Emevi Camii’nde Cuma Namazı Bize Neyi Anlatır?

GÜLÇİN TUNALI

Geçtiğimiz günlerde İsrail ile Lübnan Hizbullah’ı arasındaki ateşkes ile Güney Kore’deki darbe girişimiyle meşgul olan dünya gündeminde ani ve beklenmedik bir durum meydana geldi, 12 gün içerisinde mehter marşı eşliğinde Halep, ardından Şam, muhalif güçler tarafından “fethedildi”. Muhaliflerin lideri hâki renkli asker elbiseli, kısa sakallı Colani[1] CNN’e röportaj vererek eski radikal görüntüsünden eser kalmadığı izlenimi vermeye çalıştı, akabinde de şehrin kadim surlarının içindeki Selâhaddin Eyyübî’nin türbesinin bitişiğinde yer alan Emevi Camii minberinde kalabalık bir güruh eşliğinde gazetecilere demeç verdi. İşte Colani’nin önündeki durduğu minber, camideki geçmişte birden fazla bulunan minberlerden günümüz ulaşabilendi. 1893 yangını sonrasında yenilenen bu minber, eski tarzına uygun şekilde Marmara mermerinden tekrar yapılmış; küpeşteleri (parmaklıkları) ve merdivenleriyle birlikte yeniden inşa edilmiş, üzerindeki çeşitli geometrik desenlerden bazıları kırmızı, siyah ve yeşil renklerdeki mermerler kullanılarak süslenmişti.[2] Bu yazımda, ülkemizde bayram havasında tatlılar dağıtılarak kutlanan bu “fethin” baş kahramanı caminin ve minberinin neleri ve kimleri temsil ettiğinden bahsedeceğim.

Şam’daki Emevi Camii’nin minber ve mihrap kısımları.

Pek çok Arapça ve Süryanice kaynak, Müslümanların Şam’ı ele geçirdiği tarihi 635 veya 636 yılları olarak kaydetmekte. Şam’ın fethi sırasında önemli rol oynayan kişilerden Halid bin Velid, İslam’ı benimsemeden önce Müslümanlara karşı sergilediği tutum sebebiyle İslam tarihi içindeki yorumlarda tartışmalı bir figür olarak öne çıkmakta. Daha geniş bir kabul gören bir isim olarak Ebu Ubeyde bin Cerrah da bu fethin önde gelen kahramanlarından biri olarak biliniyor. Bununla birlikte, Şam şehri, fethedilmesinden sonra genellikle Muaviye ile ilişkilendirilerek anılmış ve onunla özdeşleştirilmiştir.  Halife Ömer tarafından Şam’a vali olarak atanan Muaviye b. Ebu Süfyan[3], yaklaşık yirmi sene sonra 661’de Kudüs’te halifelik yemini etmiş ve Şam, en azından Muaviye’nin halifelik iddiasını kabul eden hizipler için Hicaz’dan yayılan devletin büyük ölçüde Hristiyan bir kimliğe sahip olsa da yeni başkenti olmuştur.

706 ve 715 yılları arasında Şam, Emevi Devleti’nin her köşesinden, hatta özel taleple Bizans ve Mısır’dan getirilen zanaatkarlar ve işçilerle[4] dolup taşıyor, yoğun bir sanat ve mimari üretim sürecinden geçiyordu. O dönemde inşa edilen ve aradan geçen on üç yüzyıla rağmen ayakta kalmayı başararak Şam’ın tam kalbinde yükselen bu devasa yapı hem tarihsel hem de mimari önemini korumuş durumda. Geçmişi M.Ö. 1. yüzyıla dayanan bir Roma tapınağının kalıntıları üzerine inşa edilmiş olan Emevi Camii, mozaiklerinden sütunlarına, kulelerinden avlusuna köklü ve zengin bir tarihe sahip. İlk olarak, Romalıların baş tanrısı Jüpiter’e adanan bu tapınak, Roma döneminin dinî ve mimari kültürünü yansıtmaktaydı. Ancak, zamanın akışı ve bölgede yaşanan siyasi ve dinî değişimler neticesinde, Atina’da Parthenon’un kiliseye çevrilmesi örneğinde gördüğümüz üzere, tapınak, Theodosios’un iktidarı döneminde (M.S. 379-395) önemli bir dönüşüm geçirerek bir Hristiyan kilisesine çevrildi. Bu dönüşüm sırasında, bu alanda keramet anlatısı içerisine konulabilecek Hz. Yahya’nın kesik başının bulunduğu, Hagios Joannes/Aziz Yohannas adı verilen ve Hz. Yahya’ya ithaf edilen bir kilise inşa edildi, böylece yapı, Hristiyanlık için manevi bir anlam kazanmış oldu.[5] Bölge ve yapı, tarih boyunca çeşitli kültürlerin etkileriyle şekillenmiş ve kimliği sürekli bir dönüşüm halinde olmuş, yapının bu özgün formu, hem tarihi bağlamıyla hem de sanat ve mimari öğeleriyle uzun süre etkileyiciliğini korumuş ve bölgedeki kültürel mirasa derin bir katkıda bulunmuştur. Şam, Roma döneminde Libanensis eyaletinin (Osmanlı’daki Bilâdüş-Şam’ın atası) başkentiydi ve bu Jüpiter tapınağı Baalbek, Palmira ve Kudüs’ünkilerle aynı statüdeydi. Tapınaktan dönüştürülmesiyle birlikte yeni kutsanmış kilise, pagan tanrılarının ve kültlerinin Hristiyanlık önündeki boyun eğmelerinin “sembolik ağırlığını taşıyacaktı.”[6]

Son zamanlarda, bölgedeki siyasi gelişmelerin etkisiyle Suriye’nin ortak geçmişe sahip komşu ülkesi Türkiye’den Recep Tayyip Erdoğan’ın Eylül 2012’deki öncülüğüyle başlayan ve diğer siyasetçilerin de bu tarihi yapıda Neo-Osmanlıcı hegemonya tartışmalarını tetikleyen ”Cuma namazı” kılma arzularını mükerrer defalar dile getirdikleri bir süreç yaşanmış ve nihayetinde İbrahim Kalın’ın 13 Aralık 2024’te kıldığı Cuma namazıyla Şam Emevi Camii’nin önemi yeniden vurgulanmıştır.[7]

Peki Şam Emevi Cami’nin simgelediği tarihi gerçeklik ne ve caminin içindeki 1893 yangını sonrasında II. Abdulhamit tarafından büyük çapta bir restorasyon faaliyeti neticesinde kurtarılıp yeniden inşa edilen süslü minber ümmetin bilinç altında kimleri temsil etmekte? Ayrıca camiye yüklenilen anlam yapının tarihi ve politik misyonunu tekrar gündeme getiriyor mu? Ya da kabaca ifade edersek, Türkiye sınırında bir tür yeni Emevi Devleti kurma girişimine tanıklık ediyor olabilir miyiz?

Naçizane su soruya baştan “evet” diyorum. Tarihi yeniden okuyacak olursak, Muaviye, Hz. Ali karşıtlığını bu caminin minberinden duyurmuş, halifeliğin Emeviler’in Süfyani kolundan Mervani koluna geçişini sağlayan ve adını Emevi Cami’nin doğu kapısından alan Ceyrun günü çatışmaları 683’te burada başlamış ve Emevi halifeleri bu camide hutbe vermişler, devletin önde gelenleri, kuruluşundan itibaren düzenli olarak yine burada, Roma temenosu üzerine inşa edilmiş şaşalı mekanda namaz kılmaya özen göstermişlerdir.[8] Bu minberin sembolik öneminden belki en göze çarpanı ise Muaviye’nin düzenli bir şekilde buradan Hz. Ali’ye lanet okuması ve okutturması adetidir.[9] Ayrıca Muaviye, Hz. Ali’ye sövme hadisesini Şam Emevi Camii ile sınırlandırmamış, bütün valilerine gönderdiği mektuplarla devletinin dört bir yanına yaymıştır. Nakledilen bilgiye göre Muaviye, Muğire b. Şu’be’yi Kufe’ye vali olarak görevlendirdiğinde yanına çağırmış ve kendisini methettikten sonra şöyle demiştir: “Ali’ye sürekli olarak küfretmeyi ve onu kötülemeyi ihmal etmeyeceksin. Osman’a da rahmet okuyup sürekli mağfiret dileyeceksin. Ali’nin ve adamlarının ayıplarını her fırsatta ortaya koyacak, onları kötüleyip duracaksın. Osman’ın taraftarlarını sürekli övecek, Ali’nin taraftarlarını yere batıracaksın.”[10] Bunun yanısıra Muaviye, halktan, Hz. Ali’den teberri ettiklerini ifade etmelerini de talep etmiştir.[11] Sülemi’nin Mihanu’s-Sufiyye kitabından, Nişabur kadılığı yapmış olan Hakim el-Nişaburi olarak tanınan muhaddis Ebu Abdullah el Hakim (ö.1014) ile ilgili aktardığı bir anekdottan anlaşıldığı üzere minberlerin Muaviye’ye hasredilmesi hadisesi Emevi dönemiyle sınırlı kalmamış gibi duruyor: “mescide çıkmasının mümkün olmadığı günlerde Sülemi onu evinde ziyaret etmiştir. Hakim ona, karşıtlarının minberi kırdıklarını ve çıkmasına engel olduklarını söylemiştir. Bunun üzerine Sülemi ‘çıksan ve adamın – yani Muaviye’nin- faziletine dair bir hadis yazsan da bu mihneden kurtulsan’ demiş, o da ‘kalbimden/içimden gelmiyor…’ diye karşılık vermiştir.”[12]

Tarihte Hz. Ali’ye küfretme zorunluluğunun en çarpıcı örneği de yine Kufe’de gerçekleşmiştir. Muaviye’nin fermanını harfiyen yerine getiren Ziyad b. Ebihi, buna karşı çıkan takvasıyla tanınan sahabeden Hucr b. Adiyy’i şehit etmiş[13], Şam kırsalında bulunan türbesi ise yüzyıllar sonra 2013 İlkbaharında Suriye iç savaşı esnasında Nusra Cephesi tarafından tahrip edilmiş, Hucr b. Adiyy’in cesedi mezarından çıkartılmıştır.[14]

Şam’ın anti-Ali (Nâsibî) vurgusu o kadar kuvvetlidir ki Nureddin Zengî  (ö. 1174) muhtelif Şii akımlara karşı Nureddin Zengi Sünnilik propagandasını yayması için İbn-i Asâkir’in yetmiş beş ciltlik Târih-i Medinetu’l Dımaşk başlıklı ansiklopedik eserinin kaleme alınmasına ön ayak olmuş ve hamiliğini üstlenmiştir.[15] İbn-i Asâkir’den daha çok tanınan ve Harran doğumlu olmasına rağmen Şam’la özdeşleşen bir başka Nâsibî, Selefilerin medâr-ı iftihârı İbn-i Teymiyye’dir (ö. 1328).[16] Şam Emevi Cami’ndeki Hanbeli mihrabından Moğollara ve bid’at gördüğü her şeye karşı fetvalar veren ve hapisteyken öldüğünde 15 binden fazla kadın ve erkekten oluşan kalabalık eşliğinde şehrin Sufi mezarlığına gömülen[17] İbn-i Teymiyye’nin yedi yüz sene sonraki öğrencileri kendisinin en sıkı takipçileri olarak yeniden Şam’da hakimiyet kurmuş görünüyorlar. Sadece Selefiler değil, yine Nâsibî kimliğiyle bilinen, aynı İbn-i Teymiyye gibi daha hayattayken kendisine reddiyeler yazılan, Nakşiliğin Hâlidi kolunun kuruculuğunu üstlenen ve tarikat karışık siyaset hayatıyla Osmanlı’nın da zihnini bir hayli karıştırmış olan Hâlid-i Şehrezorî veya Bağdadî’nin[18] ardından gelenler de Şam’da Kasiyun Dağı eteğinde gömülü şeyhlerinin türbesini ziyaret edebilecek olmanın sevincini yaşıyorlar.  Şam’ın bu yeniden “fethi”nin ardından dolaşıma sokulan sevinç ve şükür videolarında Muaviye’nin, İbn-i Teymiyye’nin ve Hâlid-i Bağdadî’nin türbelerinin gösterilmesi tesadüf değil.

Bunlara ek olarak Hz. Hüseyin’in Kerbela faciasında bedeninden ayrılan ve mızrakların ucunda Şam’a getirilen kesik başı, başta Hz. Fatıma ile Hz. Ali’nin kızları Zeynep başta olmak üzere Haşimoğulları’nın kadın ve çocuklarından oluşan esir kervanıyla birlikte Nusaybin üzerinden Şam’a getirildiklerinde Hz. Yahya’nınki gibi aynı mekanda, yukarıda bahsi geçen Ceyrun (Saat) kapısında sergilenmiş, yine Hz. Yahya’nın başının Herod’a sunulduğu zamandaki gibi altın bir kase içerisinde Yezid’e sunulmuştu.[19] Bugün Emevi Camii içerisinde Hz. Yahya’ya ait türbenin az ilerisinde Hz. Hüseyin’e atfedilen türbe/makam olmasının sebebi de Hz. Hüseyin’in başının burada olduğu söylentisidir ki yaygın inanışa göre Hz. Hüseyin’in şehadetinden 40 gün sonra Kerbela’da bedeniyle buluşmuştur. Erbain yürüyüşü ve anmaları işte o güne işaret eder.

Oysa Saddam Dönemi’ndeki yasaklarla 1980 ve 90’larda Necefle Kerbela ziyaretlerini yerine getiremeyenler Şam’a, Hz. Zeynep’in türbesine yönelmişlerdi.[20] Irak’ın işgali ve sonrasındaki karışıklık döneminde de devam eden bu durum sebebiyle Şam, Hz. Zeynep için gelen dünyanın dört bir yanından ziyaretçilerle dolup taşıyordu ki Suriye İç Savaşı patlak verdi. Bu iç savaş esnasında sıklıkla gündeme gelen Hz. Zeynep’in türbesini Selefi grupların saldırısından koruma amacıyla bölgede yaşayan Şii azınlık silahlı gruplar kuruyor, Suriye dışından gelenlerle beraber Müdâfian-ı Harem’den şehadet haberleri medyaya yansıyor, İran’ın doğrudan müdahalesi söz konusu oldu diye türbe mevzusu uluslararası bir mesele hüviyetine bürünüyordu. Oysa, Hz. Zeynep’in mezarının Şam’da değil, Medine’de olma ihtimali de söz konusuydu. Öyleyse Hz. Zeynep’in Kahire’de vefat ettiğini iddia edip günümüzde Kahire’nin önemli simgelerinden biri haline gelmiş türbesini ve camisini inşa eden Fâtımîler’in yaptığının aynısının, 1990’lı senelerin başında askeri diktatörlükle yürütülen Arap milliyetçisi laik Baas Rejimi tarafından Suriye’de gerçekleştirmesi gibi bir durum pekala söz konusu olabilirdi?[21]

Şam, Kahire veya Medine’nin Baki mezarlığı; Hz. Zeynep’in nerede gömülü olduğu hakkında kaynaklarda ihtilaf mevcut bulunsa da Hz. Zeynep’in Muaviye’nin oğlu Yezid’e ve Şam’ın ileri gelenlerine karşı vermiş olduğu nutuk meşhurdur.[22] Söz konusu konuşmanın, Kubbetu’l hadrâ (Yeşil kubbe)[23] olarak tarihe geçen ve Hz. Muhammed Mustafa’nın (sav) ezelden düşmanları Ebu Süfyan ile Hind’in oğlu Muaviye’nin Bizans Şam valilik sarayı üzerinde yükselttiği; Emevi Camii mihrabına bir kapı ve maksure ile geçilebilen, ihtişamlı bahçeleri,  göz kamaştıran süslemeleri ve debdebesiyle zamanında sükse yapmış sarayında cereyan ettiği vâkidir.

Yezid ile aralarında geçen konuşmaların başlangıcında, Kerbela’dan zincirlere vurulmuş bir şekilde getirilen kadın ve kızlardan gözüne kestirdiğini isteyen Suriyeli bir adama izin verebileceğini belirten Yezid’e, korkan kıza bunun olmayacağını söyleyip kızı sakinleştirdikten sonra, “Bizim kıblemizden başka bir kıbleye doğru namaz kıl, bizden başka bir dinî topluluğa teslim ol, dilediğini yapabilirsin”[24] cevabından ve Hz. Ali’nin Nechu’l Belâga’sından[25] da anlaşıldığı üzere Emevilerin Ehlibeyt-i Mustafa tarafından dindaşları olarak görülmedikleri âşikar.

Hâsıl-ı kelâm, bütün bunların ışığında, Şam Emevi Cami’nin eski Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile özdeşleşen “ideoloji oluşturmak, formüllerle akla seslenildiği kadar, özel bir edebiyatla duygulara seslenme”[26] işinin çok büyük bir ayağını oluşturduğunu ve kitlelere bu şekilde yön verildiğini söylemek mümkün. Fakat hesaba katılmayan (veya katılan) bir gerçeklik var ki Şam, gördüğümüz üzere Emevileri temsil ediyorsa, AK Parti hükümeti bürokratları resmi veya gayri resmi HTŞ’yi destekleyerek kendilerinin de Emevilerin vârisi olduğunu mu iddia ediyorlar? Bir kalpte iki sevgi bir arada bulunamayacağına göre, kamuoyunda biz sıradan vatandaşlar arasında estirilen havaya binâen devletlülerimize yöneltilmesi gereken asıl soru bu ki Amasya’da medfun Seyyid Mir Hamza Nigârî’nin (ö. 1886) manifestosu seneler öncesinden hepimize şu sözlerle sesleniyor:

 

Ey Muâvîler ümmeti ve ey düşmân-ı Muhammedî

Siz küfrânî, biz şükrânî; Siz bir taraf, biz bir taraf

Sizler tuğyânî milleti, bizler Muhammed Ümmeti

Siz Mervânî, biz Kurânî; Siz bir taraf, biz bir taraf

Siz Mervânî-i Cehennemî, biz Muhammedî-i Cennetî

Siz Şeytânî, biz Rahmânî, Siz bir taraf, biz bir taraf

Siz Muâvîler askeri, biz Haydârîler leşkeri

Siz kahrânî, biz lütfânî; Siz bir taraf, biz bir taraf

Siz Yezîdî, siz pelîdî, biz Hüseynî, biz şehîdî

Siz butlânî, biz hakkânî; Siz bir taraf, biz bir taraf

Siz düşmân-ı Mustafa, biz bende-i Âl-i Abâ

Siz hasmânî, biz Rahmânî; Siz bir taraf, biz bir taraf

Siz kâtil-i Âl-i Zehrâ, biz mâtemdâr-ı Mustafâ

Siz Şimrânî, biz hüznânî; Siz bir taraf, biz bir taraf

Siz Haccâcî, siz leccâcî, biz Kanberî ve Peygamberî

Siz nefsânî, biz rûhânî, Siz bir taraf, biz bir taraf

Siz Şeytânî, biz Rahmânî, zıdd-ı ender zıddız hâsıl

Siz zulmânî, biz nûrânî; Siz bir taraf, biz bir taraf

Dipnotlar:

[1] Ebu Muhammed el-Colani’nin liderliğini yaptığı HTŞ, 28 Ocak 2017’de resmi olarak Nusra Cephesi’nden ayrılarak kurulmuştur, bknz.: Fareed Fakhoury, Hay’at Tahrir al-Sham (HTS) from an insurgentgroupto a localauthorityemergence, development, andsocialsupportbase, YL tezi Hasan Kalyoncu Üniv., 2022: s. 45.

[2] Kevser Nur Kale, Şam Emeviyye Camii’nin Sultan II. Abdülhamid dönemi tamiratı, YL tezi Marmara Üniversitesi, 2019: s. 34.

[3] Tâunu Amvas olarak da bilinen ve Halife Ömer’in döneminde Suriye ve çevresinde etkili olan veba sebebiyle önce Ebu Ubeyde, sonra da Şam’a vali olarak atanan Muaviye’nin abisi Yezid b. Ebu Süfyan ölmüş ve yerine Muaviye geçmiştir. Dolayısıyla tarihçiler Muaviye’nin vali olmasının ve kesintisiz bir şekilde yirmi sene aynı görevde kalmasını şansa bağlamaktadırlar: R. Stephen Humpreys, Mu’awiya Ibn Abi Sufyan:From Arabia to Empire, Oxford, Oneworld, 2006: s. 45-47.

[4] Halife Velid’in bu projeye büyük bir öncelik verdiği tarihi bir hakikattir. Velid, caminin yapımı için İran, Hindistan, Batı Afrika ve Bizans’tan dönemin en yetkin ustalarını davet etmiş; Suriye’nin yedi yıllık vergisini bu işe tahsis etmiştir. Bununla birlikte, Kıbrıs’tan getirilen on sekiz gemi dolusu altın ve gümüş de inşaat için ayrılmıştır. Ayrıca, Bizans İmparatoru’nun inşaat malzemeleri ve cami için özel mozaikler gönderdiği de belirtilmektedir. Mısır’dan da hem uzman zanaatkarların hem de çeşitli malzemelerin getirilmiş olduğunu Mısır Afrodit papirüsü ortaya koymaktadır: Rafi Grafman& Myriam Rosen-Ayalon, “The Two Great  Syrian Umayyad Mosques: Jerusalem and Damascus” Muqarnas 16 (1999): 1–15, s. 8-9 ve Alain George, The Umayyad Mosque of Damascus: Art, Faith and Empire in Early Islam, London, Gingko, 2021: s. 77-83.

[5] Ross Burns, Damascus: A History, Taylor & Francis e- Library, 2007, s. 87-88.

[6] The Umayyad Mosque of Damascus, s. 63.

[7] Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasının tam metni için bknz.: https://www.hurriyet.com.tr/gundem/erdogandan-onemli-mesajlar-21386210 (16.12.2024)

[8] Ahmet Özel, “Emeviyye Camii”, TDV İslam Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/emeviyye-camii#2-sosyal-hayattaki-yeri (14.12.2024).

[9] Bknz.: M. Bahaüddin Varol, “Emevilerin Hz. Ali ve Taraftarlarına Hakaret Politikası Üzerine”, İSTEM IV/8, (2006): 83-108.

[10] M. Mahfuz Söylemez, Bedevilikten Hadariliğe Kufe, Ankara Okulu Yay., Ankara, 2015, s. 210.

[11] İbn Abdirabbih’in İkdu’l- Ferîd’inden (c.1/s.60) naklen, a.g.e.

[12] Himmet Konur, Mihne: Sufilerin Zulümle İmtihanı, Ketebe Yay. 2023, s. 73.

[13] Sıffin, Nehrevan ve Cemel savaşlarının üçüne de Hz. Ali’nin safında katılmış olan Hucr b. Adiyy’in şehadetiyle ilgili Taberi tarihi için bknz.: The history of al-Tabari (Ta’rikh al-rusulwa’l-muluk): Between civil wars: the caliphate of Mu’awiyah, translated and annotated by: Michael G. Morony, State Univ. of New York Albany, 1987, c. 18, 122-161. Ayrıca bknz.: Söylemez, “Emevi İktidarına Karşı Kufe’den İlk Sivil Muhalefet: Hucr B. Adiy Hareketi”, Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 3/6 (Aralık 2004), 31-48.

[14] Dr. Sayed   Ammar   Nakshawani,   https://dokumen.pub/hujr-ibn-adi-a-victim-of-terror-1500441058-9781500441050. html ve https://ballandalus.wordpress.com/2014/08/05/the-islamic-states-isis-destruction-of-shrines-in-historical-perspective/(15.12.20024)

[15] Nancy Khalek, Damascus after the Muslim Conquest: Text and Image in Early Islam, New York, Oxford University Press, 2011: s.10-11.

[16] Bknz: İbn-i Teymiyye’nin Ehl-i Beyt Düşmanlığı, haz. Ozan Kemal Sarıalioğlu, Önsöz Yay., 2017.

[17] Jon Hoover, Ibn Taymiyya, London, Oneworld, 2019: s. 81 ve Caterina Bori, “Ibn Taymiyya wa-jama’atu-hu: Authority, Conflict and Consensus in Ibn Taymiyya’s Circle”, eds. Youssef Rapoport & Shahab Ahmed, Ibn Taymiyya and his Times, Oxford Univ. Press, Karachiand New York, 2010, 23-54, s.41.

[18] Bknz.: Hamid Algar, “Hâlid el-Bağdâdî”. TDV İslâm Ansiklopedisi https://islamansiklopedisi.org.tr/halid-el-bagdadi, Martin van Bruneissen, Ağa, Şeyh, Devlet, terc. Banu Yalkut, İstanbul, İletişim yay.,11. baskı, 2021 ve Butrus Ebu-Manneh, “Halidîliğin Yükselişine ve Gelişimine Yeni Bir Bakış”, Osmanlı Toplumunda Tasavvuf ve Sufîler, ed. Ahmet Yaşar Ocak, Ankara, TTK, 2005: 267-301.

[19] Stephennie Mulder, The Shrines of the ‘Alids in Medieval Syria: Sunnis, Shi’is, and the Architecture of Coexistence, Edinburgh: Edinburgh University Press, 2014, s. 213, 256-7 s. 213, 256-7 ve Khalid Sindawi, “The head of Husayn Ibn Ali from decapitation to burial, its various places of burial, and the miracles that it performed”, Journal of Ancient Near Eastern Studies 40 (2003). Kerbela esirlerinin Şam’daki durumlarıyla ilgili İran’da 2009 senesinde Saat Kapısı ismiyle bir televizyon dizisi de çekilmiş ve yayınlanmıştır: https://qurantv.ir/content/10240  (13 Aralık 2024)

[20] Syed Akbar Hyder, Reliving Karbala, Martyrdom in Southeastern Memory, Oxford Univ. Press, New York, 2006, s. 95.

[21]Bknz.: Sabrina Mervin, “Sayyida Zaynab, Banlieue de Damas ou nouvelle villes ainte chiite?”, Cahiers d’études sur la Méditerranée orientale et le monde turco-iranien, 22/1996. (17 Aralık 2024). Hz. Zeynep’in mezar yeri tartışması için ayrıca bknz.: “مرقد واقعی حضرت زینب سلام الله علیها کجاست؟ “

mshrgh.ir/1569652 (17 Aralık 2024)

[22] Christopher Paul Clohessy, Half of my Heart: The Narratives of Zaynab, Daughter of ‘Alî, Gorgias Press, 2018, s. 211-220.

[23] Finbarr  B. Flood,  The Great Mosque of Damascus: Studies on the Makings of an Umayyad Visual Culture, Leiden, Brill, 2001, 146-159.

[24] A.g.e., 198.

[25] Bknz.: https://brill.com/display/title/69007?rskey=XQIQ5b&result=1 trans. and ed. Tahera Qutbuddin.

[26] Ümit Kıvanç, Pan-İslamcı’nın Macera Klavuzu: Davutoğlu Ne Diyor, Bir Şey Diyor mu?, İstanbul, Birikim Yay., 2015, s. 37-8.

 

“Emevi Camii’nde Cuma Namazı Bize Neyi Anlatır?” için bir yanıt

  1. Siz düşman-ı Mulimani

    siz bir taraf biz bir taraf.

Bir Cevap Yazın

halka dergi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin