Kürt Meselesi’nin Bölgesel ve Küresel Politikalar Bağlamında Geldiği Yer

ZEKİ KILIÇASLAN

MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin Ekim 2024’te başlattığı ve PKK lideri Öcalan’ın önünün açılarak Kürt Meselesi’nde silahların susmasını sağlanması yönündeki açıklamaları ile başlayan süreç hızla ilerliyor. Bu “yeni süreç”in başlamasından kısa bir süre sonra Suriye’deki Baas rejiminin çökmesi ve ardından bütün bölgesel ve küresel güçlerin Suriye ve bölge politikaları ve bu bağlamda Kürt sorunu üzerine söylem ve girişimleri, “yeni süreç”in esasında Türkiye’yi yönetenlerin algıladıkları dış riskler ve bölgeye yönelik politikalar nedeni ile gündeme geldiği kanaatini hemen her kesimde ortak bir görüş haline getirdi. Bu yazıda kısaca “yeni süreç”in bölge ve küresel bağlamda uluslararası boyutu ele alınacaktır.

Sokak sanatçısı Alessio-b’ye ait bir çalışma.
[Kaynak: https://www.zoomonart.com/tag/graffiti-esterni/]

Kürt halkını bölen sınırlar

Herkesin bildiği gerçeği yeniden hatırlarsak Türkiye’nin güneyindeki sınırlar 1. Dünya Savaşı gibi emperyalist bir paylaşım girişimi sonrasında Sykes-Picot Anlaşması ile çizildi. Bu anlaşma Kürt coğrafyasını dört ayrı devletin sınırları ile parçalarken Kürtleri de bu sınırlarla hapsetmiş oldu. O tarihten beri bu devletler, Kürt coğrafyasındaki gelişmeler nedeniyle kendileri ile ilgili bir tehdit hissettiklerinde Kürtlere karşı ortak hareket ettiler. Bununla birlikte kendi bölgesel çıkarları için başka devletlerin sınırlarında kalan Kürt topluluk ve siyasal hareketlerine yeri geldiğinde destek sundular, yeri geldiğinde karşıt politikalar geliştirdiler. Bu süreç özellikle Irak’ta Kürtlerin federal statüsü olan bir devlete sahip olmalarıyla birlikte değişmeye başladı. Türkiye’de çok uzun süredir devam eden silahlı mücadele ve Kürt Meselesi temelli yasal siyasi partinin zamanla artan etkisi ve nihayet Suriye iç savaşı sürecinde daha önce rejim tarafından kendilerine yurttaşlık hakkı dahi tanınmayan Kürtlerin fiili olarak kazandıkları yeni statü ile mesele yeni bir boyuta vardı. Suriye rejiminin çökmesi ile birlikte gelinen yeni durum Kürt Meselesi’nin uluslararası boyutunu çok daha görünür bir şekilde öne çıkardı.

Bölgenin en büyük kazananı İsrail

Küresel ölçekte bakıldığında ABD’nin yeni Trump iktidarının asıl dış politika önceliğinin Çin’in durdurulması olduğu görülmekte ise de ABD emperyalizmi açısından Ortadoğu’nun önemi devam ediyor ve İran’a karşı bir hareket için bölgesel pozisyon güçlendirilmeye çalışılıyor. İsrail’in Gazze ve ardından Lübnan’a karşı gerçekleştirdiği saldırılar sonucu Hamas’ın önemli ölçüde zayıflatılması, Hizbullah’ın büyük ölçüde geriletilmesi ve ardından Suriye’deki iktidar değişikliği ile bölgesel çapta en büyük güç kaybeden ülkenin İran olduğu ortadadır. Rusya’nın da bölgedeki güç kaybı görünür iken Suriye’de İsrail’in yeni bir işgal hareketi ile Golan tepelerinde büyük stratejik önemi olan alanlarda ilerlemesi ve Suriye su kaynaklarının %30 civarında kontrolünü ele geçirmesi ile en büyük kazanan açık şekilde İsrail olmuştur. ABD ve İsrail ile birlikte İran’a karşı planlanan harekette, Suud rejimi ve Birleşik Arap Emirlikleri ile güçlendirilen ortaklıkların yanına, Kürt siyasal güçlerinin de eklenmek istendiği görünmektedir. Bunun için Kürtlerin Suriye’deki netleşmemiş statüsü kullanılmak istenmektedir. ABD yönetimi, Suriye iç savaşında özellikle İŞİD’e karşı mücadelede Suriye Kürtleri ile geliştirdiği askeri ve siyasi ilişkileri, yeni Suriye rejimiyle birlikte dönüştürerek, gelecekte mümkün olabilecek olası politika değişikliklerine karşı İsrail’in güvenliğini sağlamak ve kendi çıkarlarını muhafaza etmek üzere şekillendirmek istiyor.

Bütün bunlarla birlikte Türkiye’nin, İran’ın zayıflaması sonucu bölgede oluşacak olan boşluğu Kürtlere yönelik politikasını değiştirerek doldurması da seçeneklerden birisi olarak duruyor. Kendi sınırları içerisindeki Kürtlerle en azından uzlaşılacak bir “silahların susması antlaşması” ile birlikte İran, Irak ve Suriye’deki Kürtlerle sağlanabilecek yakınlaşma Türkiye’nin bölgesel ölçekteki siyasi ve ekonomik etkisini arttıracaktır.

Bununla birlikte İran karşıtı girişimler açısından Suriye Kürtleri yerine Erdoğan yönetiminin desteklenmesi gerektiği yönünde ABD-içi tartışmaların da olduğu ortadadır. Türkiye gerek Irak merkezi yönetimi gerekse bölgesel Kürt yönetimi ile geliştirdiği yeni işbirliği yaklaşımları ile ABD’ye bu yönde olumlu işaretler verse de Suriye Kürt güçleri üzerine planladığı girişimlere ABD’nin engel olmamasını istiyor. Bu durum iki ülke arasındaki Suriye politikalarındaki temel gerilimi oluşturmaktadır.

Türkiye’nin bölgesel Kürt politikalarında yol ayrımı

Yeni dönemde Suriye Kürtlerinin kazanabileceği bir statünün geleneksel yaklaşım açısından Türkiye tarafından büyük bir tehdit olarak algılandığı ortadadır. ABD dışında öncelikle AB yönetimi ve Fransa gibi ülkelerin yanı sıra tarihte ilk defa İsrail yönetimi de açıktan Kürt siyasal güçlerine destek veriyor. Bu destek Türkiye yönetimi açısından tehdit algılamasını güçlendiriyor. Bütün bunlarla birlikte Türkiye’nin, İran’ın zayıflaması sonucu bölgede oluşacak olan boşluğu Kürtlere yönelik politikasını değiştirerek doldurması da seçeneklerden birisi olarak duruyor. Kendi sınırları içerisindeki Kürtlerle en azından uzlaşılacak bir “silahların susması antlaşması” ile birlikte İran, Irak ve Suriye’deki Kürtlerle sağlanabilecek yakınlaşma Türkiye’nin bölgesel ölçekteki siyasi ve ekonomik etkisini arttıracaktır. ABD ve diğer batı güçleri ile önemli bir gerilimi de içerecek ve Türkiye sınırları içinde kaotik gelişmelere yol açabilecek çatışmalı bir süreç yerine, yeni bir bölgesel Kürt politikası geliştirme yaklaşımı en azından Türkiye devleti ve siyasetinin bir kısmı için ciddi bir alternatif durumundadır. Araştırmacı İzzet Akyol, Kürt Meselesi üzerine yaptığı bir araştırmaya dayanan raporunda bu durumun  şimdiye kadar Türkiye ekonomisine 3 trilyon dolara mal olduğuna vurgu yapmakta ve ardından barışçıl bir çözüm ile “Türkiye’nin bölgesel su kaynakları üzerine kontrolünü çok daha güçlendirmesi ile birlikte  bölge istikrarının ve ekonomisinin merkezi haline gelebilmesi mümkündür” demekte ve ardından “Başarması çok zor da olsa, Kürt Meselesi’nin nihai çözümü, topluma, ülkeye ve devlete çok ciddi avantajlar ve siyasal bir derinlik kazandıracaktır.” şeklinde devam etmektedir.[1]

Türkiye’deki Kürt siyasetinin değişimi için motive edebilecek bir gelişme de Kürt hareketleri arasındaki ulusal çapta gelişen ortaklık arayışlarıdır. Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Genel Komutanı Mazlum Abdi’nin eski Kürdistan Bölgesel Yönetimi başkanı Mesut Barzani’yi ziyaret etmesi ve bu ziyaretin her iki tarafta da çok olumlu olarak yorumlanması bölgede ABD himayesinde bir Kürt ulusal ortaklığının gelişmesi için önemli bir süreci başlatabilir. Şüphesiz ki ABD açısından son tahlilde önemli olan PYD ile ortaklık değil bölgede ittifakını geliştirebileceği bir Kürt siyasal realitesinin varlığıdır. Zaten ABD’nin genel olarak Kürt siyaseti içinde ideolojik olarak da PYD veya PKK etkinliğini tercih etmeyeceği ortadadır. Yahya Munis, Nerina Azad sitesindeki yazısında “Abdullah Öcalan daha Suriye’de iken (Türkiye’deki Kürt Meselesi konusunda ABD’li diplomat bana hitaben) “ABD’nin devlet politikasını net olarak size aktarmak istiyorum. Kürt sorununuzun çözümü için siz Kürtler, kendinizi sadece PKK ile sınırlandırmamanız lazım. Alternatif bir yapılanma içerisinde çalışma yapmanız gerekiyor. Çünkü şunu bilmeniz gerekir ki, ilerideki ABD’nin Kürt politikasındaki planlamasında Öcalan ve çizgisinin (yani Apoculuğun) yeri yok”” dediğini aktararak “Dünyanın egemen güçlerini Kürtlere dost eden Allah’a sonsuz hamd olsun.” demektedir. [2]Kürt hareketi içindeki ideolojik politik temelli olan ve zaman zaman çatışmalara varan ayrılıkların belirli bir zeminde ve uluslararası güçlerin himayesinde, bir Kürt ulusal konsensüsüne dönüşmesi olasılığı güçlenmektedir. Bu durumda Türkiye açısından yakın askeri tehdidin yok edildiği ve siyasi, ekonomik kültürel etkilerinin artabileceği bölge gerçekliği bu koşullarda iyi bir seçenek olarak görülebilir. Dolayısıyla bugünkü haliyle değil ama Irak’taki Kürdistan Bölgesel Yönetimi ile bir tür uyumlu ilişki içinde olan ve PKK güçleri ile ilişkileri minimale indirilmiş ve Suriye’deki rejim ile anlaşmaya varmış Suriye Kürt siyaseti, ABD ve Türkiye’nin yeni uzlaşma hattını oluşturabilir.

Türkiye’deki Kürt siyasetinin değişimi için motive edebilecek bir gelişme de Kürt hareketleri arasındaki ulusal çapta gelişen ortaklık arayışlarıdır. Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Genel Komutanı Mazlum Abdi’nin eski Kürdistan Bölgesel Yönetimi başkanı Mesut Barzani’yi ziyaret etmesi ve bu ziyaretin her iki tarafta da çok olumlu olarak yorumlanması bölgede ABD himayesinde bir Kürt ulusal ortaklığının gelişmesi için önemli bir süreci başlatabilir. Şüphesiz ki ABD açısından son tahlilde önemli olan PYD ile ortaklık değil bölgede ittifakını geliştirebileceği bir Kürt siyasal realitesinin varlığıdır.

Kürt ulusal birliği yönünde adımlar

Bu yazının yazıldığı sırada ABD, yeni Suriye yönetimi, PYD ve Irak’taki Kürdistan Bölgesel Yönetimi arasındaki görüşmeler yoğun şekilde sürmekteydi. Bir yandan Suriye Kürtleri ile Irak Kürdistan’ı arasındaki siyasal yakınlaşma devam ederken diğer yandan Peşmerge’nin gerçek bir Kürt ulusal ordusu haline getirilmesi çalışmaları başlatılmış durumda. Son olarak alınan haberler, yapılan pazarlıklar sonunda yeni Suriye Anayasası’nda Kürt varlığının tanınması, Kürtlere kültürel hakların tümüyle tanınması ve tam bir özerklik olmasa da yerel yönetimlere önemli yetkiler tanınması çözümünü Türkiye’nin de kabul edebileceği ileri sürülmektedir. Bu arada gerek HTŞ ile PYD geriliminde gerekse Türkiye açısından en çok dile getirilen Suriye’de Kürt askeri varlığı konusundaki sorunun çözümünün zemininin ortaya çıkma ihtimali de söz konusudur. Bu bağlamda SDG güçleri içinden Suriye kökenli olmayan unsurlarının ayrılması, belki bunlardan isteyenlerin Peşmerge’ye katılımı ve bu yolla Peşmerge’nin bir anlamıyla Suriye Kürtleri için bir askeri garanti unsuru haline gelmesi, diğer SDG güçlerinin esas olarak orduya katılımı ve belki bir kısmının yerel yönetim polis/asayiş birimi haline gelmesi çözüm olarak ortaya çıkabilecektir. İran üzerine planlanan müdahaleler, ABD’nin “İsrail’in güvenliği”ne dair ihtiyacı ve bölgedeki diğer potansiyel çatışma kaynakları, ABD’nin bölgede daha uzun süre varlığını devam ettireceği gerçeğini göstermektedir. Bu durumda, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Kürt Meselesi’ni ABD ile bir çatışma konusu olmaktan çıkarıp, bölgedeki ortaklık için bir seçenek haline getirmek için Öcalan ile yeni bir süreç başlatmasının yukarıdaki tablo ile alakalı olduğunu ileri sürmek mümkün görünüyor.

Son olarak alınan haberler, yapılan pazarlıklar sonunda yeni Suriye Anayasası’nda Kürt varlığının tanınması, Kürtlere kültürel hakların tümüyle tanınması ve tam bir özerklik olmasa da yerel yönetimlere önemli yetkiler tanınması çözümünü Türkiye’nin de kabul edebileceği ileri sürülmektedir. Bu arada gerek HTŞ ile PYD geriliminde gerekse Türkiye açısından en çok dile getirilen Suriye’de Kürt askeri varlığı konusundaki sorunun çözümünün zemininin ortaya çıkma ihtimali de söz konusudur.

Halkların barışı kurulamaz ise başkalarının “barışı” kurulur

Soruna devletlerin gözüyle değil de halkların ortak çıkarı açısından bakıldığında ise öncelikle bilinmesi gerekli olan gerçeklik: Eğer bizler bölgemizde yaşayan halklar olarak (Türk, Kürt Arap, Sünni, Şii, dindar, seküler ilh.) “kendi barışımızı kuramazsak” bunun yerini bir ABD, İngiliz, İsrail ve tabi ki bölgesel işbirlikçi despotik güçlerin başkabir “barış”ınınalması kaçınılmazdır.

İç ve dış barış kendi başına çok kıymetlidir ve desteklenmelidir. Fakat akılda tutmak gerekir, Rusya, Azerbaycan ve Türki Cumhuriyetlerdeki gibi bir otoriter düzeni arzulayan bir yönetim altında barışın sürdürülebilirliği bir tartışma konusudur. Türkiye her ne kadar bazı demokratik teamüllerin işlediği bir ülke olsa da otoriter arzuların ve hayallerin yaratacağı riskler barışın kendisini bir hayale dönüştürme potansiyelini taşımaktadır. Fakat unutulmamalıdır ki Suriye Kürtlerinin statüsü üzerinden, PKK ile varılabilecek bir anlaşma, silahların susmasını pekâlâ sağlayabilir ama bu otoriterliğin sürmesi hatta artması süreci ile birlikte de ilerleyebilir. Bu durumun oluşmaması için bugünkü güçler dengesi içinde bu sürecin hızla toplumsallaştırılması ve demokratik değişim ve sosyal adalet talepleri ile birleştirilmesi mücadelesinden başka bir yol görünmemektedir.

Dipnotlar:

[1] “Kürt Sorununda Çözümsüzlüğün Bedeli 3 Trilyon Dolar”, Link: https://www.voaturkce.com/a/kurt-sorununda-cozumsuzlugun-bedeli-3-trilyon-dolar/6281189.html

[2] Yahya Munis, “Mazlum Abdi’nin Barzani’yi Ziyaret Etmesi, Apoculuk Ve Kemalizm Arasında Sıkışmış Kürtlerin Kurtuluşu İçin İlk Adım Olabilir!”, Link: https://m.nerinaazad2.com/tr/columnists/yahya-munis/mazlum-abdinin-barzaniyi-ziyaret-etmesi-apoculuk-ve-kemalizm-arasinda-sikismis-kurtlerin-kurtulusu-icin-ilk-adim-olabilir-678d4972c66f5

“Kürt Meselesi’nin Bölgesel ve Küresel Politikalar Bağlamında Geldiği Yer” için bir yanıt

  1. […] [1] Zeki Kılıçaslan, “Kürt Meselesi’nin Bölgesel ve Küresel Politikalar Bağlamında Geldiği Yer”, Link: https://halkadergi.org/2025/02/20/kurt-meselesinin-bolgesel-ve-kuresel-politikalar-baglaminda-geldig… […]

Bir Cevap Yazın

halka dergi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin