Kızıl Petrograd Fragmanları

BEDRİ SOYLU

Dünyanın en güzel şehirlerinden biri olması ve güçlü bir imparatorluğun başkentliğini yapmış olması Sankt-Peterburg’u turistler için cazibe merkezi haline getiriyor. Burada özellikle “beyaz geceler” adı verilen ve güneşin neredeyse hiç batmadığı sıcak günlerde büyük şenlikler yapılıyor. Bu şehir ile aynı kuşakta yer alan Stockholm, Helsinki ve Oslo gibi şehirlerden daha büyük olması beyaz gecelerin burada çok daha meşhur olmasına neden oluyor. Savaşın olmadığı koşullarda dünyanın her yerinden çok fazla turist gelirmiş. Benim gittiğimde daha çok Rusya’nın diğer bölgelerinden gelen iç turistleri fazlaydı. Şehirde ister istemez tarihi yerleri ve önemli müzeleri gezdim. Ancak öncelikli amacım Ekim Devrimi’nin yaşandığı mekanları görmekti. Moskova Fragmanları‘nda ve Sankt-Peterburg Fragmanları‘nda daha çok turistik mekanları ve Rusya’nın Devrim öncesi tarihini merkeze alarak izlenimlerimi aktardım. Bu üçüncü yazıda ise şehirde pek de turistik olmayan bir rotayı ve Ekim Devrimi’nin mekanlarını aktaracağım.

Bolşeviklerin devrim günü Kışlık Saray’a girişlerini betimleyen bir minyatür çalışma. Aurora Zırhlısı Müzesi’nde yer alıyor. [Fotoğraf: Bedri Soylu]

Finlandiya Garı ve Mühürlü Tren

Şubat Devrimi’nde sonra Lenin “Mühürlü Tren” ile Almanya’dan geçerek İsveç ve Finlandiya üzerinden Petrograd’a gelir. Lenin’in rotası savaş bölgesini Baltık Denizi’ni etraftan dolandığı için biraz uzun sürer. Bolşevik Parti’nin önemli isimleri ise çoktan başkente varmışlardır. Ülkedeki çar karşıtı siyasetin önemli isimlerinden biri olan Lenin’in gelişi büyük bir olaydır ve parti üyeleri Finlandiya sınırı geçilir geçilmez trende ona eşlik ederler. Lenin’nin hatıratlarda ve devrim anlatılarında kayda alınan ilk görüntülerinden biri; Lenin partililerle buluşur buluşmaz, partinin sağ kanadında yer alan Kamanev ve Stalin öncülüğünde Şubat Devrimi’nden sonra çıkarılan Pravda’daki, partinin politik teklifine aykırı gördüğü metinleri sertçe eleştirir. Parti siyasetinin Geçici Hükümet’in teklif ettiği “yalancı bahara” yüzünü dönmesine açıkça karşı çıkar. Lenin bu tantanalı yolculukta Nisan Tezleri’ni yazmıştır. 16 Nisan 1917 tarihinde 293 numaralı bu lokomotifle vardığı Finlandiya Garı önünde onu geçici hükümetten önemli isimler ve büyük bir kalabalık karşılar. Lenin burada zırhlı bir aracı üstüne çıkarak denizcilere hitaben bir konuşma yapar. Zira denizcilerin yoğun yaşadığı bir yerden şehre varmıştır. Menşeviklere pek ilgi göstermez ve buradan doğruca partinin üssü haline getirilen Kşesinskaya Konağı’na geçer. Lenin’in yapılan bu ilk heykeli, 1926 yılında o öldükten sonra artık Lenin Meydanı içinde kalan bu noktaya yapılır. Lenin zırhlı bir aracın üstünde yaptığı konuşma betimlenir.

Finlandiya Garı ve Lenin’in, Lenin Meydanı’na 1926 yılında yapılan ilk heykeli.
[Fotoğraf: Bedri Soylu]

Finlandiya Garı’na üç kere gittim. Nevski Bulvarı yakınındaki hostele yerleştikten hemen sonra haritadan anladığım kadarıyla düz bir cadde üzerinden buraya varabiliyordum. Enerjim olduğundan yürüdüm. Biraz sürdü. Hızlıca meydanı gördükten sonra şehrin etrafında biraz turladım. Tekrar ziyaret edeceğim mekanlar için küçük bir keşif turuydu bu. Finlandiya Garı şehrin kuzeyinde ve pek de yoğun olmayan bir muhitte kalıyor. Viborg devrim zamanında işçi sınıfının en yoğun yaşadığı semtlerden biriymiş. Şehrin endüstriyel hafızasına dair izleri yıkılmadıkları ve korundukları için siluet içinde seçilebilen eski tip fabrika bacalarından da anlayabiliyoruz. Ayrıca Finlandiya Garı zaman içerisinde eklemelerle güncel ihtiyaçları karşılayacak şekilde büyütülmüş.

Finlandiya Garı ve Lenin Meydanı. [Fotoğraf: Bedri Soylu]

İkinci sefer Udelnaya’daki bit pazarına gitmek için geldim. Udelnaya semtine hem metro hem de banliyö treni gidiyor. Ziyaret ettiğim dönemde metro durağı bakımda olduğundan çalışmıyordu. En hızlı ve etkili yol metro ile Gar’a gelmek ve sonra banliyö trenine binmek olduğundan bu yolu seçtim. Ayrıca Lenin’i taşıyan Mühürlü Tren de ancak garın içinde görülebiliyordu. Treni görmek için en azından bir bilet almanız ve peron bölgesine girmeniz gerekiyor. Bilet görevlisi kadın, gördüğüm diğer birçok bilet görevlisi gibi gri bir takım elbise giyinmiş orta yaşın biraz üstünde kumral ve kıvırcık saçlı biriydi. Daha önce karşılaştığım görevliler gibi gayet güler yüzlü idi. Meramımı yine çeviri uygulaması ile anlattım. Bileti verdi ancak bana hızlıca bir şeyler anlatmaya da çalıştı. Treni kaçırmak üzere olduğumu biraz geç anladım ve treni bir dakika ile kaçırdım. Elimdeki biletin geçerliliğinden pek de emin olmayarak konu hakkında bilgi alabileceğim birilerini aradım. Köşede bekleyen polislere İngilizce ve çeviri uygulamasıyla bir şeyler anlatmaya çalıştım. Gayet Rus görünümlü ve sarışın olan polis memuru nerden geldiğimi öğrenince birden orta Asya Türkçe’siyle konuşmaya başladı. Ortak kelimeler üzerinden gayet de açık bir Türkçe konuştu. Bir sonraki tren kırk dakika sonra kalkacakmış ve bana bekleyebileceğim yerleri gösterdi. Bu pek beklemediğim samimi sıcaklık ve akıcı Türkçe nedeniyle biraz şaşırdığımı söylemeliyim. Rusya’da Türkçe’nin ikinci dil olduğuna ve ciddi şekilde yaygın olduğuna böyle ikna oldum. Zaten sonrasında başım bir iki kere dara düştüğünde Türkçe bilen birileri yardımıma yetişti. Rusya’da işçi sınıfı içinde Türkçe çok yaygın.

Lenin’i Rusya’ya getiren Mühürlü Tren. [Fotoğraf: Bedri Soylu]

Peronda beklerken cam bir korunak içinde tutulan Mühürlü Tren’i de gördüm. Bu tren Finlandiya Hükümeti’nin mülkiyetindeymiş. Sonrasında SSCB’ye devrim tarihindeki önemine ve anlamına binaen hediye edilmiş. Ayrıca bir antrparantez, dünyanın o çağlarında önemli siyasilerin kendileriyle özdeşleşen ve sürekli kullandıkları trenler/vagonlar var. Troçki’nin Zırhlı Treni, Stalin’in şuan Gori’de Stalin Müzesi’nde sergilenen Yeşil Treni, Kemal Paşa’nın “Yürüyen Köşk” denilen Beyaz Treni, Mussolini’nin La Littorina (solucan) adı verilen lokomotife ihtiyaç duymayan treni, Hitler’in Führerwagen’i (başkan vagonu) gibi çokça örnek sayılabilir. Lenin’in lokomotifi gündelik hayatın aktığı sembolik bir yerde duruyor.

Finlandiya Garı’na üçüncü kez hafta içi ziyaretimde umduğumu bulamadığım Udelnaya bit pazarına yaptığım bir hafta sonu ziyareti sonrasında geldim. Bu sefer kuzeyden.

***

Temmuz Kalkışması sırasında Lenin Finlandiya sınırında bir arkadaşının çiftliğindedir. Haziran’da yükselen siyasi tansiyon ve oluşan devrimci durum Sovyetlerin ve askerlerin homurdanmasına ve sokağa çıkmasına neden olur. Temmuz başında önderi Bolşevik Parti olmasa da Bolşeviklerin içinde yer aldığı Temmuz Kalkışması gerçekleşir. Parti tabanın hissiyatıyla bağını kopartmamak için bu hareketliliğe karşı çıkılmaz, ihtiyatlı bir destek sunulur. Lenin ısrarla devrim için henüz yeterli zeminin oluşmadığını savunan taraftadır. Bunlar olurken Lenin şehirde de değildir. Kalkışma bir darbe girişimi olarak görülür ve bütün oklar geçici hükümete muhalefet eden en etkili parti olan Bolşeviklere döner. Olayın ciddiyeti üzerine Lenin apar topar trenle şehre gelir. Sokaktaki hareketlilik nedeniyle fark edilmemek için gazeteyle yüzünü gizleyerek Gar’dan Kşesinskaya Konağına varır. Bir iki gün içinde Pravda ve partiye bağlı çıkarılan diğer gazeteler kapatılır, parti merkezi dağıtılır, parti önderleri yeraltına inerler. Lenin artık bir Alman ajanı ilan edilmiştir. Lenin bu tarihten sonra şehrin kuzey batısındaki Razliv kasabasında bir süre gizlenir. Şimdi göl kenarında kaldığı derme çatma çadırımsı yapı müze olarak ziyaret edilebiliyor. Ben maalesef oraya gidemedim.

Lenin ilk başta çok radikal bulunarak partiye kabul ettiremediği Nisan Tezleri’ni Mühürlü Tren’de yazar. Mühürlü Tren için Almanya’dan geçerken halkla minimum temasın sağlanması için kimsenin binemediği ve inemediği bir tren denilir. Bunun nedeni; Alman hükümeti, Rusya’nın sürgünde olan ve farklı partilere mensup olan önemli devrimcilerini taşıyan bu trenin durmasını ve içindekilerin halkla temas kurmamasını ister çünkü Almanya’daki siyasi atmosfer de devrimci bir görüntü arz etmektedir. Yolculuğun ayarlamasını yapan Martov ile yapılan görüşmelerde bu konuda bir anlaşmaya varılmıştır. Ancak tren bazı şehirlerde durur ve halkla birtakım temaslar da kurulur. Yani tam olarak mühürlü değildir. Anılarda tren yolculuğunun gürültülü geçtiği aktarılıyor. Bu trenin ve yolculuğun bir diğer özelliği de Lenin’in bir Alman ajanı olduğu iddialarına meze olmasıdır. Lenin böyle bir maliyete katlanarak bu yolculuğu göze almıştır. Zira Şubat Devrimi’nden hemen sonra sahte pasaportla ya da kaçak olarak ülkeye girmek için birtakım yollar bile düşünmeye başlamıştır. Martov’un ayarladığı bu yolculuğu haliyle hemen kabul eder.

Lenin bu trene ilk olarak Şubat Devrimi sonrasında şehre gelirken, ikinci olarak da Temmuz Kalkışması sonrasında gizlice kaçmak için biner. İlkinde gösterişli ve “üst düzey” bir karşılama gerçekleşmiştir, ikincisinde ise kimlik değiştirerek bir lokomotif işçisi olarak trene binmiştir.

Aurora Zırhlısı (Krüvazörü)

Finlandiya Garı’ndan sonra yaklaşık 1,5 km yürüme mesafesinde yer alan ve devrim gecesi demirlemiş olduğu yerde bekleyen Aurora Zırhlısı’na yürüdüm. Burası Finlandiya Garı ile Kşesinskaya Konağı arasında kalıyor.

Neva Nehri’nde demirleyen Aurora Zırhlısı. [Fotoğraf: Bedri Soylu]

Aurora Zırhlısı 7 Kasım’da gerçekleşen devrimin fitilini ateşliyor. Geçici Hükümet’e dönük donanmadaki yükselen homurdanmanın en ciddi görüntüsü bu zırhlıdan yapılan top atışı ile somut hale geliyor. Bu zırhlı ile donanmaya bağlı bazı birlikler artık Geçici Hükümet’e itaat etmeyeceklerini beyan etmiş oluyorlar.

Ekim Devrimi sırasında Kışlık Saray baskınını betimleyen minyatürden bir kesit. Aurora Zırhlısı Müzesi’nde yer alıyor. [Fotoğraf: Bedri Soylu]

Ekim Devrim’i anlamak için silah bırakmayan ve Duma’dan/Geçici Hükümet’ten çok Petrograd Sovyetleri’ne bağlılık sergileyen askeri birliklerin yarattığı ikili iktidar yapısını anlamak gerekir. Bu zırhlı gibi şehirde bulunan birçok askeri birlik Şubat Devrimi sonrasında özerkliklerini kazanmış ve silah bırakmamıştı. Bu durum, sol görünümlü olmasına rağmen Geçici Hükümet’in sermayeci ve çarcı siyasetiyle birlikte düşünülünce devrimci bir potansiyeli besliyordu. Lenin’in Nisan Tezleri bir uzlaşı zemininin reddi anlamına geliyordu ve “Tüm İktidar Sovyetlere” talebi bu uzlaşmasızlığı öngören ve yaran bir talep oldu. Temmuz ayında dağılan, yeraltına inen ve artık iktidarın sovyetlerden çok Bolşevik Parti’ye geçmesi için çalışmaya başlayan parti, Kasım ayına gelindiğinde bütün şehirde örgütlenmiş haldeydi. Aurora Zırhlısı mürettebatı ise Şubat Devrimi’nden itibaren Bolşevikleri desteklemeyi sürdürdü. 5 Kasım’da, yaklaşan tehlikeyi sezen Kerensky geminin ve mürettebatının Neva Nehri’ni terk etmesini emretmişti. Zırhlının buna cevabı 7 Kasım’da saat 9.45’te top atışıyla Kışlık Saray baskınını başlatmak oldu. Kışlık Saray 8 Ekim’de sabaha karşı 02.00’de düştü.

Aurora Zırhlısı [Fotoğraf: Bedri Soylu]

Aurora Zırhlısı şuan bir müze olarak faaliyet gösteriyor. Geminin başına hem 2. Dünya Savaşı’nda hem öncesinde çokça şey geliyor. Bugün ise tamamen restore edilmiş bir şekilde müze olarak hizmet ediyor. Gemide devrimin hafızasına dair güzel bir sergi var. Özellikle Kışlık Saray meydanında gerçekleşen çatışmanın üç boyutlu resmedildiği bir çalışmayı çok beğenmiştim. Rusya’da gittiğim müzeler içinde en uzun kuyruk burada idi. Bunun gittiğim günün tatil gününe denk gelmesiyle ve sıradan bir müze olmamasıyla alakası olabilir.

Aurora Zırhlısı Müzesi’nden. [Fotoğraf: Bedri Soylu]

Müzenin girişinde hatıra para satan kiosk makineleri var. Rusya’da hemen her müzede bulunan bir şey bu. Üzerimde o an ancak bir tane alabilecek kadar nakit para kalmıştı. Onu da söz verdiğim üzere bir arkadaşıma hediye ettim. Rusya’dan bazı hatıra paralar getirdim kendim için ancak Aurora Zırhlısı için hatıra param yok.

Aurora Zırhlısı Müzesi’nden. [Bedri Soylu]

Kşesinskaya Konağı

Aurora Zırhlısı’ndan hemen ayrılmak istemedim. Kafamda mürettebatının ritmini, devrim günü yaşananları, hayal etmeye çalıştım, geminin pruvasından Kışlık Sarayı ve devasa Neva Nehri’ni biraz izledim. Ancak gün bitmeden ve müzeler kapanmadan görmem gereken yerler vardı.

Kşesinskaya Konağı ve Lenin’in balkon konuşmalarını yaptığı yer. [Fotoğraf: Bedri Soylu]

İlk keşif turunda, zırhlıdan sonraki durağım yaklaşık 500 metre mesafede olan Kşesinskaya Konağı idi. Bu konak Şubat Devrimi’nden sonra Bolşevik Parti’nin önemli bir ismi olan Podvoisky tarafından kamulaştırılmış ve parti merkezi haline getirilmiş. Şimdi artık Rusya Siyasi Tarih Müzesi ve Bolşevik Parti için parti merkezi olarak kullanıldığı döneme dair miras müze olarak korunuyor.

Tatar Cami ve Kşesinskaya Konağı. [Fotoğraf: Bedri Soylu]

Aurora ile Kşesinskaya Konağı arasında kalabalık bir rota görmedim. Şehrin merkezine yakın olmasına rağmen Nevski Prosptekt’ten uzakta kalan, nüfusun kalabalık olmadığı bir semt burası. Cazibe merkezi bir rota değil. Keşif turu sırasında konağa giderken kehribar eşyalar satan iki dükkana denk geldim. Tespih vb. şeyler bakındım. Genellikle büyükçe dükkanlardı. Kafile olarak getirilen turistler de vardı, lakin kalabalık bir görüntüyle karşılaşmadım. Fiyatlar pahalı geldi. Maksadım keşifti nitekim. St. Petersburg’un kehribarın çıkarıldığı Kalinin’e yakın olduğunu düşündüğümden tesbih alma işini buraya saklamıştım. Ancak Moskova ne kadar uzaksa burası da o kadar uzakmış. Bahsi gelmişken yazayım, tesbihi Moskova’nın hem bit pazarı olan hem de turistik eşyaların satıldığı şehre uzak bir pazarında aldım, İzmaylovo’dan. Orada Rusya’ya dair her şeyi uygun fiyatlara bulabilirsiniz. Hülasa dükkanlardan bir şey almadan çıktım. Konağa yakın bir konumdaydım.

Bolşevik Parti merkezi, Kşesinkaya Konağı. [Fotoğraf: Bedri Soylu]

Müze haline getirilen konak yanındaki bir bina ile birleştirilmiş. Bolşevik anlatılar burayı kocaman bir saray gibi tarif etse de tam anlamıyla İstanbul’daki bir konak kadar gösterişli denebilecek bir yapı burası. Yine de yüz yıl öncesi gözetildiğinde zamanında imrenilen bir yapı olduğu söylenebilir. Şehirdeki sarayların görkeminin yanında mütevazı bir yapı.

Pravda’nın çıkarıldığı oda ve Lenin’in konuşma yaptığı balkona açılan kapı, Kşesinskaya Konağı. [Fotoğraf: Bedri Soylu]

Konaktan detaylı bahsetmeden önce sahibinden biraz konuşabiliriz. Matilda Kşesinskaya meşhur bir balerin. Meşhur olmasında soylu bir alenin kızı olmasının da etkisi var. Gençlik yıllarında son çar 2. Nikola ile bir dönem sevgililer. Daha sonra da 2. Nikola’nın kuzeniyle evleniyor. Şubat Devrimi’nden sonra konağı geri almak için çok uğraşıyor. Temmuz Kalkışması sonrasında arkadaşı olan Kerensky’yi de araya koyuyor ama konağı geri alamıyor. Eşi ve çocuğuyla birlikte Paris’e taşınıyor. Ortodoksluktan Katolikliğe geçiyor. 99 yaşında Paris’te ölüyor. Onunla ilgili anlatılan anekdotlar bende ciddi bir merak uyandırmadı değil. Detaylı bir hikayesini ileride okumak istiyorum. Bence filmi yapılmalı ve romanı yazılmalı ya da yapılmış/yazılmıştır.

Rusya Siyasi Tarih Müzesi’nden. [Fotoğraf: Bedri Soylu]

Mekânı incelerken Bolşeviklerin neden burayı tercih ettiği üzerine de düşündüm. Şehrin aktığı Nevski Prospekt’e uzak ama kuzeydeki fabrika ve işçi semtlerine yakın. Ayrıca önemli bazı askeri birliklerin yakınında bir yerde. Kışlık Saray’a ve Tavrida Sarayı’na uzak değil. Muhtemelen yarattığı/yaratacağı örgütlenme imkânları gözetilerek tercih edilmiş bir bina. Binanın konumundan bahsederken biraz sonra açacağım önemli bir detayı da vermeliyim, Bolşevik Parti’nin merkezi ile St. Petersburg’da Müslüman cemaatin merkezi olan Tatar Cami arasında sadece bir bina var. Tatar Cami kısmında bu durumun önemini açacağım. Ayrıca o dönemde hapishane olarak kullanılan Petropavloskaya (Peter ve Paul) kalesine de çok yakın bir yer. Bu iki yer devrim tarihi açısından önemli noktalar.

Rusya Siyasi Tarih Müzesi’nde Lenin için yapılan heykel ve tablo çalışmalarının olduğu kısımdan. [Fotoğraf: Bedri Soylu]

Yukarıda değinmiştim, müzeyle ilk karşılaşmam şehri keşfetmek için yaptığım hızlı bir turla oldu. Müzeyi ziyaretim içinse başka bir gün sabah yola koyuldum. Müze açılır açılmaz girdim. Bilet satıcısı memur biraz geç gelecekti ve bu arada müzenin müdürü olan ve akıcı İngilizce konuşan bir hanımefendi yardımcı oldu. Ödemeyi çıkışta yapabileceğimi söyledi ve müzenin logosu olan bir sticker verdi. Telefonun kılıfına bunu yapıştırarak gezmeye koyuldum. Pravda’nın çıkarıldığı, parti kararlarının alındığı bence çok da büyük olmayan konak ile yanındaki bina birleştirilerek Rusya Siyasi Tarih Müzesi (The Museum of Political History of Russia) olarak hizmet veriyor. Yaklaşık 1,5 saat kadar gezdiğim müzede Rusya’nın politik tarihine dair kronolojik bir sergi gördüm. Ayrıca Lenin’in ikonikleşen heykelleri ve tablolarının orijinalleri bu müzede görülebiliyor. Müzenin Rusya’ya ve devrime dair birazcık ilgisi olan biri için etkileyici bir yer olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Müzeyi gezmeyi bitirdikten sonra giriş ücretini ödemek ve bazı hatıra parçalar edinmek için kasaya gittim. Müzenin müdürü ile de ayak üstü konuştum ve teşekkür ettim. Bu pek de ziyaretçi almayan müzeye neden geldiğimi özellikle belirtme ihtiyacı hissettim nedense.

Lenin’in balkon konuşmasını betimleyen bir tablo. Rusya Siyasi Tarih Müzesi’nden.
[Fotoğraf: Bedri Soylu]
Lenin’in konuşma yaptığı balkon, Rusya Siyasi Tarih Müzesi. [Fotoğraf: Bedri Soylu]

Tatar Cami

St. Petersburg’da bir Müslüman cemiyeti olduğunu ve bu cemiyetin 19. yüzyılın sonlarında ve 20. yüzyılın başlarında Cedidiler adında bir teşekkülleri olduğunu İslamcılık okumalarımdan az çok biliyordum. Musa Carullah, Abdurreşid İbrahim gibi isimler bir dönem bu cemiyetin içinde oldukça etkili idiler. Bu cemiyetin yaklaşık 8.000 Müslümanın yaşadığı St. Petersburg’da bir ibadethane ihtiyacı doğal olarak oluşmuş ve bunun neticesinde bu cami Çar’ın izniyle Romanov hanedanlığının 300. yılına denk gelen 1913’te açılmış. Cami bu tarihte eksikleriyle birlikte açılıyor. Cami yapılırken Rusya’nın her yerinden farklı milletlerden Müslümanların bağışları toplanıyor. Buhara emirinin ciddi katkıları oluyor. Mimari açıdan İç Asya mimarisi örnek alınarak yapılıyor. Buhara’da yer alan Emir Timur’un kabrini örnek alarak yapıldığı söyleniyor. St. Petersburg’da Türk mimarisiyle yapılmış en görkemli yapı bu. Musa Carullah’a dair okuduğum bazı metinlerde bu camiden haberdardım ancak bu caminin ve Musa Carullah’ın Bolşevik Devrim’deki rollerinden bir düzeyde Mehmet Alkan’ın makalesiyle haberdar oldum. Bolşevikler ile Cedidiler arasında politik ittifaka dair bazı bilgilerim vardı ama caminin parti merkezine bu kadar yakın olduğunu ve meselede çok daha ciddi bir bağın söz konusu olduğunu bu geziyle birlikte öğrendim.

Tatar Cami [Fotoğraf: Bedri Soylu]

Musa Carullah 1917’den 1923 yıları arasında camide imamlık yapar. Caminin tamamlanması 1920’yi bulur ve Bolşeviklerin desteğiyle tamamlanır. Stalin dönemi geldiğinde ise işler biraz değişir. Cami kapatılır. Şubat Devrimi’nden sonra Kşesinskaya Konağı’nda örgütlenen Bolşeviklerin o dönemin İslamcıları kabul edilen Cedidiler ile irtibatları bu cami üzerinden gerçekleşir. İç savaş sırasında İngilizlerin desteklediği ve günümüz Ukrayna coğrafyasında etkili olan Beyaz Ordu’nun yenilmesi de Müslümanların ve Tatarların desteğiyle mümkün olabilir. Maalesef Bolşevikler ile Cedidiler arasındaki rabıta ve ittifak, siyasete ve tarihe dair gündemimizde hak ettiği ilgili hâlâ görmüyor. Yeni yeni o döneme dair araştırmalar çıkmaya başlıyor.

Tatar Cami [Fotoğraf: Bedri Soylu]

Kşesinskaya Konağı’na civarına ilk uğradığımda müzeye ve camiye girmemiştim. Müze ziyaretimde Lenin’in balkon konuşmasını yaptığı yeri ve o tarihte yapılan nümayişleri resmeden tablolarla birlikte mekânı anlamaya çalışmıştım. Müzeden çıktığımda balkonun tam önündeyken Yeni Şafak Gazetesi’nde eskiden yazıları çıkan Süleyman Gündüz’ü gördüm. Gündüz’ün Gezi kalkışmamız sırasında “ben camide içki içildi diyemem” diyerek dürüst kalıp kahramanlaşan müezzinle röportaj gerçekleştirdikten sonra gazetedeki yazıları son bulmuştu. Aceleyle bir yere yetişiyordu. Camide namaz kılmıştı ve sanırım beraber geldiği gruba yetişme niyetindeydi. Ona Lenin’in balkon konuşmasını yaptığı yerin burası olduğunu falan söyledim. Fotoğraf aldı, çok durmadı gitti. Daha sonra şehirde karşılaşmadık.

Tatar Cami’nin iç kısmı. [Fotoğraf: Bedri Soylu]

Cami sakindi. Belki normal namaz vakti olmadığından. Abdesthanesi ve iç mekanları oldukça temizdi. Mescit namazı kılmak için içeri girmek istediğimde güvenlik olduğunu düşündüğüm sivil birisi sırt çantasıyla girmenin yasak olduğunu söyledi. Rusya muhtelif saldırılarda kullanıldığı için sırt çantası konusunda endişeli bir ülke. Çantamı öylece kapının önüne bıraktım. Diğer bırakanlar gibi. Para ve pasaport gibi kıymetli şeyleri yanıma alarak. Muhtemelen camiye bir saldırı olması tehlikesinden korkuluyor. Ve bunda da pek haksız sayılmazlar. Açıkçası camiyi ve yarattığı hissiyatı gayet sevdim. Zamanında dünyanın en kuzeyindeki cami adıyla nam salmış bu cami hem devrimin hafıza mekânı hem de Rusya kültürünün çok önemli bir parçası. Fırsat bulursanız Mehmet Alkan’ın makalesinde aktardığı Bolşevik Parti liderlerinin Müslümanlara hitaben yazdıkları mektubu da okumanızı öneririm. Bu bağlantıdan çok fazla tarih çıkar, detaylı incelenmeli.

Petropavlovskaya (Peter ve Paul) Kalesi

Şehrin ilk yapılarından biri olarak Neva Nehri’ndeki bir adaya inşa edilmiş bir askeri kale burası. Uzun süre hapishane ve garnizon olarak hizmet ediyor. Ekim Devrimi açısından da önemi, bir hapishane olması nedeniyle dönemindeki siyasi mahkumlar için bir hafıza mekânı olmasından geliyor. Siyasi propaganda konusu olarak bu hapishanenin büyük zulümlerin yapıldığı bir yer şeklinde tarifini görüyoruz. Liberal tarihçiler ise bunun tersi argümanları bolca kullanıyorlar. Böyle bir yerin şehrin kalbinde ve gayet görünür olması da çokça dillendirilmesine neden olmuş sanki.

Petropavlovskaya Kalesi’nin girişi. [Fotoğraf: Bedri Soylu]

Kale, Şubat Devrimi’nden sonra zamanla Bolşevikleri destekleyen bir garnizona dönüşüyor. Siyasi tutsaklar da buradan salınıyor. Temmuz Kalkışması sırasında Bolşevikleri destekleyen Kronştad denizcileri bu kaleyi iki gün boyunca kapatıyor. Ada üzerinde olan ve yüksek duvarları olan kaleye giriş çıkışların pek kolay denetlenebilmesi bu gibi bir duruma müsait bir zemin sunuyor. Tabi 6 Temmuz’da Bolşevik Parti dağıtıldıktan, Lenin Alman ajanı ilan edildikten sonra Geçici Hükümet’e kaleyi devrediyorlar. Ekim Devrimi’nde buradan sıkılan kurşunların bazılarının Kışlık Saray’a isabet ettiği de yazıyor.

Petropavlovskaya Kalesi’nin meydanı. [Fotoğraf: Bedri Soylu]

Kaleye Kşesinskaya Konağı ve Tatar Cami ziyaretinden sonra girdim. Köprünün bir ucunda daha çok turistlere satılan, su konulup üflenince kuş sesi çıkaran seramik bir düdük aldım. Satan kişi biraz yaşlıydı ancak üzerinde hâkî asker kıyafetleri vardı. Bu hâkî asker kıyafetleri Rusya’da milliyetçiliğe dair gördüğüm izlerden biriydi. Özellikle savaşmaya hazır bekleyen eski askerler bu kıyafeti kamusal alanda tercih ediyorlar diye düşünmeden edemedim.

Petropavlovskaya Kalesi’nin meydanı ve kalenin kilisesi.. [Fotoğraf: Bedri Soylu]

Kaleye giriş ücretsizdi ancak içinde kilise, müzeler ve seyir terasları var. Bu alanlar için ücret alınıyor. Çok detaylı olmamakla birlikte biraz gezindim. Hediye eşyalar satılan bir yerden bazı objeler beğendim. Kafeteryasında biraz oturdum. Bazı müzeleri detaylı gezmek gerekir, özellikle devrim öncesi burada tutulan siyasi figürlerin kaldıkları koğuşları, ancak ben biraz da yorgun hissettiğimden detaylı gezmedim. Gördüğüm kadarıyla tek girişi ve çıkışı vardı. Girdiğim yerden çıkıp Troitsky köprüsüne (Troitskiy Most) ve Mars Tarlası’na doğru hareketlendim. Yeri gelmişken köprünün adından da kısaca bahsetmeliyim. Bu köprü adını Troçki’den almıyor, eski bir katedralden alıyor. Devrim sonrasında adı bir ara Eşitlik Köprüsü (мост Ра́венства) olurken daha sonra Kirovsky Köprüsü (Ки́ровский мост) oluyor. 1999’da ismi en eski haliyle değiştiriliyor.

Petropavlovskaya Kalesi [Fotoğraf: Bedri Soylu]

Mars Tarlası

Mars Tarlası aslında şehrin kalbinde yer alan bir bahçe. Şubat Devrimi’nden sonra ölen 300 kişi anısında bir mezar alanı açılır. Buraya temsili dört mezar konulur. Ekim Devrimi sırasında ve iç savaşta ölen devrimcileri anan bir hafıza mekânı olarak şekillenir. İçinde 1957 yılında yapılan ve hiç sönmeyen bir ateş var. Şehrin kalbinde bir anma mekânı yani.

Mars Tarlası, sönmeyen ateş. [Fotoğraf: Bedri Soylu]

Mars Tarlası şehrin ana turistik aksının içinde kalıyor. Önünden geçilmemesi imkânsız bir yer. İlk gördüğümde bana bakımsız bir park alanı izlenimi vermişti ancak sadelik ve doğallığı ile birlikte düşünülünce daha çok bir anma ve yas mekânı olduğunu fark ettim. Gösterişsiz bir alan ancak bir o kadar da mistik bir aurası vardı. Buradan sonra şehrin turistik mekanlarından geçerek Saray Meydanı’na hareketlendim.

Smolni Enstitüsü

Enstitü 19. yüzyılda Smolni Katedrali için eğitim faaliyetlerinde kullanılmak üzere yapılır. Günümüzde St. Petersburg Belediye’si olarak hizmet eden bu bina Ekim Devrimi’nin yönetildiği yerdi. Finlandiya’dan ikinci kez, gizlice gelen Lenin buraya yerleşir. Ülke merkezi Moskova’ya taşınıncaya kadar ülkeyi buradan yönetir. Kirov suikastı da burada gerçekleşir. Rusya tarihi açısından çok önemli bir yer.

Smolni Enstitüsü [Fotoğraf: Bedri Soylu]

Buraya şehrin görece dış tarafında kalan bir yer olduğu için ayrıca mesai ayırdım. Binaya girişte uzunca bir park alanı var. Parkta birbirine bakan Marx ve Engels heykelleri ile karşılaşıyorsunuz. Enstitü binasının girişinde ise sizi bir Lenin heykeli karşılıyor. Zarif bir sembolizm. Bina bir kamu hizmeti verdiği için içeri giremedim. Bahçesinde Lenin’in zamanında poz verdiği bir tabloyu canlandırmak için görevliden izin istedim. Ancak açıyı ağaçlar kapattığı için Smolni Katedrali’ni görmüyordu. Güvenlik görevlisinin kibar ama net emri ile alandan çıkmak zorunda kaldım.

Lenin’in Smolni Enstitüsü önünde poz verdiği bir tablosu.

Buraya kadar gelmişken görkemli maviliğiyle Smolni Katedrali’ne de uğradım. Yakınlarda olmasına rağmen Tavrida Sarayı’na gitmedim. Biraz geç olmuştu.

Smolni Enstitüsü önünden Smolni Katedrali. [Fotoğraf: Bedri Soylu]
Smolni Katedrali [Fotoğraf: Bedri Soylu]

Gitmediğim Mekanlar

Şehirdeki antikacıları gezmek için Kronştad (Kotlin) Adasına gitmedim. Günü yetiremediğim ve üşendiğim için Tavrida Sarayı’na uğramadım. Şehirde yeteri kadar zamanım kalmadığı için şehrin dışında kalan Razliv Kasabası’na gidemedim. Lenin Razliv’de bir çadırda bir süre gizlenir, şimdi müze imiş. Lenin’in abisinin idam edildiği, şehre iki saat kadar uzaklıktaki Şslissebeurk Kalesi’ne bir tam günüme mal olacağı için gidemedim. Anarşist-Komünistlerin Şubat Devrimi’nden sonra kamulaştırdığı, eski Moskova Valisi’nin Neva Nehri kenarındaki Durnovo Villası’na (Dacha Durnovo) gitmedim. Ayrıca turistik olarak gözde mekanlardan olan Peterhof Sarayı’na, Faberge Müzesi’ne gitmedim. Şehirde yazarların kaldıkları mekanlar genelde müzeleştirilmiş, buralara zamanım yetmedi. Buraları sonraki bir ziyarete saklıyorum.

Bir Antikacı Anısı

Kotlin adasına gitmeyip şehirdeki antikacıları gezdiğimi söylemiştim. Rusya’da ve Rusça’da antikacılar için hangi kelimenin kullanıldığını bilmediğimden harita üzerinden farklı kombinasyonlarla aramalar yaptım. Bazı noktaları keşfedebildim. Ancak binaların üzerine tabela asmak burada çok ciddi bir mesele olduğu için ilgili yerleri bulmak ayrıca biraz zahmetli oldu. İlk olarak kaldığım hostele yakın olan bir noktaya gittim. En keyifli alışverişi de burada yaptım. Bunu o an fark etmemiştim.

İkinci katta yer alan tatlı bir dükkandı. Bir kadın ve bir erkek içerideydi. Kadın İngilizce biliyordu ve bu Rusça bilmeyen bir turist için başlı başına için büyük bir lütuf. Kendisine Rusya’ya kehribar tesbih ve Lenin için geldiğimi söyledim. Lenin motifli bir eşya almaya niyetliydim. Gözüme daha önce Tiflis’te bit pazarında gördüğüm ancak yüksek fiyat çekildiği için almadığım Lenin figürlü bir dekoratif bir obje ilişti. Bana önce düşük kondisyonlu olanı gösterdiler. Fiyatı 800 Ruble idi. Ben kondisyonu daha iyi olanı sordum. Onun fiyatı daha ucuzdu, 600 ruble (yaklaşık 240 lira) istediler. Satıcı arkasında yazı olduğundan fiyatının daha düşük olduğunu söyledi. Ben hem kondisyonu yüzünden hem de bir hikayesi olduğundan bunu tercih ettim. Satıcıdan arkasındaki yazıyı da Latinize etmesini isteyecektim ancak o ben bunu söylemeden İngilizce olarak yazının anlamını yazmaya başladı. Şöyle yazıyordu: “to Semyon Konstantinovitch on his 60th anniversary (jubilee) from A.M. and Y.I. 27 March 1968”

Hostele gittiğimde bu ismi arattım. Bahsedilen kişinin Hitler’in ordusunu yenen Kızılordu’nun generali Semyon Konstantinovich Timoshenko olduğunu öğrendim. Timoshenko 1895’te doğmuş ve muhtemelen 1908’de (13 yaşında) askeri okula kaydolmuş. 1. Dünya Savaşı’nda yer almış ve 1917’de Bolşeviklerin safına katılmış. 1940’lı yıllarda Stalin’den sonra ikinci adam neredeyse. Öldükten sonra da Kremlin Sarayı’nın duvarına defnedilmiş. Bu hediyeyi muhtemel mesleğinin 60. yılında, 27 Mart 1968’de ikinci eşi Anastasija Michailovna ve henüz çözemediğim diğer bir kişiden almış. Eğer başka bir Semyon Konstantinovich yoksa internetten öğrendiğim bilgilere göre tutarlı bir durum var.

O gün şehirdeki başka antikacılara da uğradım, güzel şeyler aldığımı düşünüyorum ancak aldıklarımın hiç birisi bu kadar kıymetli değildi.

Bitirirken

Ekim Devrimi insanlık tarihinin modern kabul edilen zamanlarının en büyük ikinci devrimidir. Fransız İhtilali ile birlikte yıkılmaz kabul edilen kutsal makamların yıkılabildiğini gören halkların ikinci büyük sıçrayışı Ekim Devrimi ile oldu. Küresel sermaye sistemine hizmet eden liberal anlatı ise Ekim Devrimi’ni bir darbe derekesine indirerek devrime ve devrim fikrine saldırmayı 100 yıldan fazladır sürdürüyor. Bu durum güncel küresel siyasetin de tartışılmaya devam eden bir motifi ayrıca. Satır aralarında ya da açıktan komünizm düşmanlıklarını ve korkularını anlıyoruz. Ancak biraz Rusya tarihi incelendiğinde, devrim dönemi biraz okunduğunda yaşananın öyle basit şeyler olmadığı rahatlıkla görülüyor. Çok değil Rus edebiyatına birazcık dahi ilgi duyan birisi yaklaşan devrimin ayak seslerini pekala duyabilir.

Ekim Devrimi Fransız İhtilali’nin güçlü bir şekilde gün yüzüne çıkardığı eşitlik, kardeşlik ve adalet fikrilerini sömürülen halkların bir nevi hizmetine sundu. Sömürülen bütün halklar Ekim Devrimi’nin yarattığı rüzgarla özgürlük mücadelelerini büyüttüler. Ve bu devrim Bolşeviklerin Kızıl Petrograd dediği St. Petersburg’da yaşandı. Bu yazı serisiyle en azından hem kişisel tecrübelerimi, hem hissiyatımı, hem de meselenin liberal anlatının karikatür şemalarından çok daha başka bir şey olduğunu göstermeye çalıştım.

“Kızıl Petrograd Fragmanları” için bir yanıt

Bir Cevap Yazın

halka dergi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin