MUHAMMED GAZALİ KILINÇ
Bir tespit
Günümüzde solda ya da İslamcılar arasında göçmenlerin lehine kampanya örme ya da göçmenleri örgütleme iradesi zayıf. Mevcut çabalar ise akamete uğramış durumda. Göçmenleri de içermeyi amaçlayan sendika, dernek, dayanışma gibi girişimlerin çoğu bir süre sonra işlerliğini yitirerek sırf tabelalara dönüşüyorlar. Göçmenler lehine örülen kampanyaların ömrüyse genelde birkaç yıla vefa etmiyor. Göçmenler için (ya da göçmenler ile) yapılabilen yegâne şeyin sosyal yardımlaşma ve eğitim çalışmaları olduğunu görüyoruz. Bunlarsa genellikle İslamcı veya muhafazakâr derneklerin başı çektiği projeler. Bu hayır işlerinin siyasal bir gayesi olmadığı gibi göçmenleri alıcı konumda tutmaya yaradıkları da pekâlâ söylenebilir. Alıcı, pasif ve acziyetini gidermeyi dışarıdan gelen yardıma bağlamış. Bu, göçmenleri terk ettiğimiz vaziyet.

Bu akametin sebebini tespit, inkıtaa uğramış girişimleri teker teker incelemeyi gerektiriyor. Göçmenler yararına çalışan dernek ve örgütlere tek tek gidip mülakatlar yaparak “hayrola, vaziyet neden böyle” diye sormak faydalı olabilirdi. Fakat yazımızın konusu bu değil. Alanda birkaç yıldır bulunan insanların rahatlıkla iştirak edeceği temel bir-iki saptamanın bu hali açıklamak açısından şimdilik yeterli olacağını düşünüyorum.
İlk olarak belirtmek gerekir ki Türkiye’de göçmenlerin parçalı yapısı ilişki geliştirmek noktasında girişimleri zora sokuyor. Parçalı yapıdan maksat yalnızca farklı ülkelerden gelmiş geniş kitleler olmaları değil, aynı zamanda yasal statülerin farklılaşıyor olması ve buna bağlı olarak bambaşka yaşayış biçimleri geliştirilmesi. Örneğin Sierra Leoneli bir göçmen ile Suriyeli göçmen birbirinden bambaşka hayatlar yaşıyorlar. Bu parçalı yapı içinde kapsayıcı bir kampanya ya da girişim başlatmak genellikle mümkün olmuyor. İkinci sebep ise bu parçalı yapıya dair bütüncül bilgi sahibi olmamak. Hangi göçmen grubu hangi yasal statülere sahip olabilirden tutun, göçmenlerin gündelik yaşantılarının nasıl şekillendiğine dair teorik ya da pratik bilgiden yoksunluk, göçmenlerin lehine iş yapmak isteyenlerin önünü tıkıyor. Belki üçüncü bir sebep olarak kimi göçmen gruplara politik ve kültürel uzaklığı da saymak gerekebilir. Uzak diyarlardan ya da yanı başımızdaki ülkeden Türkiye’ye gelen kimselerin dünya görüşleri ve hayat tarzları onlarla ilişki kurmayı zorlaştırıyor. Farklı mahalleden olunca evi yağmalanmasın diye öne atılmak daha güç hale geliyor. Bu uzaklık kendisini Suriye meselesi üzerinden geçen haftalarda tekrar gösterdi.
Elbette bu sebeplerin yanına örgütsel ve güncel siyasete dair birçok sebep eklenebilir. Fakat “bismillah” deyip bu tür işlere kalkışanların genelde takıldıkları şeylerin bunlar olduğunu düşünüyorum. İnsani yardım ve eğitim derneklerinin takılmadığı noktalar da tam buralar. Yasal statüleri de benzer olmak üzere küçük bir grup seçiyorlar ve asla siyasal bir gaye taşımadıkları için muhtaç kimsenin kimliğiyle doğrudan ilgilenmek zorunda kalmıyorlar.
Bu yazı, en azından bütüncül bilgiye sahip olmak ihtiyacını gidermek amacıyla Türkiye’deki Suriyeli göçmenlerin yasal statülerinden kaynaklı karşılaştıkları sorunlara dair bir özet içerecek. Buradan itibaren göçmen kelimesinden maksat geniş anlamıyla Suriyeli göçmenler, dar anlamıyla geçici koruma kapsamında bulunan Suriyeliler olacak.
Suriyeli Göçmenlerin Ahvali
Geçici Koruma Statüsü Nedir?
Geçici koruma statüsü, kitlesel göç olaylarında acil ve geçici çözümler bulmak üzere geliştirilmiş bir statü. Mülteciliğin düşük profilli ve uluslararası geçerliği olmayan bir versiyonu olarak düşünülebilir. İlgili sözleşmeye (1951 Cenevre) konulan coğrafi şerh nedeniyle Suriyelilere mültecilik statüsü vermeyen devlet, 2011’den beri kademeli bir şekilde artan Suriyeli göçünü geçici koruma statüsü vererek kontrol etmek istedi. Bu statü üç temele dayanır; ülke topraklarına kabul, geri göndermeme ilkesi ve temel ve acil ihtiyaçların karşılanması. Bunların nasıl gerçekleştirileceği ve geçici korumanın nasıl uygulanacağına dair bütün usuller ilgili yönetmelik tarafından düzenlenmektedir.
Geçici koruma statüsü bir adrese bağlı olarak verilir. Göçmenin bulunduğu ya da atandığı ilde ikamet ettiği adresi ilgili göç idaresi şubesine beyan etmesi ve ilgili adreste yaşadığını yapılan kontrollerde adreste bulunarak ispat etmesi gerekir.
Geçici koruma statüsü kapsamındakiler ülkedeki sağlık hizmetlerinin bir kısmından ücretsiz faydalanmaktadır. Sağlık ocakları ve polikliniklerdeki muayeneler, taramalar ve testler ve bir kısım tedavi ve ameliyatlar ücretsiz yapılmaktadır. Fakat bir kısım işlemler için geçici koruma kapsamındakilerin ücret ödemesi beklenmektedir. Bu durum birçok kez hastaların tedavi olmasına mâni olmakta, çoğunlukla yoksul olan Suriyeli göçmenlerin zor durumda kalmasına sebep olmaktadır.
Geçici koruma kapsamındaki çocuklar ve gençler adreslerine yakın okullara ücretsiz kaydolurlar. İlkokul, ortaokul ve lise eğitimini tamamlayan bir Suriyeli genç üniversiteye girişte harç problemiyle karşılaşır. Bu meselenin detayı aşağıda.
Geçici koruma statüsündeki şahsın seyahat özgürlüğü kısıtlanmıştır. Kendisine atanmış ilin dışına çıkmak için il göç idaresinden yol izin belgesi alması gerekir. Bu izin başvuruları birçok kez gerekçesiz bir şekilde reddedilebilmektedir.
Hükümetin geçici koruma kapsamındakiler için yaptığı bütün kamu harcamaları AB ve BM tarafından finanse edilir. Suriyelilerin alabildikleri sosyal yardımlar ya kamu dışı özel vakıflardan gelir ya da yine uluslararası örgütlerin finanse ettiği Kızılay Kartlardan ibarettir. Sağlık hizmetlerindeki harcamalar ve diğer harcamaların da pek azı devlet kasasından yapılır.
Adres Kaydı ve İkamet
Geçici koruma kapsamındakiler kimlik kayıtlarının sürdürülmesi için ikamet ettikleri adresi göç idaresine bildirmekle yükümlüdür demiştik. Adresi değiştiği halde güncellemeyen ya da polis tarafından yapılan teftişlerde adresinde bulunamayan göçmenlerin adres kaydı pasife düşer, üzerlerine tahdit kodu konur ve bir süre sonra geçici koruma kapsamından çıkarılarak kaçak konumuna düşerler. Bu durumda kalan göçmenlerin belli bir süre içinde göç idaresine giderek adres kayıtlarını güncellemeleri gerekir. Güncellemedikleri takdirde, üzerlerinde tahdit kodu bulunurken kimlik kontrol noktalarında polise yakalanırlarsa Geri Gönderme Merkezleri’nde idari gözetim altına alınırlar. Adres kaydının güncel olmaması sebebiyle sınır dışı işlemleri tamamlanmış geçici koruma kapsamında epey bir göçmen bulunuyor.
Üniversite Harçları
Suriyelilerin çoğu çocuklarını okula göndermekte istekli. Zira bir topluma uyum sağlamanın yolu o ülkenin eğitim sisteminin tornasından geçmekten geçiyor. Fakat pek çok kez bürokratik ya da yasal engeller, zaten maddi sıkıntı çeken Suriyeli ailelerin özellikle erkek çocuklarını lise ve üstü eğitime devam ettirmek yerine çalıştırmayı tercih etmesine sebep oluyor. Bu yasal engellerin en başında üniversite harçları gelir. Harçların fahiş fiyatları gençlerde “zaten üniversiteye devam edemeyeceğim” gibi geleceksizlik hislerini doğuruyor. Bu da liseden dahi önce okula devam etmeme/ettirmeme eğilimini güçlendiriyor.
Belirtmek gerekir ki Suriyeliler için olan harç ücretleri 2021 yılına kadar makul bir sınırdaydı. Ancak 2021 yılında yayınlanan bir CBK ile geçici koruma kapsamındaki Suriyelilerin ödemesi gereken harç ücretleri uluslararası öğrencilerin ödemesi gereken miktar ile eşitlendi. Çok derin farklılıklar barındıran bu iki statüye eşit ücret uygulaması bir eşitsizlik oluşturuyor. Geçici koruma kapsamındaki Suriyeli öğrenciler Türkiye’den (Suriye hariç) çıkış yapamazlar. Çıkış yaptıklarında geçici koruma kapsamından çıkarılır ve ülkeye alınmazlar. Dolayısıyla onlar pasaportlarıyla vize alarak farklı ülkelere giriş çıkış yapabilen uluslararası öğrencilerden farklı bir yasal statüye sahiptir. Bu durum şunu gösteriyor: Uluslararası öğrenciler (yani farklı ülkelerden Türkiye’ye okumak amacıyla gelenler) Türkiye dışındaki ülkelerde yaşama ya da eğitim alma şansına sahipken, yani Türkiye’de okumak onlar için bir lüks ya da bir tercih iken Suriyeliler için bir zorunluluktur. Suriyelilerin Türkiye dışında bir ülkede üniversite okuma imkânı yoktur. Dolayısıyla bu bakımdan durumları uluslararası öğrencilere değil, yerli öğrencilere benzer.
Yasal statü bir kenara, genellikle Türkiye’ye gelen uluslararası öğrenciler ile Suriyeli öğrenciler arasında sosyo-ekonomik bir farklılık da olur. Suriyeli öğrencilerin ekseriyeti yoksul işçi ailelerin çocukları, bir kısmı ise kendi hesabına çalışan esnaf ya da zanaatkarların evlatlarıdır. Uluslararası öğrencilerin çoğunluğuysa Ortadoğu, Afrika ve Asya ülkelerinin memur-bürokrat, tüccar veya patron çocukları oluşturur. Uluslararası öğrencilerin arasında bulunan az sayıdaki yoksul çocuklar genellikle Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı’nın sağladığı burslar ile Türkiye’deki eğitimlerine ücretsiz devam ederler. Burslu ya da burssuz olarak uluslararası öğrencilerin mevzubahis harçları ödemesi daha olasıyken Suriyeliler genellikle harcı ödeyemedikleri için eğitimlerine devam edemiyor.
Bir anda değişen bu harç politikası, genç Suriyelilerin eğitimlerini yarıda keserek kayıt dışı işgücüne katılmalarını teşvik ediyor. Bu perspektiften bakıldığında, hükümetin politika değişikliği anlam kazanıyor: genç nüfustan olabildiğince kâr edilmesini sağlayacak, kayıt dışı, ucuz ve güvencesiz bir işgücü piyasası oluşturmak.
Çalışma İzni ve Güvencesizlik
2024 Mayıs resmi verilerine göre Türkiye’de 15-64 yaş arasındaki Suriyeli erkeklerin sayısı 928 bin. Uluslararası İşgücü Genel Müdürlüğü’nün tüm göçmenlere vermiş olduğu toplam çalışma izni sayısı ise 250 binin altında. Bu demek oluyor ki yüzbinlerce Suriyeli ve diğer milletlerden göçmenler Türkiye’de çalışma izni olmadan çalışıyorlar. Çalışma izni olmadan çalışmak yoksulluğa ve güvencesizliğe mahkûm olmak demek. Zira izin olmadan asgari ücretten az maaş almak, yarın işsiz olmamaya dair hiçbir güvence sahibi olmamak, yapılan işi en sağlıksız ve emniyetsiz koşullarda yerine getirmek ve herhangi bir hak gaspı durumunda hakkını arayamamak demek.
Öte yandan Türkiye’de çalışma iznine dair problem sadece çalışma izni olmaması değil, onu almak da zor. Zira şahısların kendileri adına başvuru yapması mümkün değil. Bir işverenin işçisi için başvurarak, çoğunlukla bir yıllığına alabildiği bir izin politikası var. Bu da göçmen işçileri işverene bağımlı hale getiriyor. Ücret ve haklar açısından pazarlık imkânı tanımadığı gibi aslında o kişinin Türkiye’de yasal kalışını dahi patronun iki dudağı arasında bırakıyor. Çünkü izinsiz çalışmak kanunen suç addediliyor ve yakalanması halinde göçmenler açısından sürecin deport işlemiyle sonuçlanması çok muhtemel. Elbette devlet işyerlerini bu açıdan teftiş etmiyor. Fakat yine de patronun işçisi hakkında şikâyette bulunması, çalışma izni olsun olmasın, göçmen işçinin sınır dışı edilmesiyle sonuçlanabilir.
Tahdit Kodları
Türkiye’de genel olarak bütün göçmenlere, yasal statülerinin gerektirdiği yasal ve bürokratik sınırların dışına çıktıkları ya da herhangi bir suça karıştıkları takdirde tahdit kodu konur. Örneğin, bir göçmenin hırsızlık yaptığı kolluk kuvvetlerince tespit edilirse hakkında tahdit kodu konur. Tahdit kodları göçmenlerin yasal durumlarını işaretlemek amacıyla kullanılır ve genellikle üstünde tahdit kodu olan bir göçmen idari gözetim altına alınmak üzere GGM’ye götürülür. Ne var ki bu kodlar genelde kötüye kullanılıyor. Mesela geçen yaz Kayseri’de dükkanları, evleri ve araçları yağmalanan Suriyeliler, faillere karşı suç duyurusunda bulunduklarında “olayın tarafları” oldukları için onlara tahdit kodu kondu. Birçok aile bu sebeple adalete başvurmadı, başvuran yaklaşık 20 aile 87 numaralı tahdit kodu ile GGM’ye alındı. Bir kısmının sınır dışı edildiği söyleniyor.
Dahası, karakola müşteki ya da şüpheli sıfatıyla ifade vermeye giden Suriyelilere bile tahdit kodu konuyor. Bu sebeple kişiler aile bütünlüğü parçalanarak Suriye’ye gönderiliyor. Kanıtlanmış suça dayanmaksızın konulan bu kodlar mahkemesi süren şahısların sınır dışı edildiği garabet bir vaziyete sebep oluyor. Ayrıca adres kaydını yapmayan Suriyelilere de tahdit kodu konulduğu oluyor. Hakkında tahdit kodu bulunduğunu dahi bilmeyen Suriyeliler, kamu kurumlarına müracaat ettiklerinde hemen gözetim altına alınıyor ve Geri Gönderme Merkezine sevk ediliyor.
Geri Gönderme Merkezleri
GGM’ler, ilgili yönetmelikte, idari gözetim ve sınır dışı işlemleri süresince yabancıların kalacağı birimler olarak tarif ediliyor. AB fonu ile inşa edilen ve personel ihtiyacı karşılanan GGM’ler göçmenlerin yaşadıkları en büyük mağduriyetlere sahne oluyor. Her şeyden önce haksız idari gözetim ve sınır dışı işlemleri burada gerçekleşiyor. İkamet, öğrencilik, yol izni ya da herhangi bir adli vaka dolayısıyla tahdit kodu konmuş kayıtlı ya da kimlik kontrol noktalarına takılmış kayıtsız göçmenler GGM’lere sevk ediliyorlar.
GGM’ye alınmış bir göçmenin sınır dışı edilmesine ya da salınmasına karar verilmesi ve işlemin gerçekleştirilmesi çok kısa ya da çok uzun vadede gerçekleşebiliyor. Bir hafta ile altı ay arasında değişen bu süre boyunca göçmenler GGM’lerde kalıyorlar. GGM’ler kötü muamele ve yetersiz hizmetin kurum kimliği haline geldiği birimler. Mağdurların ifadesine göre GGM’lerde temel ihtiyaçları karşılamak dahi zaman zaman mümkün olmuyor. İdari gözetim alanlarında kapasiteden fazla göçmen tutuluyor, hijyenik koşullar sağlanmıyor, yeterli gıda ve su dahi sunulmuyor. Göçmenlerin avukatları ya da aileleriyle görüşmesine izin verilmiyor. GGM’ler sivil ya da kamu kurumları tarafında hiçbir denetime ya da yaptırıma tabi tutulmuyor. GGM’lerin güncel durumuna dair Mazlumder’in hazırladığı “Göç İdaresi Uygulamalarında Yaşanan Sorunlar Raporu”[1] ya da TİHEK’in Ulusal Önleme Mekanizması kapsamında gerçekleştirdiği ziyaret raporlarına[2] göz atılabilir.
Bir öneri
Bugün Türkiye’deki göçmenlerin hak ve özgürlüklerini yasal ve bürokratik engeller tıkıyor. Çalışma hakkı, eğitim hakkı, seyahat hakkı gibi temel hakların kısıtlanması Türkiye’nin göç politikasının temelini teşkil ediyor. AB’ye yönelen göç akını durdurularak Türkiye göçmenler için bir açık hava hapishanesine dönüştürülüyor. Türkiye’de biriken göçmen nüfusun çoğu burada kalmak dahi istemiyorken, nefret söylem ve suçlarının hedefi oluyorlar. Özellikle 2023 seçimlerinden sonra artan geri gönderme dalgası da bu göç politikasına son yıllarda eklendi. Kayıtlı/düzenli olmalarına rağmen Suriyeli göçmenler çeşitli yollarla (usulsüz tahdit kodları, adres problemleri, keyfi uygulamalar) düzensiz hale getirilerek “düzensiz göç ile mücadele” kapsamında sınır dışı ediliyorlar. Son iki yılda 1 milyona yakın göçmen Türkiye’den deport edildi.
Göçmenler lehine kampanya örgütlemek isteyenlerin ödevinin bu yasal ve bürokratik engelleri ortadan kaldırmak olduğu söylenebilir. En temelde Avrupa’ya geçişlerin önünün açılması ama belki daha acil olarak zorla geri göndermelerin durdurulması, GGM’lerin denetime açılması ve ülkede bulunan göçmenlere çalışma izni sağlanması gibi talepler etrafında bir kampanya organize edilebilir.
Dipnotlar:
[1] MAZLUMDER Göç İdaresi Uygulamalarında Yaşanan Sorunlar Raporu, Link: https://www.mazlumder.org/tr/main/faaliyetler/basin-aciklamalari/1-nisan-2014-ihlal-haberleri/mazlumder-goc-idaresi-uygulamalarinda-yasanan/14367
[2] TÜRKİYE İNSAN HAKLARI VE EŞİTLİK KURUMU, Ulusal Önleme Mekanizması, Link: https://www.tihek.gov.tr/kategori/pages/Ulusal-Onleme-Mekanizmasi





Bir yanıt yazın