YASİN ŞAFAK
Türkiye’nin toplumsal tarihinde şiirin yeri çok baskındır. Birçok ülkede de böyledir. Şairin portresi, elbette heykel, resim, bir başka sanat türünden daha fazla olarak hayatın orta yerinde olma özelliğine sahiptir.
Şiir, 20 yüzyılda sadece Türkiye’de değil, birçok batılı ülkede de -hadi şiirsel ifade kullanalım- siyasal kanonun en önemli bir bileşeni olmuştur. Geçen yüzyılda, şairin idealize bir portresini çizersek, İspanyol İç Savaşı’na koşan komünist, romantik bir aşık diyebiliriz. Klişeler önemlidir, muhakkak bir şeyleri imler. Bizde de büyük şairler hep “kavganın göbeği”, “halkın kalesi” benzeri uzamlarda imge kurmuşlardır.
Gülten Akın ise daha ziyade sadeliğiyle, sessiz yaşantısıyla ve şiirinin şarkılarda bestelenmesiyle bilinir.

Onun hayat hikayesini anlatan biyografi yenilerde çıktı. Hani ülkenin resmi gibi bir kitap. Resim hem çok güzel hem çok içtenlikli görünüyor. Bu kadar mı sahici olur? Büyük bir şairin, herkesin dünyasına girecek şekilde anlatılması harika olmuş.
Bir lise öğrencisi de bu kitabı okur; 70 yaşındaki profesör de. İlkin öğrenecek olanla, yeniden geçmişi okuyup bilgi tazeleyecek olana aynı şekilde kendini sevdirecek bir anlatı kurmuş Asuman Susam. Gülten Akın’ı yine bir şairden, Asuman Susam’dan okuyoruz.
Siyasal, sosyal tablolar var. Taşrada, memleket hikayeleri havasında geçen kesitler var: Yozgat, Haymana, ağalar, beyler, konaklar, Çerkezler, Arnavutlar… Bu bahisleri seven bizler için birebir.
Gülten kitabının en az kendisi kadar geleceğe kalacak bir bileşeni de var. Kitap için taranan görsellerden, yapılan görüşmelerden yola çıkarak aynı adlı bir belgesel yapıldı. Senaryosu kitabın da yazarı olan Asuman Susam’a ait olan belgeselin yönetmeni Sefa Sarı.
Edebiyat merkezli kesitler, dönemlerden izler, edebiyat içi mektuplaşmalar, yazın çevresinde oluşan konumlanmalar elbette ki var; kararınca bir kısmı onlar oluşturmuş.
Böylece herkesin görmesi gereken bir yapıt ortaya çıkmış:
“Çocukluğundan anımsar Yozgat’ı Akın:
Kent kuzeyden güneye bir dereyle bölünür, Çatak Deresi…Serin avlular. Parmalıklarla korunmuş bahçeler. Heves edilip dikilmiş, yetiştirilmiş bir küçük üzüm bağı. Biraz ilerde daha yukarda büyük dayımın rüzgarlı evi.”
“Başarılı bir mahkûmiyet bölgesi hizmetinden sonra doğrudan Ankara’nın bir ilçesine atanmak bir ödüldür. Yükleri karadan, onlar da Aksu bebekleri sekiz aylıkken uçakla varırlar Ankara’ya. Gülten Akın, şair, üç çocuk annesi, kaymakam eşi, öğretmen ve avukat henüz 30’larının başında genç bir kadın. Gidilen her yer, kopulan yerler, mizacının dallarına dolana dolana kendiliğini, kişiliğini dönüştürerek, bazen onarıp yenileyip bazen gedikler açıp aşınmalar yaratarak yeniden kurmasına olanak verir.”
“18 Mart 2008 tarihli Milliyet Gazetesinin kültür-sanat sayfasındaki Miraç Zeynep Özkartal’ın röportaj haberinde ödülle ilgi olarak da şunu ekler: Ben gençken de ödül almak gibi bir hırsım olmadı. Bütün hırsım şiir yazabilme üzerineydi; o da hırstan çok bir vakit sorunuydu benim içim. Kalabalık bir evde, çocuklar ve bin bir türlü gailenin içinde vakit bulup geceleri yazdığım şiirler vardı.”
Gülten kitabının en az kendisi kadar geleceğe kalacak bir bileşeni de var. Kitap için taranan görsellerden, yapılan görüşmelerden yola çıkarak aynı adlı bir belgesel yapıldı. Senaryosu kitabın da yazarı olan Asuman Susam’a ait olan belgeselin yönetmeni Sefa Sarı. Belgesel ilk iki gösteriminde İzmirlilerle ve Ankaralılarla buluştu. Belgesel için oldukça samimi, çoşkulu ve duygu dolu; yani şiir gibi, Gülten Akın şiiri gibi denebilir. Şairin çizgisiyle bir özdeşlik yakalanmış.
5 Mart Salı günü, Gülten belgeseli, üçüncü gala gösteriminde İstanbullularla buluştu ve yoğun bir ilgi topladı.






Bir Cevap Yazın