Moskova Fragmanları

BEDRİ SOYLU

Geçen Haziran ayında Rusya’ya bir gezi yapmıştım. Moskova ve Sankt-Peterburg’a (St. Petersburg) gittim. Bu geziye dair bazı detaylı notlar çıkardım. Bu notlar yayınlanabilecek kıvamda değiller, işlenmeleri gerekiyor. Ancak aklımda kalan haliyle bazı fragmanları paylaşmanın anlamlı olacağını düşündüm. Bu yazı bu fragmanları içermektedir. Şimdilik sadece Moskova’ya dair.

Gezi’de bana rehber olmaları için bazı ön okumalar yapmıştım. Puşkin, Gogol ve Dostoyevski okudum biraz. Bir arkadaşımın önerisiyle baktığım, Marshall Berman’ın Katı Olan Her Şey Buharlaşıyor‘daki, Sankt-Peterburg ve Rus edebiyatı üzerinden yaptığı Rusya modernleşmesi değerlendirmesinden çok etkilendim. Ayrıca Mehmet Alkan’ın Toplumsal Tarih‘in 287. sayısında, Bolşevik Devrim’in 100. yılı vesilesiyle Sankt-Peterburg’ta (Ruslar “Piter” diyorlar kısaca) ziyaret ettiği devrim mekanlarını anlattığı “Şubat’tan Ekim’e St. Petersburg’da Devrimin Mekânları” yazısını da ısrarla öneririm. Bu okumalarla birlikte karşılaştıklarımın bende büyüleyici bir etkisi oldu. Gezi bitmiş olmasına rağmen hâlâ Rusya’yı ve tarihini çalışmaya/okumaya devam ediyorum. Bu gezinin bana gösterdiği en açık bilgi, Rusya’nın klişe ezberlerle anlaşılması asla mümkün değil. Edebiyatından, imparatorluk kabiliyetine, Bolşevik Devrim’den Cumhuriyet karakterine kadar Rusya, dışında yaşayan herkes için karikatür tespitlerden fazlasını hak eden, büyüleyici bir olgu. Rusya ve Rus halkı ciddiye alınması gereken bir mesele. Muhtemelen de şuan dünyada en çok konuşulan konularından biri olmaya devam ediyor. Haliyle benim açımdan bu ülkeye ve halkına dair merak diriliğini koruyor. Kanaatimce eğer dünyada olan bitene kayıtsız değilseniz Rusya’ya dair merakı da diri tutmanız gerekir.

Giriş kısmını bitirirken, liberal saldırının son dönemde öne çıkardığı karikatür ifadelerin ve görüntülerin gerçekliği olmadığını baştan söylemeliyim. Bu kısa yazıda ise sadece bazı hatıralardan fragmanlarla ve ufak değinilerle kifayet edeceğim. Daha önce bir gezi yazısı yazmadım ve metnin kurgusu için şimdiden noksanlarımı bağışlayın.

Vnukovo Havaalanı-İlk karşılaşma

Rusya’ya giriş Suriye’de yaşanılan uçak krizi ve büyükelçi cinayetinden beri Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları açısında biraz sıkıntılı. Ayrıca son dönemde yaşanan bazı silahlı saldırılar, İstanbul’dan giden yolcular eliyle gerçekleştirildiği için ister istemez eskisi gibi kolay girilmiyor ülkeye. Türkiye vatandaşları eskiden 90 güne kadar vizesiz giriş-çıkış yapabiliyorlardı ancak artık bordo pasaportu olanların e-vize almaları gerekiyor. E-vize süreci ise pek zor değil. Dört gün içerisinde başvurunuz neticeleniyor. Kapıya vardığınızda dönüş biletinin, otel rezervasyonunun ve e-vize’nin çıktılarının yanınızda olması gerekiyor. Bu gibi konularda özellikle dışişleri bakanlığının sitesinde güncel duyuruları takip edebilirsiniz. Düzenli güncellemeler yapılıyor.

Moskova’nın üç uluslararası havalimanı var. Bunlardan görece küçük olan Vnukovo’ya indim. Rusya için uçak bileti ararken özellikle Rusya’ya ait havayolu şirketlerine baktım önce ancak ülkeye uygulanan ambargo nedeniyle MIR kart ve UnionPay (Çinlilerin ödeme sistemi) dışında başka kartlarla ödeme yapılamıyor. Mecburen yaklaşık yüzde 50 daha fazla ödeyerek Türkiye’ye ait bir firmadan uçak bileti aldım.

Vnukovo Havalimanı’ndan bir görüntü. [Fotoğraf: Bedri Soylu]

Yolculuktan önce ineceğim havaalanından şehir merkezinde kalacağım yere ne yolla gideceğimi de araştırmıştım. Yandex Metro uygulaması işimi çok kolaylaştırdı, uygulama gezi boyunca çok işe yaradı. Rusya’daki havaalanı ve tren istasyonlarına metro gibi toplu taşıma ağı genelde ulaşıyor. İneceğiniz havalimanından şehre nasıl gideceğiniz önceden araştırmanız işinizi hayli kolaylaştıracaktır.

Uçak yolculuğu dört saat kadar sürdü. Uçak beklediğimin aksine Polonya üzerinden gitti. Ben Ukrayna’nın doğusundan geçerek gider diye düşünmüştüm. Uçakta okumak için Puşkin’in dehasının anlamlı bir görüntüsü sayılan Biyelkin Hikayeleri isimli kısa kitabı yanıma aldım. Puşkin’i okumadan Rusya anlaşılmaz ve Gogol’ün dediği gibi “Puşkin olağanüstü bir olay” gerçekten.

Uçaktan indikten sonra ülkeye girişte size bir mülteci kartı veriyorlar. Bu kartta ülkeye girişi tarihiniz ve vizenize göre en son çıkmanız gereken tarih ve bazı bilgileriniz yazıyor. Bu kartı pasaportunuzla birlikte saklamalısınız. Polis pasaport sorduğunda da bu belge mutlaka gösterilmeli. Bu kart gösterilmediğinde ceza alabilirsiniz. Bana on günlük gezim boyunca bir kere bile pasaport ve belgelerim sorulmadı. Esmerliğime rağmen sanırım taktığım turist şapkası ve sırt çantam etkili oldu. Girişte verilen kartı çıkarken sizden alıyorlar.

***

Ülkeye giriş yaptıktan sonra elbiselerimi koyduğum sırt çantamı dönen bagaj bandından aldım. Yolculuklardan öğrendiğim bir şey, değerli ve kırılabilir olan hemen her şeyi el bagajı ile yanımda taşıyorum. Sadece çakı gibi yukarı alınması yasak olan şeyleri ve elbiseleri aşağıya bırakıyorum. Sırt çantasını alıp havaalanı yanındaki metro durağına hareketlendim. Metro girişindeki kiosk makinasından şehir içinde ulaşım için üç günlük sınırsız biniş hakkı veren bir kart aldım. Çeviri uygulamaları yardımıyla oldu tabi. Moskova’da bu kart özellikle turistler için çok işlevsel. Ulaşım meselesine dair birçok soru işaretini kafanızdan silmenizi sağlıyor.

Metroya binip yerime oturduğumda banttan aldığım sırt çantasının aslında bana ait olmadığını fark ettim. Aynı modelde ve renkte başka bir çantayı almışım. Çantaya biraz baktığımda içinde cep telefonu vb. şeyler de gördüm. Kafamdan aşağı kaynar sular boşaldı. Elbiselerimin hepsi kaybolmuştu. Kaybettiklerim arasında sevdiğim eşyalar da vardı. Taşınabilir espresso makinem, mavi şapkam, turuncu montum, tasarımını çok sevdiğim Çin malı İsviçre çakım vb… Çantayı kapattım, hızlıca metrodan inip havaalanına döndüm. İngilizce bilen birilerini bulmam ve hızlıca aksiyon almam gerekiyordu. Havaalanı çalışanları arasında pek İngilizce bilen görmedim ancak memur olmayan ve bir özel şirket için çalışan Türki bir kadın yardımcı oldu. Onun yardımıyla çantayı ilgili birime teslim edip kendi çantamı almak için kayıp birimine dilekçe verebildim. İngilizce’yi neredeyse hiç bilmediği için çeviri uygulaması vesilesiyle anlaştık. Sağ olsun bir saatten fazla ilgilendi. Bolca teşekkür ettim.

Vnukovo Havalimanı’nda kayıp bagajlarla ilgilenen birimle ve polisle temas kurmak için kullanılan doğrudan hatlar. [Fotoğraf: Bedri Soylu]

Havaalanında dikkatimi çeken bazı şeyler oldu. Daha çok kadınlar çalışıyordu, çalışan memurlar çoğunluğu Slav olmakla birlikte farklı ırklara mensuptu ve Rusya yönetiminin dilekçe vb. işlemler için ikinci el sarı kâğıt kullanıyordu. Kâğıt üreten bir ülke olmasına rağmen ormanlarını korumaları bence önemli bir detay. Uzun süren işlemlerden sonra dilekçemi ve irtibat numaramı bıraktım, sırt çantamı kaybetmiş olmayı hazmetmeye çalışarak kalacağım hostele doğru yola koyuldum. İki saatten fazla bir zaman kaybı ile birlikte kalacağım yere vardım. Metro hattı ile yaklaşık bir saat yol sürdü. Moskova’daki metro hattı ve şehir gereksiz gürültü göremeyeceğiniz yerler. İnsanlar birbirleriyle yüksek sesle konuşmuyorlar. Başkalarını rahatsız etmemeye çalışmak buranın ortalama kültürü haline gelmiş.

Şehre vardığımda dikkatimi çeken diğer önemli detay ise yurt dışı kullanımına açık olan sim kartımın düzgün çalışmamasıydı. Sorunu çözmeyi yolculuk biteyazarken becerebildim. Ambargo nedeniyle Rusya’da bazı hatlar üzerinden veri transferi sorunlu olabiliyor. Rusya içinde bazı operatörlerde ise sorun olmuyor. Telefon ayarlarından yurt dışında veri transferi sağlayan şirketin otomatik tanımlanmasını kaldırıp veri transferini düzgün sağlayan Rus firmasına sabitlemek sorunu ortadan kaldırıyor. İlk gidişte yaklaşık üç gün kaldığım Moskova’da doğru düzgün çekmeyen internet sebebiyle biraz sıkıntı yaşadım. Hem haritalar yanlış gösteriyordu hem de web siteleri geç açılıyordu.

Sonraki gün Kızıl Meydan’a doğru yürürken, kaybettiğim ve artık ümidi kestiğim valizle elimden gidenlerin yarattığı açığı kapatmak için bazı hesaplar yapmaya başlamıştım. Hangi parçaları kaybetmiştim, bunları nereden alabilirdim ve kaç para harcamam gerekecekti. Bunun için bir liste hazırladım. Eğer bir şehre yabancıysanız neyin nerede olduğunu anlamak için biraz mesai harcamanız gerekiyor. Ucuz elbise nerede bulunur mesela? Bunları düşünürken, birisi çok da iyi çekmeyen telefonumdan, watsap üzerinden arayarak çantamı havaalanından alabileceğimi söyledi. Arayan Emre isminde bir Türkiye vatandaşıydı, kendi çantasına ulaştıktan sonra sağ olsun beni aradı. O aramasaydı arayan yetkili memurla ciddi bir iletişim sorunu yaşayabilirdim.

Moskova Metrosu

Moskova’daki metro hattı giden hemen herkesin diline düşer. Metronun derinliği ve duraklarının sanatsal tasarımları çokça konuşulur. Rusya’daki metro hatlarının topoğrafya engebeli olmasa da derinde olmasının bazı nedenleri var. Bunun en temel nedeni nehirler. Nehirlerin altından işleyen hatlar yapmaları gerekiyor. İkinci neden de şehre gelebilecek saldırılara karşı sığınaklar olarak gözetilmeleri. Özellikle Hiroşima’dan sonra nükleer saldırı tehlikesi de gözetilerek büyük inşa edilmişler. Metro duraklarının ve yerin altındaki sistemin genişliği de bu açıdan gözetilmiş. Bunker ve sığınaklar olgusu soğuk savaş sonrasında savaş tehlikesi yaşayan birçok ülke için bir görüntü olarak yaygınlaştı.  Metro durakları için ikinci öne çıkarılan şey durakların sanatsal tarafıdır. Her durak için ayrı bir tema işlenmiş ve bunlar kültür mirası için paha biçilmez yerler. Rusya SSCB döneminin hafızasına metro hatlarında da dokunmamış. Bütün durak isimleri ve metro tasarımları yapıldığı gündeki gibi korunuyor. Kapitalizm ülkenin her tarafına girmiş ancak metro duraklarının adlarını bile değiştirememiş.

Moskova’da 1935 yılında yapılan ilk metro hattında çalışmaya devam eden bir tren. [Fotoğraf: Bedri Soylu]

Ancak metro sisteminde beni en çok etkileyen şey bu iki görüntü değildi. Metro sistemi onca genişliğine (şuan için yeni eklenen sistemlerle birlikte 328 durak ve yaklaşık 600 km uzunlukta bir raylı sistem [Kaynak: Wikipedia]) rağmen her iki dakikada bir kalkan trenlerle çalışıyor. Bu sistem 15 milyondan fazla insanın ulaşımına hizmet ediyor ve ulaşım asla aksamıyor. Akıl almaz bir ritim… İstanbul’da bir sefer aksadığında bir sürü sorun ortaya çıkıyor. Bazı hatlar birkaç saat çok yoğun çalışmak zorunda kalıyor. Ya da bozulan ve yapılmayan merdivenleri/asansörleri düşünelim, İstanbul’da gün içinde çokça karşılaşıyoruz. Moskova metrosunda bir tane bile bozuk yürüyen merdiven görmedim. Ayrıca Moskova’da caddelerde araç trafiği pek olmuyor. Bu durumdan metro ağının etkisi belirleyici sanırım.

Moskova Metrosu’nda bir durak. [Fotoğraf: Bedri Soylu]

Sadece bu iki neden (metro ağının akıl almaz ritmi ve estetiği) bile Moskova Metrosu’nu modern zamanların yedi harikasından biri olarak saymak için yeterli olur. SSCB mühendisleri metro olayının hakkını vermişler ve şehir hâlâ o dönemdeki sistemin altyapısı ve kurgusu ile dönüyor.

Moskova Metrosu’nda bir durak. [Fotoğraf: Bedri Soylu]

Novadeviçi Mezarlığı-Nazım Hikmet Ziyareti

Rusya’ya gezisi için aklımdaki en önemli ziyaretlerden birisi Nazım Hikmet’in mezarına gitmekti. Üç yıl önce İznik Müşküle’de onun vasiyetine sadık kalarak Müşküle halkının Nazım’ın mezar yeri niyetiyle İznik gölünün kenarına diktikleri çınar ağacını ziyaret etmiştim. Sıra dışı bir hikayesi olan Müşküle köyü ziyaretimi yazı haline getirmiştim. Bu nedenle çok önemsediğim bir ziyaretti bu. Hostele yerleştikten sonra ilk işlerden bir olarak Nazım’ın da yattığı Novadeviçi mezarlığına gittim. Metro hattıyla yakınına kadar gidilebiliyor.

Nazım Hikmet’in kabri başında.

Burası Rusya tarihi ve kültür dünyası için önemli isimlerin gömüldüğü bir mezarlık. Paris’teki Pere Lachese gibi bir yer. Mezar alanında oldukça önemli isimler yatıyor. Gogol, Çehov, Bulgakov, Mayakovski, Gorbaçov, Yeltsin, Eisenstein, Bulgakov, Kollantay, Molotof gibi isimlerin mezarları burada. Çok büyük bir alan değil, buna rağmen Kiril alfabesi nedeniyle mezarları bulmak kolay olmuyor. Yandex Map uygulaması mezarlarda yatan kişilerin isimlerini Latin alfabesiyle gösteriyor. Haritayı yakınlaştırarak isimleri görebiliyorsunuz. Bu son bilgiyi biraz geç öğrendim.

Nazım’ın mezarı oradaki en meşhur yerlerden biri. Türkiye’den giden birçok insan mutlaka uğruyor. Mezarı turlarken hem internet sorunu hem de dil sorunu nedeniyle başlarda biraz zorlandım. Gogol ve Çehov’un mezarlarını Bulgakov hayranı olan ve akıcı İngilizce konuşabilen iki kadından öğrendim. Ayrıca mezar alanında gezen turist kafileleri de oluyor. Gördüklerimin hepsi Rusça konuşan rehberlerle geziyordu. Bazı isimlerini hiç bilmediğim kişilerin mezarları önünde de durdular. Böylesi bir faaliyeti kültür hayatımız için çok önemli olan Aşiyan’da ya da Zincirlikuyu mezarlığında görmemiştim.

Lenin’in Mozelesi

SSCB siyasi tarihi için çok önemli isimler Kremlin duvarının kenarında Lenin’in mozelesinin bulunduğu yapının arkasına gömülmüşler. Bazılarının ise külleri orada saklanıyor. Girmesi ücretsiz bir alan ancak önemi nedeniyle polis ablukasında ve denetiminde girilebiliyor.

Moskova Kremlini duvarının yanında Kızıl Meydan’a bakan yapı içerisinde Lenin’in mozelesi korunuyor. Duvarın kenarında ve arka tarafta ise önemli devlet görevlilerinin mezarları bulunuyor. GUM alışveriş merkezi içinden çekilmiş bir fotoğraf. [Fotoğraf: Bedri Soylu]

Lenin mozelesini görmek için ilk denememde başarılı olamadım. Saat 12.00 gibi girdiğim kuyrukta saat 13.00 gibi giriş noktasına varabildim. Mozelenin ziyareti 10.00-13.00 arası açık. Alana sırt çantasıyla almıyorlar, güvenlik nedenleriyle. Rusya sırt çantası olgusundan çok çekmiş olmalı. Kritik yerlere girişte hepten yasaklanmış. Müzelerde ise sırt çantalarınızı vestiyerlere koymanız isteniyor.

Lenin’in bedeninin saklandığı alana girerken şapkanızı çıkarmanız gerekiyor, görevli polis mutlaka uyarıyor. İçeride gürültü yapmanız, konuşmanız ve fotoğraf çekmeniz kesinlikle yasak. Lenin’in bedeninin bozulmaması için soğuk tutulan bir yer. İçeride bir dakikadan fazla beklemeniz de yasak. Giriş ücretsiz ancak saygı ve ziyaretçi akıcılığı için oldukça katı kurallar uygulanıyor.  Mozelenin bulunduğu yapının arkasında ise Rus siyasi figürlerinin mezarları var. Gorki gibi bazı önemli edebiyatçılar da eski devlet yöneticileri de burada ziyaret edilebilir.

Kremlin Duvarı Nekropolü [Fotoğraf: Bedri Soylu]

Mozeleyi görmek için beklediğim sırada hemen arkamda Hindistanlı ve Hindistan Komünist Partisi üyesi olduklarını düşündüğüm bir grup vardı. Hem fiziki görüntülerinden hem de aksanlarından yola çıkarak böyle diyorum. Birisinin şapkasında kızıl yıldız vardı. Bu gruba Rusyalı bir kadın mihmandarlık ediyordu ve aralarında İngilizce konuşuyorlardı. Tahminimce kadın profesyonel bir rehber değildi, Muhtemelen Rusya Komünist Partisi üyesi biriydi. Alana giriş noktasına yaklaştığımızda sırt çantalarını almadıklarını öğrendim. Sonra kadından Hintli grupla birlikte benim çantama da göz kulak olmasını rica ettim. Sağ olsun kırmadı. Çok önemli şeyleri, para ve pasaport gibi şeyleri alıp içeri girdim. Hindistan Komünist Partisi üyelerine ve onlara mihmandarlık eden hanımefendiye ne kadar teşekkür etsem az. İçeride bazı anıtsal yapılar da vardı. İçeri beraber girdiğim Hindistanlı yoldaşlardan birisinin kendisine hikayesi anlatılan bir anıt için bir ibadethane içindeymişçesine ellerini birleştirip saygısını sunmasına şahit oldum.

Lenin’in mozelesini görmek için uzayan insan sırası. [Fotoğraf: Bedri Soylu]

Bu arada belirtmek lazım, ülkede abartılı denebilecek miktarda Lenin heykeli görmedim. Lenin’in adı verilen yerleri hariç tutuyorum. Yine de ülkenin modern anlamda kurucusu sayılan birisi için dengeli sayıda motif işlenmiş. Vasiyetine göre Lenin, Sankt-Peterburg’da annesinin yanına gömülmek istemiş ancak Stalin popülizmi, merhumun cesedini rahat bırakmamış. Lenin’in yapılan ilk heykeli de 1926’da öldükten sonra “Mühürlü Tren” ile 1917 Nisan’ında vardığı Finlandiya Garı’nın önündeki meydanda konuşma yaptığı yere dikilmiş.

Kremlin Sarayı-Kızıl Meydan

Kızıl Meydan birkaç ikonik yapı ile çevrili. Bir tarafta tarihin en eski AVM’si sayılan GUM var. Gördüğüm en dengeli çok katlı alışveriş merkezlerinden biri. Ayrıca fiyatları da abartılı değildi. Çevredeki diğer mağazalarla arasında ciddi farklar görmedim, tarihi önemine rağmen. GUM’da en azından Rusların meşhur dondurmasını yemenizi ısrarla öneririm. Ülkedeki sütün kalitesi hem çikolatalarına hem de dondurmalarına doğrudan yansımış. Bunun gıda ürünlerindeki ciddi denetimle birlikte önemli sebeplerinden biri de tereyağı yerine daha çok ayçiçek yağının tüketilmesi olabilir. GUM ve Moskova merkez için fiyatların çeperdeki şehirlerden ve mahallelerden çok daha pahalı olduğunu ayrıca belirtmek lazım. Ancak Türkiye’deki fiyatlara kıyasla pahalı bir yer değildi. Ülke resmen savaşta olmasına rağmen genel olarak Türkiye’den ucuzdu.

Kızıl Meydan [Fotoğraf: Bedri Soylu]

Meydanın her tarafından görülen Aziz Vasil Katedrali, Korkunç İvan’ın Kazan ve Astrahan Hanlıklarını yenmesinden sonra (1561’de tamamlanmış) yapılmış. Katedrale ismini veren zat İvan’ın hayranlık beslediği meşhur bir abdal-derviş imiş. Bir zafer kutlaması yapısı… 4. İvan dengesiz bir mizaca sahipmiş. Moskova Knezliği’ni bir Rus İmparatorluğu yapan ve 300 yıl Moğolların gölgesi ve denetimi altında kalan Rusların esaretini bitiren kişi. İvan bir öfke nöbeti sırasında tek varisi olan oğlunu öldürür. Ölümünden sonra (1581) ise ülkede uzun süren bir karışıklık başlar. Sadece iç savaş yaşanmaz ayrıca Batı sınırından Polonyalılar ve Litvanyalılar da Rusların yaşadığı topraklara yönelirler. Düzenin sağlanması uzun sürer. 1613’te yine Alexander Nevski’nin soyundan olan Romanov hanedanlığı dönemi başlar.  İlya Repin’in Korkunç İvan Oğlunu Öldürüyor tablosu hayatı boyunca kimi zaman zahitliğe yönelen ama şedit ve dengesiz bir kral olan İvan’ın acizliğini ve dehşetini gözler önüne serer. Bu tablo Moskova’da maalesef gitmediğim Tretyakov Galerisi’nde sergileniyor. İlya Repin bu tabloyu 2. Alexander’a düzenlenen suikast sonrasında idam edilen Narodniya Volya (Halkın Dostları) örgütü üyeleri üzerine resmeder. Rusya yeniden geleceği olan çocuklarını öldürmektedir. Bu tablo ayrıca Doğu’yu temsil ettiği varsayılan Firdevsi’nin Şehname‘sinde geçen benzer bir hikayenin Batı sanatıyla tekrardan yorumlanmasıdır.

4. İvan’ın yaptırdığı bu katedralin mimarı bir İtalyan’dır ve zaferleri temsilen sekiz kubbeli yapılmış. Zamanla bazı ek müdahalelerle batı mimarisinden farklılaşan bir görüntüye kavuştuğu söylenir. Bunca eklektik görüntüye ve karşılaşmaya rağmen, Doğu ile Batı’nın bu kadar birbirinden ayrılamaz hale gediği başka örnek pek yoktur sanırım. Rusya’yı özel kılan görüntülerden birisi de bu “eklektik” hal denilebilir.

İlya Repin’in Korkunç İvan Oğlunu Öldürüyor adlı tablosu. [Kaynak: Wikipedi]

Moskova Kremlini (“kremlin” kelimesi sözlükte “kale” demek ve hemen her şehirde bir kremlin var) hali hazırda ülkenin yönetildiği yer olmaya devam ediyor. Kulelerindeki kızıl yıldızlar sökülmemiş. Gorbaçov’dan sonra Rus imparatorluk sembolleri takılmaya başlandığında kızıl yıldızlar korunmuş. Kremlin kulelerindeki yıldızların siyasal bir teklif ve iddia olarak geçmişin mirasını sahiplenme anlamında bir karşılığı var, bu mesajları Dugin’in yazılarında yer yer görüyoruz. Tarihçiler bu duvarların İtalyan ve Fransız mimarlar eliyle yapıldığını söylüyor. Kremlin duvarları içinde Rusya’nın en kutsal kabul edilen kiliseleri ve ulusal hazineleri korunuyor. Febarge Yumurtaları (45 tanesinden sadece 9’u buradaydı), Çarların ve ailelerinin eşyaları, bütün Rusya tarihine şahitlik eden tarihi kiliseler Kremlin’de görülebilir. Rusya’da en pahalı müze biletini buraya girmek için aldım, yaklaşık 800 lira (2000 ruble) ödedim. Ayrıca belirtmek lazım, dünyanın önemli müzeleri içinde bu vasıfta bir serginin bedeli için hiç de pahalı değil.

Febarge Yumurtaları, Kremlin Müzesi [Fotoğraf: Bedri Soylu]
Kurtarıcı İsa Katedrali’nin (Cathedral of Christ the Saviour) terasından Kremlin Sarayı. [Fotoğraf: Bedri Soylu]
Aziz Vasil Katedrali [Fotoğraf: Bedri Soylu]
Kremlin Sarayı içinde yer alan bazı dinî yapılar. [Fotoğraf: Bedri Soylu]
Stalin’in Mezarı [Fotoğraf: Bedri Soylu]
Bolshoy Moskvoretsky Köprüsü üzerinden Kremlin Sarayı görüntüsü. [Fotoğraf: Bedri Soylu]

***

Moskova için aklımda kalan fragmanlar böyle. İşçi sınıfının muhtelif görüntülerini, toplumda sezinlediğim bazı hissiyatları, Bolşevik Devrim’in hafıza mekanlarını ve Sankt-Peterburg için aklımda kalan fragmanları yazmaya devam ediyorum.

“Moskova Fragmanları” ögesine 5 yanıt

  1. […] Bu şehir için aklıma düşen fragmanları bu yazıda paylaşacağım. Moskova Fragmanları’na şuradan ulaşabilirsiniz. Şehrin Petrodgrad olarak anıldığı zamanlarda gerçekleşen Bolşevik […]

  2. […] için aklıma düşen fragmanları bu yazıda paylaşacağım. Moskova Fragmanları’na şuradan ulaşabilirsiniz. Şehrin Petrodgrad olarak anıldığı zamanlarda gerçekleşen Bolşevik […]

  3. […] Bu yazı ilk olarak Halka Dergi‘de […]

  4. […] müzeleri gezdim. Ancak öncelikli amacım Ekim Devrimi’nin yaşandığı mekanları görmekti. Moskova Fragmanları‘nda ve Sankt-Peterburg Fragmanları‘nda daha çok turistik mekanları ve […]

  5. […] müzeleri gezdim. Ancak öncelikli amacım Ekim Devrimi’nin yaşandığı mekanları görmekti. Moskova Fragmanları‘nda ve Sankt-Peterburg Fragmanları‘nda daha çok turistik mekanları ve Rusya’nın Devrim […]

Bir Cevap Yazın

halka dergi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin