Erzincan İliç’te yaşanan maden faciası üzerinden bir aya yakın zaman geçti. Toprak altında kalan 9 işçiye hâlâ ulaşılamadı. Arkadaşımız Muhammed Gazali Kılınç İliç’te maden sahasında çalışan bir taşeron işçi ile söyleşi yaptı.

Öncelikle kendini tanıtır mısın abi? Kaç yaşındasın? Ne kadar zamandır İliç’te, madenlerde çalışıyorsun?
Benim adım …. 2017 yılında İliç altın madeninde çalışmaya geldim. O gün bugündür bilfiil çalışıyorum.
Peki madende çalışanlar genel olarak nereliler, yaşları kaç?
Buradaki yaş ortalaması geçmişte biraz daha yüksekti. Şundan dolayı, biraz da liyakat dediğimiz şeye dayanıyordu. Geçmişte burada erbaplar yani o işin ustaları daha çok çalışıyordu, ortalama 40-50 diyebileceğimiz yaşlardı. Son zamanlarda bu yaş ortalaması düştü, bunun sebebi ücretlerle alakalı. Bir de haklar azaldıkça liyakat daha az aranır oldu. Bundan dolayı yeni ehliyet alanlar işe alındı. Şu andaki yaş ortalaması geçmişe göre daha düşük oldu yani.
Bu maaş konusunda nasıl bir sıkıntı oldu? Maaşların dünya standartlarının altında kaldığı söyleniyor, bu doğru mu? İşçiler bu konuda ne düşünüyor?
Maaş konusunda, genel anlamda liyakat durumuna göre iyileştirme oldu. İşin doğrusu şöyle, geçen yıl bizim maaşımıza birinci 6 ayda bir iyileştirme yaptılar, ileriki 6 aylık süreçlerde de biraz toparladılar. Şu anki net maaşımız 30.000 TL. Eskiden yemek veriliyordu, şu anda yemek parası veriliyor Şu anda yemek parasının da eklenmesiyle beraber, sosyal yardım, yakacak yardımı ve bir kalem daha vardı… Bunlar da toplam 10.000 ediyor, toplam alacak 40 bin TL oluyor bu şekilde.
İşçilerin geneli bu ücretten memnunlar mı? Nasıl bir hava var? Son zammı ne zaman yapmışlardı?
Son zammı yılbaşında yaptılar ve son dönemde işçiler de memnun oldular diyebilirim.
Sen taşeronda mısın, taşeron sistemi nasıl işliyor orada?
Evet evet ben taşerondayım ama diğer işçilerin durumu biraz karışık. Ana firma elemanları da var, yerel firmalarda çalışanlar da var, mesela Çiftay A.Ş. Mürekkepçiler dediğimiz firma var hafriyat işi yapıyor. Teknokon diye bir firma var, atık barajına giden boruların bakımını hem de fabrika içindeki onarım işlerini yapan ekip bunlar. Bunların da ne kadarı ana firmaya bağlı ne kadarı değil tam sayısını bilemiyoruz. Şu anda İliç’teki güncel personel sayısının 1.300 civarında olduğu söyleniyor, geçmişe nazaran sayı yükseldi.
O zaman İliç nüfusuna oranla epey bir insan madende çalışıyor değil mi?
Tabii tabii. Ben de geçmişte hayvancılıkla uğraşıyordum, İliç’in insanları genelde küçükbaş hayvancılıkla uğraşıyordu. Maden gelince işler değişti biraz. Doksanlı yıllarda, 2000’lere yakın küçükbaş hayvancılığın ticari anlamda pek getirisi yoktu. Bu anlamda da Anagold’un bazı hamleleri olmuş. Muhtarları alıp yurt dışında gezdirmek gibi… Hayvancılığı destekleyen bazı projeler vs. Böylece biraz cazip hale getirmiş ilk başta.
Mesela şu örneği vereyim; araç hız sınırı dolu 20 boş 40’tı. Ondan sonraki yılda bunu arttırdılar boş-dolu fark etmez 40’ta gidebilirsiniz dendi. Yani güvenlik bir anlamda suistimal edildi. Bu üretim hırsına dayanan bir şeydi. Sonraki süreçlerde bu kapasite artırımının ne zaman hayata geçtiğini tam olarak bilemiyoruz, bunu sonradan duyduk tabii ki. Buradaki üretim epeyce bir hızlanmaya başladı.
Peki bu çökme hadisesine giden süreç nasıl oldu?
Buradaki güvenlik sorunu ya da kapasite aşımı ya da süreç nasıl işledi… Mesela şu örneği vereyim; araç hız sınırı dolu 20 boş 40’tı. Ondan sonraki yılda bunu arttırdılar boş-dolu fark etmez 40’ta gidebilirsiniz dendi. Yani güvenlik bir anlamda suistimal edildi. Bu üretim hırsına dayanan bir şeydi. Sonraki süreçlerde bu kapasite artırımının ne zaman hayata geçtiğini tam olarak bilemiyoruz, bunu sonradan duyduk tabii ki. Buradaki üretim epeyce bir hızlanmaya başladı. Çiftay da buna bağlı olarak, taşeron olarak bazı altyapılarını oluşturdu, ana firmanın desteğiyle. Takip cihazı ile yönlendirme olayı daha az zaman kaybıyla daha fazla üretim anlamına geliyordu. Takip cihazı “dispeç” dediğimiz cihaz, çalışmayı yönlendiriyor. Sistem odasına bağlı, bir merkeze bağlı. Oradan arabayı çalıştırıyorsun, kamyondan bahsediyorum. Bu cihaz farklı makinalara da takıldı zaten, seni yönlendiriyor. Makineye gidiyorsun, döküm alanını, süreyi veriyor içinde. Bu şekilde hem zaman kaybının önüne geçmeyi hem de tamamen takip altına almayı sağlıyor. Böylece maden sahası hızla yayılmaya başladı. Döküm alanları hızlı bir şekilde doldu, araç sayıları fazlalaştı, hem iş makinesi hem araç hem personel arttı.
Geçen yıl bu boru patlaması söz konusu oldu. O süreçte 3 aya yakın bir süre çalışmadık. Çalışmadığımız ayların ücretleri ödendi.
Üç ay mı çalışmadınız? Üç ay boyunca maden size ödeme yaptı mı?
85 gün civarıydı galiba, ana firma bunu finanse etmiş, taşeron da sıkıntı yaratmadı. O süreçte burada bir sürü kamuoyu oldu. Biz Çiftay işçileri olarak bir hak arayışındaydık, işin netleşmesi ya da sürecin ne şekilde gideceği anlamında. Burada özellikle kamuoyuna nispet olarak Anagold “Yarın işe başlıyoruz, daha güçlü bir şekilde” mesajı yayınladı.
O zaman tekrar faaliyet başladı. Başladı ama dediğimden daha fena başladı. Müthiş bir üretim hırsı, yani ne derler, vahşi madencilik ya da her türlü tanımı buna uydurabiliriz. Öyle ki mesela diyelim, geçmişte, 5-6 yıl önce 7-8 sefer atan bir aracı 15-16 sefere çıkardılar. Abuk subuk bir hale geldi.
Yani düşünün, yeni işe giren insanlar genelde psikolojik anlamda kendini kabul ettirmek için ve de göze görünmemek için daha çok çaba gösterir. Bunlar bu aracın arkasında gidip, bir yetkili personel yani şef geliyor algısı oluşturmuşlar. Aracı daha da hızlandırıp daha fazla üretim peşindeydiler, bunu başardılar.
O zaman tekrar faaliyet başladı. Başladı ama dediğimden daha fena başladı. Müthiş bir üretim hırsı, yani ne derler, vahşi madencilik ya da her türlü tanımı buna uydurabiliriz. Öyle ki mesela diyelim, geçmişte, 5-6 yıl önce 7-8 sefer atan bir aracı 15-16 sefere çıkardılar. Abuk subuk bir hale geldi.
Madeni üç ay çalıştıramamış olmayı telafi ediyorlardı yani.
Fazlasıyla, zaten ediyordu. Aslında normal üretimde de kapasite artırmaya gerek yoktu, o ayrı. Bu şekilde bütün güvenlik kurallarını ihlal ettiler. Mesela şöyle; yağışlar oluyor arada, kesinlikle çalışma olmaması lazım. Maden sahası ilk zamanlarda kaya dolgu ya da taşlıydı ama son zamanda derine indikçe toprağın yapısı %90 oranında kirli oldu. Dolayısıyla buradaki en ufak bir yağış kayma-batma risklerini ya da araç devrilme risklerini otomatikman kendisiyle beraber getiriyordu. Bu riskler göz ardı edildi, koşturmacaya devam edildi. Bu süre içinde de zaten kapasite artışı onayı verilmiş, bunun tabii ki ne anlama geldiğini tam olarak bilemiyoruz. Mesela bugün Ankara’dan bir yetkili gelmiş. İlk kez bugün, olaydan sonra Türkiye’den bir yetkili işçilerle görüşme zahmetinde bulundu. Çiftay’ın genel müdürü olduğunu söylüyor. Bir de şu var ki mesela, dedim ya bize yemek verilmiyor çalışma saatleri içerisinde, bugün ekmek arası tavuk göndermişler, abuk subuk bir durum… Gösteriş tabii.
Tabii ki bu süreçte asıl konuşulması gereken toprak altından insanların çıkarılması meselesi. Nasıl olur, yardımımız olur mu? Evvela bu. Çünkü bunların yardımı olmayacak gibi, durum onu gösteriyor. Bunun dışında da, tehlikeler devam ediyor mu? Tabii ki ediyor. Nasıl? Mesela birkaç gündür bu dökülen liç sahasının arka tarafında dökülmeyen yer var. Orada çalışmalar var. Bir de bu Sabır Deresi dediğimiz yerde, dökülen yerde de kısmen çalışmalar başladı gibi bugün.
Bu çökme hadisesinden evvel, bakanlıktan, bağımsız bir kuruluştan ya da şirketin iş sağlığı güvenliği uzmanından çökmeye karşı bir uyarı yapılmış mıydı? Herhangi bir şey, bir raporlama çalışması da olabilir, herhangi bir uyarı da olabilir. Çünkü bahsettiğine göre 3 ay öncesinde bir boru patlamıştı, zaten sürekli artan bir üretim hırsının yarattığı güvensiz bir durum da vardı. Bütün bunların daha büyük bir kazaya, faciaya dönüşebileceğine dair herhangi bir uyarıda bulunulmuş muydu?
Bunu tabii ki biz bilemiyoruz. Hatta ben bugün gelen yetkiliye bunu sordum, dedim ki bu kapasite artışının ne anlama geldiğini biz sonradan duyuyoruz da, siz bunun değerlendirmesi ya da raporlamasını yapmadınız mı? En azından kendi aranızda da mı konuşmadınız? Hiçbirisi gelip de Anagold’a anlatamadı mı? Gözle de mi görmediniz? Çünkü bu İSG’ciler sahanın her tarafında vardı. Yaptıkları tek şey burada insanların kemerlerini botlarını denetlemekti. Bunun dışında abuk subuk şeyler, insanların yevmiyesini kesmek için bahaneler… Zaten son dönemde şey gündemdeydi bu araç içine kamera mevzusu, bununla ilgili bir çalışmaları vardı uzun zamandır. Takılması, takılmaması yönünde imza istiyorlar. İmzanın amacı, herhangi bir olumsuzluk durumunda insanları bütün haklarından mahrum bırakmak ve kazaya sebep verdikleri aracın da masraflarını gerekirse bunun arkasına koyacak şekilde garanti altına almaktı.
Yani kamera takmalarının amacı işçi sağlığı ya da güvenliği değil de işçiyi kontrol etmekti, öyle mi?
Evet, tabii. İSG bu tür saçma sapan şeylerin peşine düşmüştü oysaki burada Çiftay’ın sahada 6000 tane elemanı var, günün 24 saati aktif bir şekilde çift vardiya çalışıyoruz. Sürekli ve her alanda çalışıyoruz. Şöyle bir şey de var; biz maden statüsünde değiliz. Hâlâ değiliz. Olaydan bir gün sonra Çiftay maden statüsüne geçti diye arkadaşlar söyledi, E-devletten baktık, evet statüsünü değiştirmiş. İnşaattı, maden olmuş. Bir gün sonra tekrardan değiştirip inşaat oldu. Bugün bu da soruldu genel müdüre, tabii ki hiçbir şey anlatmayan kaçamak bir yanıt aldık.
Sebebi neymiş bunun? Neden günübirlik geçiş?
Şu şekilde düşünüyoruz, Çiftay, yani tabiri caizse eli kanlı bir şirkettir. Bakanlar buradaydı, bunlar Anagold’un zaten lisansını iptal etti. Anagold’un zaten araç gereci yok. Burada bu işi yapabilecek tek firma gerçekten Çiftay. Altyapısı, işçisi her anlamda. Eh bu işi yapması için de maden statüsü olması gerekir. Aslında baştan beri olması gerekiyordu da işte, biraz önce söylediğim bu bizim işçiler -Nazım Hikmet’in dediği gibi “Kabahatin büyüğü sendedir” misali- istemedi bunu.
Ana firma Anagold sendikalı ama tabii ki kağıt üzerinde. Göstermelik, kendinin yönetebileceği sarı sendikasını oluşturmuş. Türk-İş’e bağlı Maden-İş sendikası. Burada 20 yıldır faaliyet yürütüyor. Bundan şikayetçi olan arkadaşlar var, bunu duyuyoruz. Onların serzenişi de işe yaramadı, yeterli sayıya ulaşamadıkları için. Dolayısıyla bu sendikayla devam etmek zorunda kaldılar. Geçmiş yıllarda hakları fena değildi, iyiydi.
Orada sendikalar ne durumda? Özellikle Türkiye Maden-İş’in orada bir faaliyeti var mıydı?
Ana firma Anagold sendikalı ama tabii ki kağıt üzerinde. Göstermelik, kendinin yönetebileceği sarı sendikasını oluşturmuş. Türk-İş’e bağlı Maden-İş sendikası. Burada 20 yıldır faaliyet yürütüyor. Bundan şikayetçi olan arkadaşlar var, bunu duyuyoruz. Onların serzenişi de işe yaramadı, yeterli sayıya ulaşamadıkları için. Dolayısıyla bu sendikayla devam etmek zorunda kaldılar. Geçmiş yıllarda hakları fena değildi, iyiydi.
Bunun dışında da Anagold sarı da olsa örgütlü ama tabii ki bu süreçteki kirli işlerde bunların da epeyce bir parmağı olduğu medyaya yansıdı. Bu geçen seneki kapanma sürecinde epeyce bir rol oynadılar. Mesela “Anagold dik dur eğilme bu halk seninle!” gibi abuk subuk sloganlar oluşturup bir kısım insanı bir araya getirip çalışmalar yaptılar. Tek istedikleri şey buradaki rantın devamıydı. Çalışıp da işçilerin haklarını almaktan ziyade buradaki kirli rantın devamını istediler.
Bizdeki sendikacılık çalışması da şöyle, bizden önce 2010, 2011, 2012 yıllarında bir çalışma olmuş yine Türk-İş’de. Ama tehditle sindirmişler. Sonra 2017’de ben işe başladıktan sonra Dev Maden-Sen’i davet ettim, geldiler görüştüler. Güzel de kabul gördü aslında. Bu çalışmalar iyi gidiyorken sonrasında pandemi araya girdi toplu bulunma yasağı bilmem ne… Bu panik ortamı zaten doğal olarak bu 2 yılı sekteye uğrattı.
Geçen yıl bizim bu boru patlamasından önce bir karar aldık, arkadaşlarla görüştük. O zamanki yapı güzeldi, örgütlüydük. Bu işleri yürütebilecek, deneyimli olmasa da gönüllü ve bilinçli ve istekli epeyce bir kişi vardı. Kapanmadan sonra tekrar açıldı devam ettik, bir sayıyı yakaladık. Geçen 2022 Kasım ayında çoğunluğu yakaladık Dev Maden-Sen’le. Burada tabii sayı yakalanır yakalanmaz epeyce bir kişiyi işten çıkardılar. İşten çıkarılma sürecine dair işveren eli değmiş şüpheleri hâlâ var, tabii bunu kanıtlayamıyoruz. Burada işten çıkarılma bahanesiyle insanlar bir araya geldi, taleplerini sundular. Sonra sorunlar fazla olduğu için diğer talepler de buraya eklendi. Bence bu temsilci arkadaşlarımızın acemiliği, bilinçsizliği oldu. Bütün talepleri zamansız isteyince ortalık karıştı. Orada 12-13 kişiyi işten çıkardılar. O öylece bastırıldı, sonra istifalar oldu sendikadan. İşini kaybetmek istemeyenler istifa etti genellikle.
Şu anda İliç’te biraz duygusal bir süreç yaşanıyor. Belirsizlik ve biraz da tabii ki korku, panik… Epeyce bir insan gitti. Gidenlerin birçoğu yeni başlayanlar, işten istifa edip gitmişler. Bir kısmı izine gitmiş, tabii geri gelecekler mi gelmeyecekler mi, önümüzdeki kısa bir zaman içinde belli olur. Şu an için biz tam olarak sayıyı yakalayamadık hâlâ, tabii ki süreç devam ediyor. 2022 Kasım ayında bu sayı yakalanmıştı, yani barajı geçmiştik. Sadece yıl sonunu bekliyorduk, bakanlığın sayımını. Tabii işveren değerlendirme sürecini bildiği için bu kargaşa ortamı oluştu. Temsilcileri işten çıkardı, çalışanları sindirdi. Bu anlamda sayı da azaldı, çoğunluğu da kaybetmiş olduk.
Şu anda durum nasıl madende? Çalışıyor musunuz hâlâ, madene giriş çıkış yapılıyor mu?
Tabii. İlk kaza anı itibariyle Çiftay, altında kalan elemanını kurtarmak için hemen sıcağı sıcağına çalışmaya başladı operatörlerle. Tabii ki hafriyatlara yani malzemeye dokunduklarında bunun imkânsız olduğunu anladılar, zaten AFAD geldi olaya el koydu. Beklemede kalın ihtiyaç olursa işte iş makinalarınızı kullanırız dediler. Bu bahsettiğim Şahin Çukuru’nda genelde Devlet Su İşleri’nin araçları ilk birkaç gün çalıştı. Orası da riskli olduğu için orada da çalışma yapılamadı. Bu yığınların altında kalan arkadaşlarımıza ulaşması da biraz zaman alacak gibi görünüyor. Çünkü gerçekten imkânsız bir durum.
Peki sizin çalıştığınız ocakta iş güvenliğini artırmak için herhangi bir değişim oldu mu?
Tam anlamıyla olmadı. Bir yandan cevher farklı bir yere taşınacak. Bir yandan da kaymaya devam eden ya da kayma riski olan tepede kalan malzemenin üstten alınması gerekiyor. Bunların yapılması için sahada biraz daha iş var. Ama iş güvenlik kuralları şu anda çok da gerekmedi. Eskiden sahada aktif çalışan çok fazla araç gereç vardı. Patlatma ekibi vardı, rok makineleri dediğimiz makineler vardı. Her gün saat 12’yi çeyrek geçe patlatma yapılıyordu. Öğle arasına denk geldiği için sahada o zaman kimse olmuyor, boşaltılıyor zaten. Araç sayısı epey azaldı. Şu anda sadece Çiftay’ın kamyonları var sahada. Bir kısım arkadaşım izinde ya da çıkışta olduğu için şu anda bir yoğunluk yok. Zaten malzemeyi aldığımız yer, döktüğümüz yer belli başlı yerler. Şu an için iş güvenliği anlamında çok bir sorun yok. Yağış da yok şu sıra. Yağış olduğu zaman gözden geçirilmesi lazım ama şu an yağış olmadığından dolayı herhangi bir risk yok.
Yani siz şu an ocağa giriş yapmıyorsunuz.
Yok, ocak üstünde çalışıyoruz. Liç sahasının en tepesinden arka kısmına bu ağırlığın alınması gerekiyor. Oradan alıp belirledikleri bir alan var ocağın diğer tarafında, 8-10 km mesafe var, aşağı yukarı. Bu alandan o alana boşaltılıyor.
Peki, 13 Şubat gününde sen orada mıydın? Neler olduğunu anlatabilir misin?
Evet oradaydım. Ben gece vardiyasında çalışıyordum, 12-8 vardiyası. Sabah sekizde biz vardiyayı o an kazaya denk gelen vardiyaya devrettik. Biraz dinlendikten sonra arkadaşların telefonda telaşlı olduğunu fark ettim, sorunca yukarıda kaza olmuş dediler. Vardiyada olduğunu bildiğim arkadaşımızı aradım, Uğur arkadaşımızı. Telefonu çalıyordu ama açmadı. Diğerlerini aradım. Sırayla arıyorum. Ne olduğunu anlamaya çalışıyoruz. Nasıl bir kaza, herkes iyi mi diye. Anlamaya çalışırken en son bir arkadaşımız telefonu açtı. Dedi ki, liç sahası kaydı, Şahin Çukuru’na. Tabii Sabun Deresi’nin bundan haberi yoktu, çünkü görmüyor onları. Bizim şantiyeye yakın olduğu için Sabun Deresi, şantiye alanından görünüyor. İlk oraya koştuk. Toz var dağlarda zaten. Haberler gelmeye başlayınca öğrendik ki bizim Çiftay’dan sadece bir kişi kalmış, arkadaşımız Uğur. Onunki de büyük şanssızlık. Birkaç saniyelik bir zaman farkıyla toprağın altında kalıyor.
Peki yaşanan facianın sorumluları hakkında ne düşünüyorsunuz işçiler olarak? Ana firma Anagold’un sorumluluk alması gerekiyor mu sence?
Bugün sordum ben, onu da sordum yani. Diyorum ki burada kapasite artışının ne anlama geldiği, sonuçları… Yani bu liç sahasının bu kadar yükselmesi ve bunun doğurduğu riskler iş güvenlik birimimizce neden rapor edilmedi ya da edilemez miydi, bu sizin işiniz değil mi? İşin doğrusu Çiftay İSG’sini de çok suçlayamıyorum. Çünkü Anagold’un çalışma şekli çok katı. Bunu bildiğimiz için, yani buradaki o alan Çiftay’ın İSG’sini ne kadar ilgilendirir ya da ne kadar bırakıyorlar gözetimine… Bu konuda gerçekten fikrimiz yok.
Herhangi başka bir yerde olsa gözümüzün önünde olur ama orası yüksek, iyice yükseldiği için hiç görünmüyor. Orası yükseldikçe ocak alçaldı. Tepede ne yapıldığı konusunda hiçbir fikrimiz yok. Dolayısıyla yetkili kişilerin sorumluluk alanına ne kadar giriyor, ne kadar ilgilendiriyor bilmiyoruz. Dediğim gibi işin içinde Anagold varsa biraz muammada kalıyor.
Sağlıklı üretimin, sağlıklı madenciliğin yapılmasının alt yapısının oluşmasındaki en büyük etken örgütlü işçilerin çalışması. Çünkü bu örgütlü çalışma sadece ücretleri değil, buradaki maden sahasını, çevreyi, suyu, doğasıyla, bölgede hayvancılık yapan herkesi, her şeyi değiştirecektir.
Çok sağ ol abi, vaktini ayırdın. Son olarak eklemek istediğin bir şey var mı?
Sağlıklı üretimin, sağlıklı madenciliğin yapılmasının alt yapısının oluşmasındaki en büyük etken örgütlü işçilerin çalışması. Çünkü bu örgütlü çalışma sadece ücretleri değil, buradaki maden sahasını, çevreyi, suyu, doğasıyla, bölgede hayvancılık yapan herkesi, her şeyi değiştirecektir. Bu anlamda örgütlü işçilerin çalışması bu tür kazaların önlenmesi başta olmak üzere birçok şeyin düzenli bir araya gelmesinde en büyük faktör bana göre.





Bir Cevap Yazın