“Göç, Göçmenlik ve Toplumsal Muhalefet” başlıklı dosya kapsamında arkadaşımız İrem Şimşek, Göçmenlerle Kardeşiz İnisiyatifi üyeleriyle konuştu.

Göçmenlerle Kardeşiz’in kuruluş sürecini anlatabilir misiniz? Hangi konularda faaliyet gösteriyorsunuz?
Şamil: Geçtiğimiz Temmuz ayında Kayseri’de yaşanan pogrom girişimi sonrası farklı siyasal sermayeler taşıyan arkadaşlarımızla bir araya gelerek göçmenlerle Türkiye’deki göçmen karşıtı, faşist saldırılara karşı elimizi taşın altına koyup bir şeyler yapmaya niyetlendik. Birkaç toplantı sonrası Göçmenlerle Kardeşiz kurulmuş oldu. Bir gençlik inisiyatifi olmanın getirdiği bazı handikaplar sebebiyle faaliyet alanımızı sınırlı tutmayı tercih ettik.
Genellikle sosyal medya üzerinden Geri Gönderme Merkezleri’ndeki hak ihlalleri, hukuksuzluklar, kötü koşullar ve işkencelere dair gündem çalışmalarında bulunuyoruz. Bunun dışında Türkiye’deki benzer başka inisiyatiflerle de bağlantılar kurduk kurulma sürecinde. Beraber yapılabileceklerin, Türkiye’de geniş bir göçmen dostu birleşik mücadele hattı kurmanın yollarını da arıyoruz. Bu bağlamda ortak eylemlilik ve ırkçı cinayete kurban giden göçmenlerin dava süreçlerini takip ediyoruz.
Şu anda sahada göçmenlerle alakalı faaliyette bulunan birçok sivil toplum kuruluşu, inisiyatif var. Göçmenlerle Kardeşiz’in bu oluşumlardan farkı ne?
Şamil: Sahada aktif hareket eden, dayanışma faaliyeti gösteren ve göçmenlerin hayatlarına farklı şekillerde dokunan kurumların varlığını çok kıymetli görüyoruz.
Göçmenlerle Kardeşiz’i kurarken bu alanda gördüğümüz boşluk en temelde mevcut faaliyetlerin göçmenlerin hayatlarına teker teker fayda sağlasa da kalıcı bir çözüm üretmiyor oluşuydu. Buradan hareket ederek, göçmenlerle kol kola dönüştürücü bir siyaset üretme niyetiyle bir inisiyatif kurma yoluna giriştik. Göçmenlerle kol kola vurgusunu önemli görüyorum, göçmenlerin politik alandaki özneliğini önceleyen bir inisiyatif Göçmenlerle Kardeşiz.
Türkiye’de göçmenler en çok hangi konularda sorun yaşıyor? Bu sorunlarla mücadele etmek için ne gibi somut yaklaşımlar geliştirdiniz?
Ayşenur: Türkiye’de göçmenlerin mücadele ettiği sorunların başında güvenlik geliyor. Bu yıl 1 Temmuz’da Kayseri’de ve Altındağ’da yaşanan pogrom girişimleri ve devamında ülke geneline yayılan göçmen karşıtı eylemler, göçmenlerin fiziksel ve psikolojik olarak kendilerini tehdit altında hissetmelerine neden oldu. Bu tür saldırılar karşısında yalnızca göçmenlerle dayanışmakla kalmıyor, aynı zamanda diğer göçmen sivil toplum kuruluşlarıyla iletişim halinde ortak eylemler ve basın açıklamaları düzenliyoruz. Bu tür olayların toplumda yaratacağı olumsuz algıyı ortadan kaldırmaya çalışıyoruz.
Bunun yanı sıra, toplumdaki önyargılar ve bilgi kirliliği göçmenlere yönelik ayrımcılığın zeminini oluşturuyor. Ekonomik krizlerin sorumlusu olarak gösterilmeleri, bu önyargıları daha da derinleştiriyor ve onların iş gücü piyasasından dışlanmasına yol açıyor. Bu noktada, kamuoyunu bilinçlendirmek için sosyal medyada görünürlük sağlayarak dezenformasyonla mücadele ediyoruz.
Hukuksuzluk ise göçmenlerin karşılaştığı bir diğer büyük sorun. Geri Gönderme Merkezlerinde yaşanan hak ihlalleri, zorla imzalatılan “gönüllü geri dönüş” evrakları ve keyfi sınır dışı etme işlemleri oldukça yaygın. Bu sorunlarla mücadelede hukuki desteği önceliyoruz. Hukuki süreçlerde onları yalnız bırakmamak adına bir avukat ağı oluşturduk ve bu ağ aracıyla göçmenlerin haklarını savunuyoruz.
Göçmenlere yönelik toplumsal yaklaşım nasıl? Bu konuda bir faaliyetiniz var mı?
Alpaslan: Türkiye’de göçmenlere yönelik toplumsal yaklaşım, gün geçtikçe daha sorunlu bir hal alıyor. Hem iktidar hem de muhalefet, göçmenleri siyasi tartışmaların bir aracı haline getirdi. Bu durum, toplumu kutuplaştırırken göçmenlere yönelik önyargıların, ayrımcılığın ve hatta fiziksel saldırıların artmasına neden oldu. Yanlış bilgi akışının medyada yaygınlaşması, bu önyargıları daha da derinleştiriyor. Toplumun bir kesiminde göçmenlerle dayanışma duygusu mevcut fakat bu duygu, genel tabloyu değiştirmek için henüz yeterli değil. Özellikle hukuksuz sınır dışı edilmeler ve Geri Gönderme Merkezleri’ndeki ihlaller gibi konularda kamuoyu baskısının etkili olabildiğini görüyoruz. Fakat göçmen karşıtı seslerin çok yüksek olduğu bir ortamda, bu baskıyı sürekli kılmak zorlaşıyor.
Göçmenlerle Kardeşiz İnisiyatifi olarak sosyal medya ve diğer platformlar üzerinden, göçmenlerin yaşadığı zorlukları ve maruz kaldıkları adaletsizlikleri gündeme taşıyoruz. Özellikle Geri Gönderme Merkezleri’nde yaşanan hak ihlallerini ifşa ederek kamuoyu oluşturmaya çalışıyoruz. Bunun yanında, toplumda yaygın olan yanlış bilgileri düzeltmek ve önyargılarla mücadele etmek adına yaptığımız araştırmalardan edindiğimiz bilgiler doğrultusunda toplumu bilinçlendirme çalışmaları yürütüyoruz.
Geri gönderme merkezlerinde neler yaşanıyor?
Zeynep: Geri Gönderme Merkezleri, göçmenlerin sınır dışı edilmeden önce tutuldukları yerlerdir. Göç İdaresi tarafından Geri Gönderme Merkezleri’nin tamamının “kötü muameleye sıfır tolerans” prensibi ile işletildiği belirtilse de, uygulamada durumun böyle olmadığına dair ciddi raporlar ve tanıklıklar bulunuyor. Geri Gönderme Merkezleri’nde yaşananlar göç ve insan hakları konularında ciddi sorunları göz önüne seriyor. Göçmenler özellikle hukuksuz bir şekilde gözetim altında tutulma, kötü muamele, sağlık hizmetlerine erişim zorluğu, hukuki destek yetersizliği ve zorla gönüllü geri dönüş belgesi imzalatma gibi insan haklarını ihlal eden sorunlarla sıkça karşılaşıyor. Göçmenlerin hukuki destekten yoksun olmaları önemli bir sorun. Çoğu göçmen neden gözaltına alındığını ve geri gönderme merkezine sevk edildiğini bilmiyor. Avukatlara erişim konusunda sıkıntı yaşayan göçmenler kendilerini savunamıyor ve hukuksuz yere geri gönderme merkezlerinde tutuluyor.
“Mağduriyetini dile getiren göçmen mağdur ediliyor”
Aynı zamanda birçok avukatın beyanına göre göçmenler suç mağduru olmasına rağmen şikâyette bulunmaktan çekiniyor; çünkü şikâyetin kendi aleyhine olacağından korkuyorlar. Bir örnek vermek gerekirse, Göçmenlerle Kardeşiz olarak takip ettiğimiz bir olayda, Suriyeli göçmen bir kadın uğradığı sözel cinsel taciz sebebiyle şikayetçi olmak için gittiği karakolda emniyet güçleri tarafından gözaltına alınıyor ve daha sonrasında GGM’ye sevk ediliyor. Ardından bu göçmen kadın için deport kararı çıkıyor. Suriyeli göçmen, avukatına geri gönderme merkezinde fiziksel ve sözlü şiddete maruz kaldığını ve kendisine iki gün boyunca yatak verilmediğini anlatıyor. Bu durum, mağduriyetini dile getiren göçmenlerin nasıl daha da mağdur edildiğinin açık bir örneğidir.
Bir diğer yaygın sorun ise GGM’lerde hukuka aykırı bir şekilde göçmenlerin zorla geri gönderilmesi. Deport edilmeleri için hiçbir sebep olmayan göçmenlere GGM’lerde şiddet ve işkencelerle zorla gönüllü geri dönüş belgesi imzalatılıyor. Avukatların da bahsettiği “soğuk veya sessiz oda” denilen odalarda göçmenler zorla tutuluyor. Gönüllü geri dönüş belgesini imzalamak istemeyen göçmenler odalarda sözlü ve fiziksel şiddete maruz kalıyor. Şiddete dayanamayan göçmenler mecburen gönüllü geri dönüş belgesini imzalamak zorunda kalıyor. Göçmenlerin hayatlarını ciddi şekilde tehlikeye atan bu durum birçok göçmenin sistematik bir şekilde başına geliyor.
GGM’lerde yaşanan bu sıkıntıların sebebi merkezlerin şeffaf denetime tabii tutulmaması. Ne bağımsız insan hakları kuruluşları ne de medya GGM’lere kolayca erişebiliyor. Bu yüzden Göç İdaresi göçmenlerin yaşadığı sıkıntıların iftira olduğunu rahatça söyleyebiliyor. Merkezlerin şeffaf denetime tabii tutulmaması içeride neler olduğunun tam olarak bilinmesine engel oluyor, yapılan işkence ve hukuksuzlukların üzerinin örtülmesine yol açıyor. İnsan hakları kuruluşlarının ve medyanın bu merkezlere erişimlerinin arttırılması ve burada yaşananların ortaya çıkması oldukça önemli. Biz de Göçmenlerle Kardeşiz olarak GGM’lerin şeffaf denetime tabii tutulmasını sıkça dile getiriyoruz.
Sonuç olarak, GGM’lerde göçmenlere karşı insan haklarına zıt bir tutum sergileniyor. Bu tutumun acilen değişmesi ve GGM’lerde şeffaf denetim sağlanması şart. Göçmenlerin yaşadıkları sadece bir göç politikası meselesi değil, aynı zamanda insanlık meselesidir. Göçmenlerle Kardeşiz olarak, GGM’lerdeki göçmenlerin karşılaştığı sorunları yakından takip ediyoruz. GGM’lerdeki ihlaller son bulana kadar ve bu merkezlere şeffaf denetim uygulanana kadar taleplerimizi her geçen gün daha da güçlü bir şekilde ifade edeceğiz.
Hükümetin göç politikalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Alaa B.: Türkiye hükümetinin göç politikaları, 2011-2024 döneminde yoğun tartışmalara yol açtı. Bu dönemde özellikle Suriye devrimiyle ve Afganistan’ın işgali ve kurtuluşu gibi olaylar, Türkiye’nin göçmen akınıyla karşı karşıya kalmasına neden oldu. Türkiye, 2011’den itibaren bu yana dünyada en fazla göçmen barındıran ülke haline geldi ve milyonlarca çeşitli uyruklardan oluşan göçmen ve mülteciye ev sahipliği yaptı, yapıyor.
Bununla birlikte göç kararları ve uygulamaları daha sonra Göç İdaresi Başkanlığı kurulmasına neden oldu, günümüzde ise Göç İdaresi’nin sürdürmüş olduğu göç politikaları ciddi anlamda tartışmalara neden oldu.
Türkiye, milyonlarca göçmene sınırlarını açarak insani bir duruş sergiledi. Yerel olan ve hatta bazıları o dönemde kurulmuş olan STK’lar uluslararası kuruluşlarla iş birliği yaparak bazı mülteci ve göçmen ihtiyaçlarını karşılamak için projeler yürüttü. Suriyelilere yönelik geçici koruma statüsü sağlayarak sağlık ve eğitim gibi temel hizmetlere erişim sundu.
Hükümet mültecilerin ve göçmenlerin entegrasyonu ve uyumu konusunda net bir plan hazırlamadı ve uygulamadı. Entegrasyon ve uyum eksikliği sebebiyle toplumsal gerilmelere neden oldu ve bu sebep ön yargı ve ayrımcılığa yol açtı. Göçmenlere yönelik gelen fonların (özellikle AB’den ve BM’den alınan yardımlar) nasıl harcandığını dair yeterince açık olunmadığı ve yolsuzluklara yol açtığı fark edildi. Özelikle son yıllar 2018’den sonra sırf fon alabilsin diye kurulan STK’lar var, demem o ki bu alan maalesef bir ticarete ve kazanç elde etme yolu haline geldi.
Göçmenlerin sınır dışı edilmesi sürecinde uluslararası hukuka aykırı uygulamalar olduğunu söyledik. Birçok göçmen zorla gönüllü dönüş kağıdı imzalattırılarak geri gönderildi. İmzalamayan kişiler işkenceye maruz bırakıldılar. İnsan hakları örgütleri, sınır bölgelerinde güvenlik güçleri tarafından fiziksel şiddet ve kötü muamele iddialarını teyit etti. Özelikle sınır askerleri ve jandarmaları göçmenlere işkence yaptığını ve hatta birkaç kez öldürme vakalarının yaşandığı tespit edildi.
Türkiye’nin göç politikalarının temelinde insani yardım ve uluslararası baskıları dengeleme çabası bulunuyor. Ancak politika, hem içerideki halkın beklentileri hem de uluslararası normlar açısından yoğun eleştirilere ve ithamlara maruz kalıyor. Yolsuzluk ve şiddet iddiaları da özellikle şeffaflık ve denetim eksikliği bağlamında hükümetin güvenilirliğini zedeliyor.





Bir Cevap Yazın