MUSA AKBAL
İnsan sesi, umudun mayasıdır. İnsan hayatının zembereği umutla kurulur, sesi de umudun ufkunda yankılanır. Umutla tercihlerini ve eylemlerini tazeler. Bunu yaparken de herhangi bir koşul ve mazeret ileri sürmez. Umudun kaynağı rahmettir. Ümit etmek ancak rahmeti anlamakla, görmekle mümkündür. Rahmet, muhabbete vesile olandır. İnsanın yaptıklarının sonu muhabbeti doğuruyorsa o iş rahmet içerimlidir. Muhabbeti bozmama teyakkuzu, insanı diri tutar ve bu hal ona yakışır.
İnsan sesi, sıradanlığın zıddıdır. Sıradanlık tamahtan kaynaklıdır ve korkunun nedeni olur. Tamah, hazırdan ummak veya olana sahiplik etmek arzusudur. Bunlar, insanın sesini kısar ve sayıklatır. Tamah, insanı kabili hitap olmaktan ve doğruluktan alıkoyar. İnsan, emeğine mecbur olduğundan sıradanlık ona yabancıdır. Çünkü, insan emeği, hali hazırda olandan daha iyisine yönelen amaçlı eylemdir. O çabasıyla var olur ve yücelir. Çabası, insanı ses sahibi yapar. Ses sahibi olması, sadece çabasına itimadındandır. Emeğinden başkasına itimat, insanın kendisine yazık etmesidir. Rahmetin tecellisi, sıradanlıkta değildir. İnsani eylem, sıradanlığı aşıp, her süreçte kendisini doğrulukla düzelten içerikte olandır. Doğruluk, bilinmezliğin yerini görünürlüğün aldığı, eksiklikleri gideren, zorunlulukların farkında olmaktan kaynaklı bilincin kılavuzluğuyla aydınlıkta kaldığın, sürekli yenilenen ve rıza üreten dürüstçe tavırdır.

İnsan sesi, yapılacak olanı işaretler. Bu muhteva, umudun ve güvenin kaynağı olur. Yapılmayacak olan söylenmez. İnsan sesi, geleceğin prizmasından bugüne bakmaktır. Rahmet bilinci olmadan bu bakış mümkün olmaz. Bu bilinç insana cesaret kazandırır, onu dil sahibi yapar. Faziletlere yönelme başlar ve gayretlere neşe gelir. Üretmek, ortaya çıkarmak, yapmak, bir şey olmanın veya bir şeye tamah etmenin önüne geçer. Tavı, olanda değil, yapacağındadır. Bu yeni bir bilinçtir. Bu bilinç, olması gerekenleri yapma cüretinin de kaynağıdır. Bilinçli çalışma, sayıklamayı bitirmek içindir. Sayıklama hayaletler imal eder, umuda değil, bitmiş olana, geçmişe asılıdır.
İnsan sesi, doğrunun mümkünlüğü vurgusudur. Hayat oyalanmalara gelmez. Köpük gider su kalır. Gönül ve akıl, hakikat ile meşgul olduğunda faydalı olana yöneliş başlar. Hakikat, kemale yönelik süreçlerin içinde, doğrunun mümkünlük vurgusudur.
İnsan sesi uyarıcıdır. Bahanesi kendisinde mündemiçtir, işitmekten imtina edenlerin varlığı, uyarının dile gelmesinin şartı değildir, gerekli olan sadece derinlik ve açıklıktır. İnsan sesinin uyarısı şudur: Olan değişecektir! Olan biten ya kendisini ilerleten sıhhatle iyiliğe ya da düşüşle çürümeye yönelmiş haldedir. Mevcut durumun sürekliliği fikri, insan sesine yabancıdır ve bu gerçeği idrak etmede, ayardına varmakta gecikme, insanı meyus kılar. Yeis insana yakışmaz. Uyarı nettir: Rahmetsizlik, yani olanaksızlık duvarları, insan için geçmişin harabeleridir. İnsan buradadır ve her bir şey şimdiden düzgün yola girmelidir ki, insani çabanın mahsulü devşirilsin. İnsanın, eylemine güvenmesiyle, karşılaşacağı zorlukların üstesinden geleceğine umudu bir aradadır.
İnsan sesi, gerçeğe şahitlik eder. Gerçeği eğriltmeden dile getirir. Görünür ve anlaşılır kılmaktır gayesi; büyü, remizler ve perdeler oluşturmak değil. İnsan sesi dogma üretmez, sürekli konu geliştirir ve bahis açar. Çünkü, kırık dökük malumatlarla karanlıkta örülen ağlar ardından dünya kavranamaz. O ses, insanlığın gözü önünde, görünür ve işitilir vasfındadır. İnsan sesinden gerçeklerin izleri, düşünce ve niyette berraklık kapısından, aşikâr veya gizli gölgelerin perdeleyemediği, bütün gözlerin önünde özgün usulde ve muhtemel sonuçlarıyla belli kılınır.
İnsan sesi, doğrunun mümkünlüğü vurgusudur. Hayat oyalanmalara gelmez. Köpük gider su kalır. Gönül ve akıl, hakikat ile meşgul olduğunda faydalı olana yöneliş başlar. Hakikat, kemale yönelik süreçlerin içinde, doğrunun mümkünlük vurgusudur. Bu vurgu, daha iyinin reel imkânının sürekli mevcut oluşudur. Hakikat inşa edilmiş, sunulmuş iyicillikte değildir. Sıhhatli ve sağaltıcı çalışmaya bağlı ilerlemelerle sağlanır. İnsan sesi, kendi vasfındaki tüm seslerle, dünyayı aydınlatan, sahileştiren ve doğruları artıran, diriltici ve ferahlatıcı ekollerin mirasının yanında durarak, takip ve kabul ederek, her günü yeni bir başlangıca dönüştürür ve gerçeği saydamlaştırır.
İnsan sesi muhabbet eyleminin neticesidir. Muhabbet bir eylemdir, kendiliğinden değil iradeye bağlı özgür tercihle belirir. Var olmak ve diri kalmakla ilgili bir tercihtir. İnsanların ve toplumların sadece kendilerine çevrilmiş muhabbetleri rahmet içermez. Tek tarafa yönelen muhabbetler tahripkardır, sağaltıcı değildir.
İnsan sesi, bir teklif veya cevaptır. Her iki halde insanı insana yaklaştırır, yoldaş yapar. Böylece bir milletin, bir neslin, bir toplumun sesine dönüşür. Kuruntulara ve atalete bağlı bekleyişten insanı eylemine odaklar ve ona istikamet verir. Değişmeyecek sadakatlerin, bozulmayacak isteklerin hatırlatıcısı, belleklerin onarıcısıdır. Olanı betimlemenin ötesine geçerek olacak olanın müjdesi olur. Bütünleşerek güçlenmenin, kava ateş düşürmenin, bilincin oluşmasının başlangıcıdır. Teklifi topluma ve insanlığadır, cevabı da oradan bekler.
Selam, karşılıklı iyiliklerin ve güzelliklerin, yenilik kipinde başlangıcı olan, insan sesidir.
Selam olmadan muhabbet, muhabbet olmadan da güzellik olmaz. Selam, oluşması istenenin dile getirilişidir. Olanı, biteni ve oluşmakta olanı önemsemek ve içinde olmakla sonuçlanacak bir başlangıca hazır olmaktır, selam. Bir pratiktir ki, insani bütünlüğü içinde taşır. Her bir insan farklıdır, özeldir. Selam onları bir işte toplar ve eşitler. Cümlenin işi, selamın eşitleyici etkisiyle ile gelir birliğe. Birlik rahmettir, pınarları birbirine katar.
Selamla geliştirilecek bütünlükler nihayetsizdir. Dildeki tavır selamla şekillenir. Dilin bir tavırla oluştuğunu söyleyebiliriz. Farklı lisanlardan da ortak bir dil tavrı gelişir. Her isimlendirme somut durumlara karşı bir kavrayışın ve tavrın izini taşır. Bu iz bilindiğinde kavramlaşır ve onu görünenler üzerine tutarız. Bütünlüğün içindeki mevkisi, hangi kelimelerle yan yana getirildiği, muradınızın bir özrün mahcup bahanesi mi yoksa ileriye taşıyacağınız bir faziletlin tezahürü mü olduğu bağlamlarıyla kıymet kazanır. Böylece her tezahürün kendi dili oluşur. Bir dil lisanlar içinde kurulur ve huzurun ya da fesadının sebebi olarak zuhur eder. Lisanların farklılığı, özel gayretlerle bozulmuş ve kargaşaya dönüştürülmüş olanlar hariç, dilin birliğine engel değildir. Çünkü dil bir neslin takatinin ve telakkisinin neticesidir. Nesil, toplum ve uygarlığı denk kapsamda düşünülmelidir. Farklılıkları çok fazla vurgulayan bir dilin neleri gölgeleyeceği de iyi düşünülmelidir. Temel birleşim noktalarını ve bu birleşimleri sağlayacak ögeleri, ki bütünlüğün yöntemi bunu gerektirir, dışarda tutmanın bir faydası düşünülemez. Öge yakalama ve bütünlüğü bunun üzerinden geliştirme daha temeldeki köklerden beslenmenin imkânını verir. Nisbiliklerin gerçeklerle kurduğu ilişkinin bilinmesidir gerekli ve önemli olan. Bu insanoğluna isimleri var etme ve değerleme ile eyleminin gücünü sürekli kılma imkânını sunar. Düşüncelerin sonuna kadar götürülmesiyle, insan bilgiye, çalışmaya ve inanca ait isimlendirmeler düzeyine kavuşacaktır.
Selam, göğsümüzden çıkardığımız yed-i beyzadır. İlgilerimiz ve sadakatlerimiz rahmeti dilemeye yöneldiğinde doğru olanı bilebilecek, yaşanmaya değer olanı keşfedebilecek, neticede uğraşıya değer olanın bilgisine ulaşılacaktır.
Selam, muhasebe imkânlarını var eder ve genişletir. Benliğin ürettiği bahaneler yerine, muhasebe (yüzleşme), güzel akıbetlerin başlangıcı ve zorunlu olan eylemidir. Kendisini kınamayan nefislerle selamlaşma olamaz. Muhasebe eylemiyle, yakınlaşma ve anlaşma düzeyine erişilir. Kendisiyle muhasebesini yapabilenlerle gelişen temaslarla oluşan dil yakınlaşmanın imkânını sunar. İnsan kendi kendisine ve etrafına ne yapıp ettiğini bilmeden bir yol alamaz. Tezkiye olmazsa külçe gibi ağırlaşır her mesele. İnsanlar ve toplumlar biriktirdikleri sebepler ile muhasebesini yapmadan yerinden kıpırdayamaz, ilerleyemez, sadece zan biriktirir. Ancak muhasebeyle yeni bir dil, mantığıyla, hikâye ve örüntüleriyle gelişebilir. Muhasebenin amacı zararlı olanı terktir, telafidir ve faydalı olanı tahsil etmeğe azimdir.
Selam, karşılaşmalardan bir hayrı temin edecek insan sesidir. İlişkisiz ve ilintisiz olmak muhaldir. Karşılaşmalar bir dili geliştirir. Kendi kendine konuşmanın aşılması karşılaşmayla başlar. İnsanlar ve toplumlar kendi kendileriyle değil birbirleriyle konuşup, anlaşmalıdır. Ya rıza ya da şiddet üretirsiniz dille. Mahkûm benlikler selamın güzelliğini ve sunacağı imkânları yeterince anlayamayabilirler. İstemelerin isimlendirilerek dile getirilmesi, onlara müspet ve menfi atıflarla bir nevi ethos oluşturulması yeterli olamaz. Yeterlilik razı olmakla mümkün olacaktır. Rıza, olmuş bitmiş bir şey değil sürekli gündemde ve yaşamın içinde olan bir yetenektir. Toplumlar, birbirlerine aleyhine hüccet ileri sürmeden, bilakis hadi olmalarıyla rıza eşiklerinde yetkinleşirler. Bu yetenekle insanlar birbirlerini anlar ve yakınlaşır. Dilleri benzeşir. Başkalarını etkileyemeyen kendisini geliştiremez. Tersi de doğrudur; etkiye açık olmadan ilerlemek mümkün değildir. Darlıklar ve kısırlıklar içinde hiçbir şey oluşmaz.
Selam, kemal talep eden insan sesidir. Kemal istikametinde değişmeyen ve artmayan hiçbir şey doğru ve güzel olamaz. Bilgi, hal ve tavırda doğruluğa engel olan hatalar, iki yanlışın birbirlerini beslemesiyle oluşur; insan hayatına kastedebilme cüreti ve meşru olmayan iktisap. Geri dönüşsüz zarar içermeleri ve nesilleri kapsaması yüzünden, bu ikili, hataların temelini teşkil etmektedir. Bu marazi hal yok sayma, sahip olma, şiddet doğurur. Halbuki doğru istikametin adresi bellidir. İnsanın kendisini emin hissedeceği makam, endişelerin giderileceği beşaret düzlemidir. Beşaret en geçerli ve sahici insani bütünselliğin iklimidir. Müjdelediğine ortak etmediğin hiç kimse kendisini bu kemal süreçlerinde hissetmez. İnsan, beşaret dilinden başkasına kendisini teslim edemez. Faziletlerin ve neşenin iklimi beşarettir. İki günü bir olan ziyandadır, kuşkusuz. Toplumlar umutla, her gün olanın ötesinde, daha ileri düzeyde bir yetkinliğe, bütünleşmeye yönelmesiyle sahici canlılığa kavuşur. Umut, zamanla ve olanla kayıtlı olmayan sahici ve değişmez insani inisiyatiftir, beşaret düzlemidir, sesi de selamdır. Bütünlük ve yetkinliğin aranmadığı her şey insana yabandır. Alışkanlıkların verdiği konformizm ile kapatılan ufukların bezdiren yalnızlığı kadar yabanlığa yakın hal tasavvur edilemez. Selamla verilmesi gereken ilk karar da verilmiş olmaktadır. Bu karar, doğru istikamette, insanın yalnız kendisini değiştirmesi değil her şeyi değiştirmesi gerektiğidir. Özel değişim ve kurtuluş imkânı yoktur.
Selam insanı ehli dil yapar. Bu dil nedenleriyle, amaçlarıyla ve mantıki örgüleriyle bir tarif ve anlamlandırma işidir. Böylece, fuad genişler, istidatlar gelişir, tekâmül sağlanır ve muratlar tahsil edilir. Selam, göğsümüzden çıkardığımız yed-i beyzadır. İlgilerimiz ve sadakatlerimiz rahmeti dilemeye yöneldiğinde doğru olanı bilebilecek, yaşanmaya değer olanı keşfedebilecek, neticede uğraşıya değer olanın bilgisine ulaşılacaktır. Kendisiyle sınırlı, ayrımcı, içe yönelik, maksad-ı aksadan uzak, imtiyazlarla muhafazalanan kalıpların darlığından ancak selamın sağlayacağı ferahlıkla çıkılır.





Bir Cevap Yazın