ÇAĞATAY TURAN YILDIRIM
Geçtiğimiz günlerde 20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü sebebiyle çeşitli sivil toplum örgütleri, gençlik örgütleri ve çocuk hakları konusunda çabalayan kişiler/kurumlar bu konu ile ilgili oturumlar düzenleyip bu konuyu kamusallaştırarak aslında mevcut hak ihlallerine dikkat çekmeyi amaçladılar. Bu vesileyle son zamanlarda daha da tartışmaların odağına alınan “çocuk” ve “çocuk hakları” farklı alanlardan ele alınmaya çalışıldı. Özellikle son günlerde “suça sürüklenen çocuklar” meselesinin çevresinde, devlet politikası şeklinde beslenen çetelerin ve bunun aracılığıyla çocuk haklarının gaspı tartışmaları yeniden gündeme geldi. Ayrıca bu tartışmalar, çocuk haklarına dair sadece çete ve suça sürüklenme konularının değil aynı zamanda “ırkçılık ve çocuk” gibi bir konunun da yeniden tartışılmasına etki etti. Bu konu elbette hep mevcut bir olgu olarak ortada olan bir sorundu. Çocuk hakları konusu bu konuda öncelikle devleti bu durumun baş aktörü olarak kabul edip düzenleme yetkisini öncelikle devletin yasaları aracılığıyla düzenlemeye çalışıyor. Çeşitli uluslararası antlaşmalar ve protokoller ulusal hukukun üzerinde yer alsa da devlet bu anlaşmaları ve kararları uygulamadığı takdirde somut yaptırımlarla karşı karşıya bırakılamıyor. Peki ya devlet çocuk hakları ihlallerini kendi ideolojik hegemonyasının tesisi ve sermayenin çıkarları için kullanırsa? İşte hukuksal ve politik krizin bir boyutu burada başlıyor. Özneler üzerinde tasarruf yetkisi yasalarca meşrulaştırılan devlet, sermayenin çıkarları ve kendi ideolojik hegemonyasının tesisi için yasaları yapılandırmanın ötesinde yasaların ötesinde kendisini konumlandırıp mevcut yasaların içeriğini boşaltıp onları etkisiz de kılabiliyor. Bu sebeple çocuk hakları, salt duygusal bir konu olarak görüldükçe çocukların da hak öznesi bireyler olduğu gerçeği yadsındıkça bu çatlaklar görünür kılınamayacaktır. Mevcut ataerkil ve ırkçı söylemlerini, başta aile, ardından okul, askerlik ve tekrar evlilik üzerinden aile, yoluyla döngüleştiren ve en başta çocuklar üzerinden inşa eden iktidar, çocuğun ebeveynlerinin bir “malı” olarak görülmesini ve o kişilerin çocuğu üzerinde her türlü yaptırım gücünün meşru görülmesini kabul ettirmeye çalışmaktadır. Görüyoruz ki “kutsal aile” kurumu ve kurumsallaştırılmaya çalışılan “aile yılı” söylemi aracılığıyla çocuğu ve çocuk haklarını içeriksizleştirmeye çalışan bir iktidarla mücadele etmekteyiz.

Çocuk hakları ile ilgili ele alınan bir başka konu da emek sömürüsünün çocuk üzerinden meşrulaştırılmasıdır. Çocuk emeği sömürüsünün yasalarla desteklenen ve meşrulaştırılan yönü karşımıza en net Mesleki Eğitim Merkezleri’nde (MESEM) çıkmaktadır. MESEM, eski adıyla Çıraklık Eğitim Merkezi, 09.12.2016 tarihinde örgün ve zorunlu eğitim kapsamına alınmıştır. Millî Eğitim Bakanlığı, Mesleki ve Teknik Eğitim Genel Müdürlüğü’ne bağlı olarak eğitim vermektedir. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesinin 32. maddesi çocuk işçiliğinin bir hak ihlali olduğunu vurgular. Ayrıca başka pek çok ulusal ve uluslararası yasa ve sözleşmede de çocukların eğitim hakları, çocuk işçiliğine karşı çocukların korunması pratikleri güvence altına alınmıştır. Yasalar ile, çocuk tanımı yaparak, çalışmanın asgari yaşını belirleyerek, eğitim ve yaşam hakkının önemini vurgulayarak aslında ihlaller önünde set çekmeye çabalanmıştır. Ancak iktidarlar kendi çıkarlarını önceleyen politikaları işletebilmek için yasaların ötesinde kendilerini konumlandırarak ya da farklı yasalar aracılığıyla bu yasaları hükümsüz kılmaya çalışarak çocukların sömürüsünün önünü açmaktadır. MESEM öğrencileri lise çağındadırlar ve yaşları itibariyle çocuk sayılmaktadırlar. Ancak yasalarla düzenlenen ve korunan bu sistem çocuk haklarını ihlal ederek çocuk işçiliğin önündeki yasal engelleri ortadan kaldırmaktadır. Bunun bir sonucu olarak da çocuk işçi cinayetleri karşımıza çıkmaktadır. MESEM bu hak ihlalinin bir örneğidir ve çocukların sermaye karşısında savunmasız bırakılmasının bir pratiğidir. MESEM tartışması, devletin ve toplumun çocuk algısının çarpıklığının içerisinde eritilmeye çalışılan bir hak ihlali ve sömürü sistemi olmasının ötesinde sermayenin de “canlı beden” üzerindeki tasarrufunu bizlere tekrar gösteren bir mekanizmanın da tartışmasıdır. Kapitalizm özellikle ilk çıktığı dönemlerde “vahşi kapitalizm” olarak anılıyordu. Bunun başlıca sebepleri; emekçileri, patronların doyumsuz kâr hırsından koruyacak herhangi bir hukuki güvencenin bulunmayışı ve bu hukuki güvence yokluğunun bir sonucu olarak doğanın da emekçiler kadar sömürülmesinin önünde bir engel bulunmamasıydı. Bu dönemler özellikle İngiltere’de işçi sınıfının durumu üzerinden okumalarla daha detaylıca görülmüştür ki Friedrich Engels’in “Konut Sorunu” ve “İngiltere’de Emekçi Sınıfların Durumu” hakkında yazdığı yazılar üzerinden dönemin emekçi halkının bir portresine bakış atmak mümkündür. Ancak zamanla hukuki düzenlemeler aracılığıyla işçi-iş veren arasındaki ilişki hak merkezli bir boyutta yürütülmeye çalışılsa da hukuk her daim iktidar sahiplerinin çıkarı doğrultusunda kullanılmıştır. İş hukuku işçiye iş veren karşısında belli güvenceler sağlıyor ancak yeterli değil. Bunu MESEM’ler örneğinde çocukların çalıştırılmasının hâlâ daha bir kılıf altında meşrulaştırılmasında görüyoruz.
Devletin MESEM’leri meşrulaştırmak için kullandığı söylemlerden bir tanesi “Ahilik geleneği” adı altında ataerkil bir zihniyetin yeniden üretimini sağlamaktır. MESEM’ler hakkında muhalefetten gelen tepkilerin kendisini rahatsız etmediğini belirten Milli Eğitim Bakanı (MEB) Yusuf Tekin MESEM’leri meşru göstermeye çalışırken şu sözleri kullanmıştı:
“Ahi Evran’la kurumsallaşan bu yapı, mesleğin teknik yönüyle birlikte iş disiplinini, doğruluk ilkesini, topluma karşı sorumluluk bilincini ve çalışma ahlakını da esas alan bir eğitim anlayışının göstergesidir. Tevarüs ettiğimiz bu birikim, bizlere mesleki eğitimin Türkiye’nin kültürel ve ekonomik yapısıyla uyumlu gelişmesini sağlayan önemli bir arka planı da sunar.”
Tekin bu konuşmayı 1-3 Aralık’ta gerçekleşen ve onaltı dostumuzun MESEM’lerdeki çocuk iş cinayetlerini protesto ettikleri için tutuklandığı “Türkiye Yüzyılı Mesleki ve Teknik Eğitim Zirvesi” açılış konuşmasında yapmıştı. Ayrıca MEB’in internet sitesinden Zirve’nin tanıtımını yaptığı yazıda yer alan şu ifadeler devletin MESEM’lerdeki emek sömürü sistemini meşrulaştırmak için ahlaki ve kültürel bir zeminden söylemlerini nasıl kurduklarını bize göstermektedir:
“Millî Eğitim Bakanı Tekin’in açılışına katılacağı ve üç gün sürecek zirvede çerçeve öğretim programları değerlendirilecek, 21. yüzyıl becerileriyle birlikte yeşil ve dijital alanlara yönelik sektör talepleri alınacak. Zirvede ayrıca alan/dal güncellemeleri ve yeni meslek alanlarının belirlenmesi, Ahilik kültürü ile meslek etiğinin programlara yansıtılması ve mesleki eğitimde kalite ile istihdamın artırılmasına yönelik görüşler dinlenecek.”
“Çıraklık eğitiminin örgün ve zorunlu eğitim kapsamına alınması ile ekonomimizin temel yapı taşı olan işletmelerin çırak ihtiyacının karşılanması ve çırak öğrencilerimizin ahilik kültüründen gelen usta çırak ilişkisiyle mesleklerini işbaşında öğrenmeleri amaçlanmıştır.”
Bahsi geçen usta-çırak ilişkisi bağlamında çocuklara kabul ettirilmeye çalışılan, toplumsal iktidar ilişkilerinin doğallaştırıldığı bir bakış açısıdır. MESEM’li öğrencilerle yapılan görüşmelerde çalışma ortamında kendisini “usta” veya “kıdemli” olarak tanıtan kişilerin zorbalık yoluyla kendileri üzerinde tahakküm kurmaya çabaladıklarını görüyoruz. Aslında devletin “ideal vatandaş” tanımlarına uyan bireyleri üretme amacına hizmet eden bir uygulamadır. Çünkü burada çocuklar belirli bir iktidar ilişkisine ve hiyerarşik sömürüye maruz bırakılarak aslında bir “ürün” olarak ortaya çıkarılmaya çalışılıyorlar ki o da: Kastre* edilmiş bir irade. Aile, okul, iş yeri, ordu gibi kurumlar aracılığıyla devlet kendi ideolojisi çerçevesinde hareket eden bireyler yaratmayı amaçlar. MESEM’ler, çalıştırılan çocukların ideolojik baskı kalıplarına uydurulmaları için devletin bir mekanizması olarak iş görüyor. Bu sebepledir ki devlet bu projeyi salt sektörün ucuz iş gücünü güvencesiz bırakılan çocuk işçiler üzerinden karşılamak gibi salt bir ekonomik kaygı üzerinden sürdürmeyi amaçlamıyor. Aynı zamanda MESEM projesi belli bir “tip” insan modelinin üretim atölyesi olarak görülüyor ki ordu ve eğitim kurumları da aslında buna hizmet ediyor. Bu da hadım edilmiş bir iradeye sahip olan, iktidar ilişkilerinde kendisine biçilen role razı olup bunu doğallaştırmış bir insan figürüdür. Aslında içi boşaltılmış bir vatandaş ve apolitik bir birey yaratımıdır. Bu sürecin yarattığı baskılardan dolayı da çocuklar aslında psikolojik açıdan kötü etkilenerek yaşadıkları sorunların kişisel olduğu yanılgısıyla kolektif mücadeleden daha da uzak kalabiliyorlar. Bu sebeple ahilik üzerinden ve ahlak-kültür dolayımıyla meşrulaştırılmaya çalışılan MESEM projesi aslında devletin meşruiyetini sağlayacak bireylerin üretimi için bir fabrika görevi görmektedir.
Sermayenin ara eleman ve ucuz iş gücü ihtiyacını çocuklar üzerinden karşılamaya çalıştığını gördüğümüzde, bahsi geçen Zirve’nin protokolü, sendikaların veya hak örgütlerinin temsilcilerinden değil de sermaye örgütlerinin temsilcilerinden oluştu. Ankara Ticaret Odası Başkanı Gürsel Baran, İstanbul Sanayi Odası Başkanı Erdal Bahçıvan, Ankara Sanayi Odası Başkanı Seyit Ardıç, MÜSİAD Başkanı Burhan Özdemir, Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkanı Mustafa Gültepe başta olmak üzere pek çok patron örgütünden temsilcilerin katıldığını anlayabiliriz. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 32. maddesine göre taraf devletler, çocuğun, ekonomik sömürüye ve her türlü tehlikeli işte ya da eğitimine zarar verecek ya da sağlığı veya bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlaksal ya da toplumsal gelişmesi için zararlı olabilecek nitelikte çalıştırılmasına karşı korunma hakkını kabul ederler. ILO’nun (Uluslararası Çalışma Örgütü-International Labour Organization) 138 No’lu Asgari Yaş Sözleşmesi’nde, çalışma asgari yaş sınırının, zorunlu öğrenim yaşının bittiği yaşın altında ve “her halükârda 15 yaşın altında olmayacağı” vurgusu yapılmaktadır. Uluslararası pek çok anlaşma ile çocukların çalıştırılmamasına yönelik sözleşmeler imzalansa da, çalışma yaşının ve koşullarının sınırı eğitim hakkının ve yaşam hakkının engellenemeyeceği şekilde belirtilse de, bunların uygulanmadığını ve sermayenin çıkarlarının bir şekilde hukuku esnetebildiğini görüyoruz. Çocukların işçileştirilme çabasının ortaya koyduğu en büyük engeller yaşam haklarının ve eğitim haklarının ihmal edilmesidir. Bu konuyu aşağıdaki veriler ışığında daha iyi görebiliriz:
- 2024 TÜİK (Türkiye İstatistik Kurumu) Hane halkı İşgücü Araştırması verilerinde 15-17 yaş grubundaki çocukların işgücüne katılma oranı %24,9 olarak açıklandı.
- İSİG Meclisi’nin (İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi) 2025 yılının Eylül ayında yayımladığı Çocuk İş Cinayetleri Raporu’na göre 2024 Eylül-2025 Ağustos döneminde en az 72 çocuk çalışırken iş cinayetlerinde hayatını kaybetti. Yine İSİG Meclisi’nin 2025 yılının Haziran ayında yayımladığı ve son iki buçuk yılda elde edilen verilere göre oluşturduğu Çocuk İş Cinayetleri Raporu’na göre ise en az 770 çocuk çalışırken iş cinayetlerinde hayatını kaybetti.
- 2025 Eylül raporunda İSİG Meclisi, çocuk işçi cinayetlerinin kentsel alanlarda yoğunlaşmasına dair şu yorumda bulundu: “Diğer yandan güncel olarak belirleyici husus çocuk işçiliğin merkezinin artık kentler olmasıdır. Özellikle pandemi süreci ve 2021’in sonbaharında belirginleşen ekonomik kriz kentsel yoksulluğu yaygınlaştırıp derinleştiriyor. Bu durum özellikle MESEM’de gördüğümüz üzere bizzat devlet politikalarıyla kitleselleştirilen çocuk işçilik ve tüm Anadolu kentlerinde yoğunlaşan Organize Sanayi Bölgesi (OSB) gerçekliği artık çocuk işçi ölümlerini kent merkezlerine ve çeperlerine taşıyor. Artık çocuk işçiler her yerde. Her ailede veya sülalede bir çocuk çalışıyor, her sokakta tanıdık bir çalışan çocuk var. Üretimden gelen bu gerçeklik çocuk işçiliği “görünür” kılıyor ancak çocuk işçilik; eğitim, öğrenim, yetişecek eleman veya suçtan uzak tutmak argümanlarıyla “meşrulaştırılmaya çalışılıyor” ve sömürü ile ölümler maskeleniyor.”
- Eğitim-Sen (Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası), 2025 yılının Eylül ayında yayımladığı 2025-2026 Eğitim Öğretim Yılı Başında Eğitimin Durumu Raporu’nda Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesinin 32. maddesine ve ILO’nun 38 No’lu Asgari Yaş Sözleşmesi’ne atıfta bulunarak çocuk işçiliğin bir hak ihlali olduğunu vurgulamıştır. Raporda: “İktidar eliyle derinleştirilen ekonomik ve toplumsal sorunlar, MESEM’i bir tercih olmaktan çıkararak çok sayıda çocuk ve genç için zorunluluk haline getirmiştir. Ekonomik darboğaz ve ağır borç yükü altında ezilen yoksul emekçi ailelerinin çocukları, hayatta kalabilmek için bu uygulama aracılığıyla çocuk yaşta çalışmaya mecbur bırakılmaktadır. MESEM, yoksul öğrenciler ve aileleri için bir “zorunlu tercih” olarak dayatılmaktadır.” ifadeleri yer almaktadır.
- İstanbul Tabip Odası Çocuk Hakları Komisyonu’nun yayımladığı Çocuk Yoksulluğu ve Yoksunluğu Raporu’nda yer alan ifadelere göre: “Yoksul aileler MESEM’i bir kurtuluş yolu olarak görerek çocuklarını buraya yönlendirmektedir. Çocuklar zihinsel gelişimlerine ket vuran bu sistemde aslında eğitilmiyor, sömürülüyor, ölüm, sakatlık ve istismar riski altında kalıyorlar. Üstelik çocuk işçiliğini ortaokula dek indirme planları dile getirilmektedir. Legal ve illegal çalıştırılan bu çocuk işçiler fiziksel ve cinsel istismara daha fazla maruz kalmaktadır.”
- Emek Partisi (EMEP) İstanbul Milletvekili İskender Bayhan 6 Ekim 2025 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde muhatabı Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin olan bir soru önergesinde bulundu. Bakan Tekin’e yönelttiği sözlerinde; “Öte yandan iktidar, nitelikli eğitim hakkını güvence altına almak yerine, MESEM gibi çocuk emeğini çıraklık altında ucuz işgücü sömürüsüne dönüştüren projelerle eğitimden ve okuldan kopuşu daha da hızlandırmaktadır. Açlık sınırında yaşayan milyonlarca çocuk için okul yemeği ve temiz su sağlanmamakta, eğitim hakkı lütuf gibi sunulmaktadır. Oysa bu hak. Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmış temel bir insan hakkıdır.” ifadelerini kullanan Bayhan, eğitim hakkından mahrum bırakılan çocukların hak gaspına uğradıklarını belirtti. Bayhan’ın sunduğu soru önergesinde toplam 26 soru Bakan Tekin’e yöneltilmiştir. Sorulardan bazı örnekler şu şekildedir:
- “MESEM’de kayıtlı öğrencilerin ne kadarı 19 yaş ve altı gruptadır? MESEM öğrencilerinin yaşlarına göre sayıları nedir?”
- Son iki yılda örgün eğitimden kopan yaklaşık 2 milyon çocuğun akıbeti nedir? Bu çocukların ne kadarı çalışmakta, ne kadarı tamamen eğitim dışına itilmiştir?”
- “İktidarınızın dayattığı MESEM ve benzeri projeler, çocuk emeğini ucuz işgücüne dönüştürmekten başka bir amaca hizmet etmemektedir. Bu uygulamaların eğitimde niteliği düşürdüğü, çocukları okuldan kopardığı yönündeki eleştiriler karşısında Bakanlığınızın araştırmaları var mıdır, cevabı nedir?”
MESEM öğrencileri lise çağındadırlar ve yaşları itibariyle çocuk sayılmaktadırlar. Ancak yasalarla düzenlenen ve korunan bu sistem çocuk haklarını ihlal ederek çocuk işçiliğin önündeki yasal engelleri ortadan kaldırmaktadır. Bunun bir sonucu olarak da çocuk işçi cinayetleri karşımıza çıkmaktadır. MESEM bu hak ihlalinin bir örneğidir ve çocukların sermaye karşısında savunmasız bırakılmasının bir pratiğidir. Yeni eğitim-öğretim dönemiyle beraber müfredatlar işleniyor ancak atölyelerde hak ihlalleri de sürüyor.
* Kastre: İğdiş, hadım etme veya kastrasyon (Ed. notu)
KAYNAKÇA
- İskender Bayhan’ın soru önergesi: https://cdn.tbmm.gov.tr/KKBSPublicFile/D28/Y4/T7/WebOnergeMetni/46b35099-6e26-46b2-b16a-7a19b8d52efe.pdf
- İstatistiklerle Çocuk, 2024 TÜİK Raporu: https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Istatistiklerle-Cocuk-2024-54197
- İSİG Meclisi, son 2,5 yıl raporu: https://isigmeclisi.org/21305-cocuk-isciligi-ile-mucadeleye-son-on-iki-bucuk-yilda-en-az-770-cocuk
- İSİG Meclisi, 2024-2025 raporu: https://isigmeclisi.org/21409-mesleki-egitime-degil-cocuk-iscilige-karsiyiz-2024-2025-egitim-og
- İstanbul Tabip Odası Çocuk Hakları Komisyonu’ndan Çocuk Yoksulluğu ve Yoksunluğu Raporu: https://istabip.org.tr/8637-istanbul-tabip-odasi-cocuk-haklari-komisyonu-ndan-cocuk-yoksullugu-ve-yoksunlugu-raporu.html
- EĞİTİM-SEN 2025-2026 Eğitim Öğretim Yılı Başında Eğitimin Durumu Raporu: https://egitimsen.org.tr/2025-2026-egitim-ogretim-yili-basinda-egitimin-durumu-raporu/
- ILO 138 No’lu Asgari Yaş Sözleşmesi: https://www.ilo.org/tr/resource/138-nolu-asgari-yas-sozlesmesi





Bir Cevap Yazın