Üç Ayı Aşkın Süredir Direnişte

Avrupa’nın en büyük serası olmakla övünen, Bayburt Grup’a bağlı Agrobay Seracılık’ta Tarım-Sen sendikasına üye olduğu için 37 kadın işçi ve 2 mühendis işten atıldı. İşten atılan kadın işçiler, sendikalarıyla birlikte 22 Ağustos’tan bu yana seranın bulunduğu İzmir Dikili’de direniyor. Endüstriyel domates üretimine odaklanan Agrobay, Türkiye’nin domates ihracatında kilit bir aktör. Agrobay’ın yüksek kâr oranları, kadınların ağır sömürüsünden kaynaklanıyor. Agrobay işçisi kadınlar, serada 80 dereceye varan dayanılmaz sıcaklarda çok ağır işler yapmaya zorlandıklarını ve sürekli olarak yöneticilerin hakaret ve kötü muamelesine maruz kaldıklarını anlatıyorlar. Kimileri uzun yıllar boyunca sigortasız çalıştırılmış. Bu kötü koşullara ve hak gasplarına karşı sendikalaştıkları için Kod 46 koduyla tazminatları dahi verilmeden işten atıldılar. İşçiler ve sendikacılar, direniş sürecinde onlarca kez polis şiddetiyle, işkenceyle gözaltına alındı. İşçilerin talepleri: gasp edilen haklarının verilmesi, Kod 46 kodunun kaldırılması ve işe iade edilmek. Bu süreçte, Bayburt Grup ve Agrobay şirketinin hem iktidarla hem de CHP ile olan yerel ve ulusal ölçekteki ilişki ağları da ortaya çıkarıldı. CHP’den Agrobay patronu ile yakın ilişkisi bulanan birçok milletvekili, direnişteki kadınlarla görüşmüş olsa da çözüme dair somut bir adım atılmadı. Son olarak, direnişin 98. gününde (28 Kasım) Agrobay işçisi kadınların bir kısmı, canlarını ortaya koyarak Bergama’da bir binanın çatısına çıktılar. Sadece gasp edilen hak ve tazminatlarını isteyen kadınlara, polis hiçbir önlem almadan müdahale etti ve şiddet kullanarak gözaltına aldı. Gözaltı sonrasında açıklama yapan bir kadın işçi durumu şöyle anlatıyor: “Artık canımıza tak ettiği için bugün çatıya çıktık. Hiçbir önlem alınmadan polis bizi gözaltına aldı. Bugün o çatıda ölebilirdik ama ölmemiz kimsenin umurunda değil. Artık bu sorunu çözün”. Agrobay işçisi kadınlar hakları için direnmeye devam ediyor.
Trendyol’un Sendika Düşmanlığı ve İşçilerin İnadı

Türkiye’de e-ticaret şirketlerinin en büyüklerinden biri olan Trendyol’un Esenyurt deposunda çalışan işçiler, bir süre önce düşük ücretlere, mobbinge ve kısa süreli sözleşme gibi haksız uygulamalara karşı sendikal örgütlenmeye başlamıştı. Örgütlenmeyi kırmak için işçilerin çeşitli taşeronlara bölündüğü fabrikada, şirketlerin depo işkolunda olması gerekirken iletişim işkolunda gösterilmesinden dolayı işçiler PTT-SEN sendikasında örgütlendiler. Bir süre sonra, sendikaya üye olan işçiler küçülme bahanesiyle işten atıldılar. İşçiler PTT-SEN ve DGD-SEN sendikaları ile birlikte hem Esenyurt’taki depo önünde hem de Trendyol’un Maslak’taki genel merkezi önünde direnişe başladı. İşçiler direniş sürecinde depolardaki çalışma koşullarını anlatarak, Trendyol’un yüksek kar oranlarının depolardaki yoğun emek sömürüsü ile mümkün olduğunu ifşa ettiler. 2018’de e-ticaret devi AliBaba tarafından büyük bir bölümü satın alınan ve giderek piyasadaki hacmini büyüten Trendyol’un işçileri küçülme bahanesiyle işten atmasına karşı ise işçiler “Mücadele Tek Yol, Yalancısın Trendyol” sloganıyla cevap verdiler.




