Bir Aşk, Bir Direniş

SENA NUR USLU

Seneler evvel tanışmıştık ve ben ona ilk görüşte aşık olmuştum. Ona her baktığımda denizi anımsıyordum. Sanki içimdeki dalgalar kıyıya vuruyordu ve benim kıyım oydu. Hayatımın her anını onunla geçirmek istiyordum. Her şeyi ona anlatmak, her şeyi onunla yaşamak ve her şeyi ondan dinlemek istiyordum. O ise beni sadece arkadaş olarak görüyordu. Bir keresinde ona, “yağmurda ıslanalım mı?” diye sormuştum. Bana verdiği cevap çok kırıcıydı. “Islanmak istiyorsan denize gir ya da istersen başından aşağı su dökerek seni ıslatabilirim.” demişti. O gün anlamıştım. O beni anlamıyordu çünkü beni sevmiyordu.  Benim kelimelerim onda başka şeyler çağrıştırıyordu. Ben yağmurda ıslanıp romantik anlar yaşamak isterken, o benim sıcakta terlediğimi zannediyordu. Saf mıydı? Yoksa saf ayağına mı yatıyordu? Bilmiyorum.

Günlerden bir gün evden çıktım. Üzerimde mavi elbise vardı. Siyah uzun saçlarımı açık bırakmıştım. Hava güneşliydi. Etrafta çocuk sesleri ve kuş cıvıltıları vardı. Otobüs durağına gittim. Yaşlı bir amca oturmuş gazetesini okuyordu. Anladığım kadarıyla o da otobüs bekliyordu. O sırada bir grup insan otobüsün önüne geldiler. “Yaşasın özgür Filistin!” diye bağırıyorlardı. Yüzümde istemsiz bir gülümseme oluşmuştu. Bu insanlar birilerinin özgürlüğü için yürüyorlardı. O an içim kıpır kıpır oldu. Sanki yaşamaya yeniden başlıyormuş gibi hissettim. Hiç düşünmeden peşlerine takıldım. Ellerinde Filistin bayrağı, dillerinde, “Özgür Filistin”, “Yaşasın küresel intifada!”, “İsrail’le ticaret Filistin’e ihanet!” gibi sloganlar vardı. Ben de onlara eşlik ettim. Birlikte yürümeye başladık. Yanımızdan hızlı hızlı arabalar geçiyordu. Biz ise onların aksine yavaş ama emin adımlarla ilerliyorduk. Bir süre sonra polisler önümüzü kestiler. Önümüzde barikat vardı. “Buradan daha ileri gidemezsiniz.” diyordu polisler. Ortalık karıştı. Eylemciler barikatı geçmeye çalıştılar. Polisler hepimizi alıp karakola götürdüler. Neyse ki bir sorun çıkmadı. İfademizi alıp serbest bıraktılar. Ben tam karakoldan çıkarken telefonum çaldı. Arayan sevdiğim kişi Cenk’ti. Onun aradığını görünce kalbim hızlı hızlı çarpmaya başladı. Önce derin bir nefes aldım. Ardından telefonu açtım. “Efendim Cenk!” dedikten sonra yürümeye devam ettim. “Neredesin sen?” diye sordu Cenk. Sesinden kızdığını anlamıştım. “Karakoldan çıktım şimdi. Başıma neler geldi bir bilsen.” diye yanıt verdim. O da “Ne? Neredesin? İyi misin?” sorularını art arda sordu. Benim için endişelenmesi hoşuma gitmişti. “Merak etme iyiyim ben. Sen neredeysen oraya geleyim. Anlatırım her şeyi.” Diye cevap verdim. “Hayır sen kıpırdama ben oraya geleceğim. Neredesin?” dedi. “Tamam ben sana konum atayım.” deyip telefonu kapattım. Ardından karakolun karşısındaki parka oturup konum gönderdim. Çok heyecanlıydım. Cenk buraya geliyordu. Hem de beni merak ettiği için. İçimde bir orman filizleniyordu. Kalbimde çiçekler açıyordu. Ruhum kalbime doğru koşuyordu. Nihayet Cenk geldi. O gelince hemen ayağa kalktım. Önce sarıldık. Ardından baştan aşağı beni süzdü. “İyi misin?” dedi. “İyiyim merak etme.” diye cevap verip çardağa karşılıklı oturduk.

Rüzgar eserken ona her şeyi anlattım. Beni ağzı açık dinlemişti. Gözlerime bakıp “Burcu senin Filistin eyleminde ne işin vardı?” diye sordu. Gözlerimi yere indirdim. Bir anda ciddileştim ve tekrar Cenk’in gözlerinin içine baktım, asıl sorman gereken soru, “Bu zamana kadar neden Filistin’i destek için eylemle gitmedin?” dedim. Yutkundu. “Haklısın ama başına bir şey gelebilirdi.” diye cevap verdi. Arkama yaslandım. “Bırak da biraz bizim başımıza bir şeyler gelsin.” dedim. İkimiz de sustuk. Rüzgarda savrulan yapraklar konuştu, esen rüzgar, açan güneş konuştu, biz sustuk. Kalplerimiz konuştu, ellerimiz birleşti, biz yine sustuk. Sonra Cenk bana doğru yaklaştı. “Eyleme gitmeseydin nereye gidecektin onu hatırlıyor musun?” diye sordu bana. O an utançtan yerin dibine girecektim. “Seninle buluşacaktım. Çok özür dilerim. Çok bekledin mi?” diye yanıt verdim. Asla sevdiğimin gözlerine bakamıyordum. O ise ısrarla gözlerimin içine bakıyordu. O baktıkça sanki fırtınam diniyordu. “Üç saatçik.” diye cevap verdi. Daha da utandım. Yüzüm kıpkırmızı oldu. Cenk ayağa kalktı. Tam yanıma oturdu. Eliyle çenemi kaldırdı. “Bana bak.” dedi. Onun gözlerinin içinde kaybolmak, en sevdiğim müziği dinlemek gibi bir histi. Dedi ki, “Susma anlat. Memleket karışmış onu anlat, en sevdiğin filmi, şarkıyı, hayallerini, sokakta gördüğün köpeği, korkularını, rüyalarını, okuduğun kitapları, ne bileyim duyduğun herhangi bir şeyi anlat işte. Sen susunca dünyam kararıyor.” Bunları duyunca elim ayağım titremeye başladı. İçimdeki çocuklar haykırmaya başladı. Titreyen elimle yüzünü okşamaya başladım. Yüzümde bir gülümseme belirdi. “Tuttuğun takım maçı kaybettiği vakit anlat. Canın sıkıldığında, beni özlediğinde muhakkak anlat. Bir yıldız kaydığında, aklına bir şiir geldiğinde anlat. Susma çünkü sen susunca dünyadaki bütün çiçekler soluyor.” diye cevap verdim. Yine sustuk, kalplerimiz konuştu. Sonra, “Seni seviyorum.” dedim. “Seni çok seviyorum.” diye yanıt verdi. Sarıldık birbirimize ve o an hiç bitmesin istedik.

Bir yanıt yazın