Stalin ve Hegemonyanın Kuruluşu

FİKRET SOYSAL

Rus devriminden sonra başlayan iç savaşın 1921 baharında Beyaz Ordu’nun direnişinin kırılmasıyla yeni bir dönem başladı. Kızıl Ordu Çarlık İmparatorluğu’nun savaş öncesinde sahip olduğu toprakların beşte dördünü yeniden hakimiyeti altına aldı. Bu büyük bir başarıydı ve Troçki’nin payı yüksekti. Yeni devletin ilk “Kızıl Bayrak Nişanı” Troçki’ye verildi. Onu “Zafer’in Babası” ilan etti. Fakat müthiş bir açlık vardı, iç savaş bütün sistemi tahrip etmişti. Büyükşehirlerde elektrik santralleri haftanın ancak iki günü çalışıyordu. İnsanlar sularını kaynatarak içiyor, bunun için ağaçları kesiyor, hatta mobilyalarını yakıyorlardı.

1921-1922 kışında Volga Nehri boyunca uzanan tarım kuşağı tarihin en feci kıtlığını yaşadı. Sonraki bir buçuk yılda iki ile üç milyon insan hayatını kaybetti. Yamyamlık bile görüldü. Lenin ve Troçki bu kitlesel açlık karşısında “savaş komünizmi” programından vazgeçtiler. NEP ile 1923-1924’e gelindiğinde kitlesel açlık yüzünden büyük zarar gören toplumsal yapı toparlanmaya başladı.

Joseph Stalin, 1933. [Kaynak: https://jacobin.com ]

1922 kışında Lenin artan bürokrasi ihtiyacıyla bir parti sekreterliği kurdu. Sekreteryanın ilk komiseri Stalin oldu. Stalin’in görevi güvenilir komünist personel sağlamaktı. Fakat Stalin kendi yandaşlarını yerleştirdi. Lenin’in ölümünden sonra “Lenin kayıtları” diye anılan fakat Lenin’in hedeflediğinin aksi yönde uygulanan bir yöntem izlendi. Lenin kayıtları tezgahtaki işçilerin partiye üye yapılarak işçilerin partide daha fazla temsil edilmesini amaçlıyordu. Fakat bu Stalin’in bilinç ve liyakate bakmadan kendi yandaşlarını partiye doldurmasıyla sonuçlandı. Lenin nitelikli, sadık önderlerden oluşan bir parti istiyordu ve bunu devrimden sonra da sürdürdü. Lenin işçilerin kültürel düzeyi yükseldikçe kamu yönetim işlevinin basitleşeceğine inanıyordu. Parti ile devletin ayrı olması gerektiğini düşünen Lenin’in aksi bir durum vardı. 1920’de parti üyelerinin %53’ün bir Sovyet kurumunda çalıştığı ve %27’sinin Kızıl Ordu üyesi olduğunu söyleniyordu. Farkına varılmadan parti devlet işlerini yürüten ve denetleyen büyük bir aygıta dönüşmekteydi.

Lenin kayıtları hem çok sayıda insan alırken bir yandan istenmeyen üyelerin tasfiyesine yol açtı. Tasfiye ve kayıtlar parti sekreterliğince denetleniyordu. Dolayısıyla Stalin’in elindeydi. Bu süreç parti aygıtının ve Stalin’in gücünü arttırıyordu. Lenin’in elit partisinin yerine Stalin’in kitle partisi, parti bir karar aldığında üyelerin hepsinin tartışmasız desteklemesini dayatıyordu. Bu, partiye bağlılık anlamına geliyordu, parti yanılmazdı.

Lenin daha 1920lerde bu tehlikeyi görmüş, “havalara girme” tehlikesine karşı uyarmıştı. Yanılmaz fermanlar yayınlayan, muhaliflere sessizlik dayatan merkezi bir parti örgütü Lenin’in hiçbir zaman istediği şey olmadı. Lenin son aylarında hem devlet hem partideki bürokrasiyle mücadele ile meşguldü. Stalin’e güvenmiyordu, vasiyetinde de bunu belirtmişti. Stalin’in sekreterlik gibi kritik bir mevkide bulunması Lenin için büyük bir tehlikeydi. Stalin’in şansı diğer liderlerin de vasiyetten yara almasıydı. Kamenev ve Zinovyev Stalin’in görevden alınmasına karşı çıktı. Troçki sessiz kaldı. Krupskaya’nın vasiyetin herkese okunması yönündeki talebi reddedildi. Zinovyev ve Kamenev Troçki’nin politbüroya girmesini engellemeye çalıştılar. Fakat Stalin’in muhalefeti üzerine bundan vazgeçtiler. Bu, Stalin’in her zaman sürdüreceği bir yöntemdi. Rakibini tasfiye edene kadar son derece dikkatli, kurnaz ve yavaş davranıyordu. Kimi zaman destekleyerek veya ona yönelik saldırılara karşı tek başına tavır koyarak güven sağlıyordu. Hiç beklenmedik bir anda ise darbeyi indiriyordu.

Troçki’nin sürekli devrim tezine karşı Stalin ‘tek ülkede sosyalizm’i ileri sürdü. SSCB’de sosyalizm kurulamaz mıydı? Stalin, bunu ulusal duyguları harekete geçiren büyük Rusya özlemlerini açığa çıkaran bir yöntemle ortaya koydu. Kitlelere pozitif ve tanımlanabilir bir hedef gösterdi. Rusya’daki devrimin başarısının diğer ülkelerdeki sosyalist devrime bağlı olduğu görüşü partinin temel doktriniydi.

Stalin, Zinovyev ve Kamenev bir çeşit triumvira oldular ve Troçki’yi hedef tahtasına koydular. Troçki’ye karşı başlatılan karalama ve yıpratma kampanyası Zinovyev ve Leningrad delegasyonunun Troçki’yi partiden çıkarmayı önermelerine kadar gitti. Stalin ise Troçki’nin askeri işlevlerini bırakmasını yeterli görüyordu.

Troçki’nin sürekli devrim tezine karşı Stalin ‘tek ülkede sosyalizm’i ileri sürdü. SSCB’de sosyalizm kurulamaz mıydı? Stalin, bunu ulusal duyguları harekete geçiren büyük Rusya özlemlerini açığa çıkaran bir yöntemle ortaya koydu. Kitlelere pozitif ve tanımlanabilir bir hedef gösterdi. Rusya’daki devrimin başarısının diğer ülkelerdeki sosyalist devrime bağlı olduğu görüşü partinin temel doktriniydi. Stalin, Rusya’daki devrimin dünya devriminin başlangıcı ve öncülüğü olduğunu söylüyordu. Bunun karşısında olanlar Rus halkına güvenmeyen korkaklar olarak yaftalanıyordu. Tek ülkede sosyalizm vatansever duygulara hitap ediyordu ve Rusya’yı en başa koyuyordu.

Kendine yeterli ve sanayi olarak kalkınmış bir Rusya artık temel hedefti. Buna karşı çıkanlar hain olarak görülüyordu. Köylüye gösterilen hoşgörüyle sanayileşme sürecinin nasıl uzlaştırılacağı partiyi bir açmazla karşı karşıya getirdi. 1925 yılı boyunca Stalin, diğer liderler arasında kurnazca manevralar yaparak bu iki politika arasında açık çatışmadan kaçındı. Sınai büyüme sağlamak ve ağır sanayiyi canlandırmak için büyük sermaye gerekiyordu. Tarım ürünlerinden finans sağlama umudu boşa çıktı. Köylüler ürünlerini stokladılar ve bunu paraya çevirmek istemediler. Hasadın pazarlanması idare açısından tam bir fiyaskoydu. Kriz partiyi böldü. Sanayileşme ve planlamanın mı yoksa NEP’in köylü merkezli piyasa ekonomisinin mi hâkim olacağına dair uzun ve şiddetli bir mücadele başlıyordu.

Bu gelişmeler Stalin’in yükselişinin arka planını oluşturdu. 1925 yılı dönüm noktası oldu. Troçki’ye karşı oluşan triumvira da çatırdamaya başlamıştı. Troçki bu süreçte partiye karşı kişilerin haklı olamayacağını savunan çekingen bir tutum izledi. Troçki’nin tutukluğu triumvirayı bir arada tutan son bağı gevşetmişti. Aralarındaki ayrışma tahıl toplama meselesinde patlak verdi. Zinovyev tek ülkede sosyalizme cepheden saldıran bir yazı yazdı. Bu Stalin’e savaş ilanı demekti. Zinovyev ve Stalin arasındaki mücadele Zinovyev’in kontrolündeki Leningrad parti örgütüyle Stalin’in denetimindeki Moskova Parti Merkezi arasındaki mücadeleydi aynı zamanda. Kamenev Moskova il teşkilatının başındaydı, ama bu örgüt parti merkezinin gölgesinde kalıyordu. Kamenev kısa sürede saf dışı kaldı.

Savaş alanı 1925 yılının son beş günü süren 14. parti kongresiydi. Zinovyev ve Stalin karşı karşıyaydı. Buharin ve Zinovyev arasındaki Buharin’in “köylü”yü kayıran tezi üzerine tartışmalarında Kamenev Buharin’e saldırdı. Stalin yarım ağızla Buharin’i destekledi. Kongrenin ekonomik temelli görüntüsü altında kişisel meseleler ön plandaydı. Kamenev Stalin’in şahsına saldırdı. Krupskaya, muhalefet lehine konuşarak çoğunluğun haklı olduğu tezine meydan okudu. Fakat çoğunluk kazandı. Stalin eski ve sadık arkadaşlarını partiye doldurmuştu. Leningrad parti örgütünün başına Kirov getirildi. Bu tam bir darbeydi. Zafer Stalin’indi.

Troçki devlete sadakatsizlikle suçlandı. Stalin için teorinin doğruluğu, alınan tutumunun ne olduğunu değildi önemli olan. Kaba kuvvete ve bu sebeple partideki kişi sayısına bağlı güce inanıyordu. Bu sayısal çoğunlukla Troçki sadece kabul edilmiş doktrine uymamakla değil hainlikle de suçlandı. Stalinist hegemonyanın en önemli özelliği devreye girdi; önce kuşatmak ve çaresiz bırakmak sonra pişmanlıklarını göstermelerini istemek.

Troçki daha etkin bir muhalefet izlemeye karar verdi. 1926 yılında Zinovyev, Kamenev ve izleyicileri bir “birleşik muhalefet” oluşturdular. Sonuç Stalin’in partideki gücünü gösteriyordu. Zinovyev politbürodaki, Kamenev hükümetteki yerini kaybetti. Birleşik muhalefete parti içinde ciddi bir sempati olmasına rağmen aktif destekçi sayısı birkaç bin kadardı. Bu kişiler partinin hışmına uğradı. Muhalefetin eleştiri dışında çizgisinin olmaması, Zinovyev’in kararsız mizacı ve uzlaşmacı tutumu Stalin’e meydan okuyan Troçki’ye uymuyordu. Troçki, Stalin’i “devrimin mezar kazıcısı” olarak suçlayınca politbürodan çıkarıldı. Muhalefet yalnızca hizipçilikle değil “sosyal demokrat sapma” içinde olmakla suçlandı. Stalin her zaman yaptığı gibi uygun zamanı bekliyordu. Troçki taşıdığı imza sayısı sebebiyle “83’ler Bildirgesi” adını alan bir bildirge yayınladı. Parti liderliğini “küçük burjuva tek ülkede sosyalizm teorisini” ikame etmekle ve sağcı unsurları kayırmakla suçladı.

Troçki devlete sadakatsizlikle suçlandı. Stalin için teorinin doğruluğu, alınan tutumunun ne olduğunu değildi önemli olan. Kaba kuvvete ve bu sebeple partideki kişi sayısına bağlı güce inanıyordu. Bu sayısal çoğunlukla Troçki sadece kabul edilmiş doktrine uymamakla değil hainlikle de suçlandı. Stalinist hegemonyanın en önemli özelliği devreye girdi; önce kuşatmak ve çaresiz bırakmak sonra pişmanlıklarını göstermelerini istemek. Muhalefet partiyi bölmek ve yeni bir parti kurmak gibi bir arzularının olmadığına yönelik bir deklarasyon imzaladılar.

Troçki’ye karşı yürütülen mücadele Stalin’in hegemonya araçlarını uygulama ve yetkinleştirme olanağı verdi. Muhalefetin basına ulaşması yasaklandı. Troçki’nin gazetelere verdiği makaleler geri çevrildi. Troçki ve destekçilerine dönük saldırılar cevap hakkı verilmeksizin basında yer aldı. Muhalefetin toplantıları holiganlar tarafından basıldı. Muhalefetin tanınmış simaları SSCB’nin uzak bölgelerine ya da dış görevlere atanarak etkisizleştirildi.

Stalinist hegemonyanın kuruluşunda devrimin önemli ve hatta bir dönem efsaneleşmiş önderlerini tasfiye etmek, böylece partide tek düşüncenin ve kişinin egemenliğini sağlamak ilk adımdır. Fakat Stalin için varlığı takıntılı bir şekilde tehlike arz eden kişiler için diğer yöntemler devreye girdi. Moskova’dan ve partinin etkili olduğu bölgelerden uzaklaştırmak, yalnızlaştırmak diğer aşamaydı. Troçki partiden atıldı, fakat susmadığı için zorla sürüldü. Zinovyev ve Kamenev ise daha az tehlikeli bulunduğu için merkezde kaldılar. Parti fetişizmi kişilerin yaşamlarını o kadar belirliyordu ki artık parti ile bütünleşmiş olan Stalin’in kişiler hakkında verdiği karar onların yaşamları hakkındaki karar demekti.  Bu atmosferde herkes Stalin’in kurduğu hegemonyanın sınırları içinde hareket etmek zorundaydı. Bu, düşüncenin, devrimci arzuların ve ütopyanın ölümü demekti. 1921’de hizipçilik yasaklanmıştı. Fakat o sıralar partinin görüşlerinden farklı düşünmek devlete sadakatsizlik anlamına gelmiyordu. 1927 itibariyle artık parti ve devlet arasında ayrım kalmamıştı. Politik ve ekonomik durumun sıkı ve bölünmez bir iktidarı zorlaması sebebiyle bu daha da güçlendi. Tek ülkede sosyalizm bu sıkı ve bölünmez iktidarın ideolojik temeliydi. Buna karşı herhangi bir söz bile artık devlete de sadakatsizlik anlamına geliyordu. Devlet gücü parti talimatlarını hayata geçirmek için kullanılıyordu. Parti ve devlette ise tüm iktidar tek bir kurumda, Politbüro’da toplanmıştı, bu mutlak bir iktidardı. Mutlak iktidar basını kontrol ediyor, farklı görüşlerin ifadesini yasaklıyor, hatta edebi akımlara bile karışıyordu. Tüm Rusya Proleter Yazarlar Birliği (VAPP) 1926’dan sonra kültürel devrim adıyla edebi ürünlerin denetimini ele geçirdi. Edebiyatın bile denetlenmesi bizzat Stalin tarafından planlanan bir şey değildi, fakat alt düzeydeki küçük diktatörlükler üst otoriteye yaranarak ve onun yöntemlerini taklit ederek rakiplerini tasfiye ediyorlardı.

Tek kişinin veya bir parti aygıtının hegemonyası her zaman insanın güçsüzlüğü, acziyeti ve tükenişi üzerine kurulur. Totalitarizmin popülizme benzeyen tarafı budur: insanların meseleleri düşünmesine fırsat vermeden onlara hazır ve basit reçeteler sunmak. Bu çoğu zaman komplolarla doludur veya her sorunu yükleyebilecek düşmanlarla. Günümüzde dış güçler olarak kitlelere anlatılan ve içeride mutlak çürümeye dönüşen bir mekanizmadır bu.

Hukuk tamamıyla SSCB Yüksek Mahkemesi’ne bağlıydı. Birleşik Devlet Siyasal Yönetimi (OGPU) Çeka’nın yerini alarak tam bir denetim sağladı.

İktidarın merkezileşmesi hukuk konusundaki yaklaşımın değişikliğini getirdi. Sınıf egemenliğinin bir aracı olan hukukun devletle birlikte ortadan kalkacağına ilişkin Marksist yaklaşım terk edildi. Devrimci hukuk adına kanunun ve düzeninin sağlanması temel hedef oldu.

Muhalefetin yenildiği yılı izleyen 1928 yılı, güçlü ve despotik iktidarın katı düşünsel ortodokslukla birleşmesi ve bunu halka zorla dayatması ve karşı çıkanların ise şiddetle cezalandırılması demekti.

Tek kişinin veya bir parti aygıtının hegemonyası her zaman insanın güçsüzlüğü, acziyeti ve tükenişi üzerine kurulur. Totalitarizmin popülizme benzeyen tarafı budur: insanların meseleleri düşünmesine fırsat vermeden onlara hazır ve basit reçeteler sunmak. Bu çoğu zaman komplolarla doludur veya her sorunu yükleyebilecek düşmanlarla. Günümüzde dış güçler olarak kitlelere anlatılan ve içeride mutlak çürümeye dönüşen bir mekanizmadır bu. Stalin de böyle yaptı; kitlelerin önüne basit ve kaba gerçeği koydu. Büyük Rusya başarılabilirdi ve bunun karşısındaki bütün görüşler yok edilmesi gereken şeylerdi. İç savaşın yıkıntıları, kitlesel açlık, düzene duyuran arzu Stalin tarafından kitlelerin nezdinde tuhaf bir güvene, huzur veren hedeflere dönüştü. Tek ülkede sosyalizm bu düzen, güven ve huzur maskesinin Rusçulukla birleşmesi sayesinde tartışılmaz bir hedef haline geldi.

Stalin siyaseti kaba gerçeğin, iptidai ihtiyaç ve arzuların somut bir projeye dönüşmesinin ve böylelikle etrafındaki herkesi esir almanın siyasetidir. Vasatlığın incelikle hesaplanmış, mecburiyetin zoru altında güven ve huzur enjekte edilmiş biçimidir. Stalinist yöntem avını izler, onu çembere alır -bir ateş çemberidir bu- bu çember dışında yaşam olanağı olmadığına ikna eder, sevecen-babacan bir tavır takınır, kaba gerçeği ortaya koyar, ütopyayı siler, inancı rafa kaldırır muhatabına diz çöktürür ve yok eder.  Bu yöntemin meşruiyeti zamana yayılan bir delil toplama süreci, kişiye yapılan sistematik zihinsel baskı ve başka çare olmadığına dair kanının herkesçe onaylanmasıdır.

Galiyev’i ele alalım. Milletler Halk Komiserliği’nde Stalin ve Galiyev yoğun mesai geçirmiş çalışma arkadaşlarıdır. Stalin tasfiyeyi en başta kafaya koymuştur. Galiyev’in iç savaştaki kritik rolü önemlidir ve bu rol yerine getirilene kadar partideki en yüksek görevde olan Türk’tür. Galiyev Tatarlarla Ruslar arasında iç savaş sürecinde yer yer ortaya çıkan çatışmaları önleyerek uzlaşma sağlar. Tatar gücünü, iç savaşta hem de en kritik bölgelerde devrimin hizmetine sunar. Stalin partide sevilen cesur bir kişi ve Galiyev’in üstü olarak ona her zaman iltifat eder, hediyeler verir, dostluk gösterir. Galiyev’in ikinci kez evlenmesini öneren ve sonra nikah şahidi olan odur. Stalin güven verir, daha sonra tasfiye edeceği kişilerle bir geçmişi, özel zamanları olmuştur. En sıkıntılı zamanlarda yoldaşlık edilmiş çok şeyler paylaşılmıştır. Stalin kabadır, köylüdür, yöntemleri serttir, fakat Galiyev örneğinde olduğu gibi arkadaşlarına bu denli acımasız davranacağı kimsenin aklına gelmez. Bu sebeple Galiyev mahkeme süreçlerinde hep umutlu olmuştur. Stalin’in mutlaka, bir şekilde onu anlayacağını düşünür. İlk tutuklanmasından sonra Stalin’le görüşür. Oysa Galiyev hakkındaki bütün suçlamalar, komplolar Stalin tarafından organize edilmiştir  Galiyev de bilir bunu, yine de görüşmek istemesi sadece Stalin’in gücü ve oluruyla partiye dönebileceğini düşünmesinde değil, Stalin’e duyulan tuhaf bir güven sebebiyledir.

Stalin’in piposunu yakarak rahat bir şekilde görüşmesi ve ona makul yollar önermesi bu güveni gösteriyor. Zaten birinci tutuklamadan sonra parti kongresinde yapılan görüşmede onun affedilmesini sağlayan Stalin’dir. Mekanizma şöyle işler: Stalin’in adamları tarafından biriktirilen deliller ortaya konur, Stalin de bunu destekler. Kimseye itiraz etmez, fakat Stalin çıkar ve affedilmesi gerektiğini söyler. Böylelikle kendisini destekleyen tek kişi Stalin’dir. Oyunu kuran da bozan da Stalin’dir. Ona mecburdur. Hegemonya her anlamda bu mecburiyetin, suçluluk duygusunun, ağır psikolojik şiddetin üzerine kurulmuştur. Hayatta devrim dışında hiçbir şeyi kabullenmeyen, öyle ki yaşamın diğer yönlerini devrim karşıtı bir pozisyona indirgeyen, böylelikle neşeyi önemsizleştiren devamlı bir öfke şiddet ve yıkıcılık anlamında Bolşevik’tir. Fakat hiçbir ütopya barındırmaz. Tarihin en büyük ütopyası sosyalizmi tutkuyla kurmaya girişmiş Bolşevikleri düşündüğümüzde ise adeta bir anti-Bolşevik’tir. Kaba gerçek, bürokrasi, disiplin, kurallar ve bunların sağladığı huzurdur Stalin.

Stalinist yöntem avını izler, onu çembere alır -bir ateş çemberidir bu- bu çember dışında yaşam olanağı olmadığına ikna eder, sevecen-babacan bir tavır takınır, kaba gerçeği ortaya koyar, ütopyayı siler, inancı rafa kaldırır muhatabına diz çöktürür ve yok eder.  Bu yöntemin meşruiyeti zamana yayılan bir delil toplama süreci, kişiye yapılan sistematik zihinsel baskı ve başka çare olmadığına dair kanının herkesçe onaylanmasıdır.

Stalin’in kurduğu hegemonyada kaba gerçeği, iptidai ihtiyaçlarla bütünleşmiş korkuları ortaya koyması kadar, bütün bunları gerçekleştirebileceği partiyi denetlemek ve orada sayısal çoğunluğu elde etmek temel önemdedir. Stalin başlangıçtan itibaren entelektüellere hiç güvenmedi. Komünist Parti’de genel sekreterlik görevi ile beraber devletin kritik mevkilerine kimisi eski yıllarda mafyatik örgütlenmeden beraber olduğu arkadaşlarını getirdi. “Gürcü Mafyası”nın üyelerinden biri olan Grigori Orconikidze’yi ağır sanayi komiseri yaptı. Yine eski arkadaşlarından Kliment Voroşilov Troçki’nin yerine savunma komiseri oldu. 1917’de tanıştığı Feliks Cerjinski Çeka’nın kurucusuydu. Eski yoldaşlarından bir başkası Andrey Vışinski “Büyük Terör” sırasında başsavcılık yaptı. Stalin, böylelikle Kafkasya’nın aşiretlere dayalı ve kan davası güden siyasetini Kremlin’e taşımış oluyordu.

Alain Badiou’nun da aralarında bulunduğu birçok kişi için 1929 yılı artık özgürlük ve eşitlik vadeden sosyalizmin ve onun reel karşılığı olan Rus Devrimi’nin bitişi anlamına geliyor. Bu tarih Stalin’in rakip olarak gördüğü Bolşevik liderleri tasfiye ettiği, parti ile devlet aygıtını bütünleştirdiği, bu aygıta da kendi yandaşlarını yerleştirmiş olduğu bir dönüm noktasıydı. Bu tarihten itibaren sosyalizm kalkınma ve totaliter anlayışın beraber ilerlediği bir diktatörlüğe, tek adam rejimine dönüştü. Stalin’in düzen vaadi ve tek ülkede sosyalizmle Rus ulusal gururu arasında kurduğu bağdan kaynaklanan büyüklük hissi, kitleler nezdinde güven veren ve korkularla oluşmuş alternatifsiz bir düzen haline geldi.

Stalinist hegemonya insanların mecburiyetleri ve korkuları üzerine kuruludur. Bu, iptidai seviyedeki ihtiyaçların devamlı olarak canlı tutulması demektir. Bunun doğal sonucu hayvan-insancı rejimin mutlak iktidarıdır. Komünizmin bir devlet biçimine dönüşmesi ve totalitarizmle anılması Stalin’in hegemonya araçlarının ve yöntemlerinin dehşetinden kaynaklanmaktadır. Komünist seçeneğin insani potansiyeli geliştiren, herkesin herkeste eşitliğini öneren özgürlükçü potansiyeli Stalinist hegemonya sebebiyle izleri kolay silinmeyecek büyük bir yara almıştır. Sonuç olarak özgürleşmeci siyasetin Stalinizmle ve Stalinizmin çeşitli ve bazen belirsiz versiyonları ile hesaplaşması büyük önem arz etmektedir.

One response to “Stalin ve Hegemonyanın Kuruluşu”

  1. Troçkist_Buz_Baltası avatarı
    Troçkist_Buz_Baltası

    Evet sınıf mücadelesi için çok kıymetli bir yazı olmuş. CIA kaynaklarını kullanıp yeni yeni itemlerle (kendi arkadaşları, köylülerini partiye almak, mafyalaşma, mafyatik tiplere sahaya dökme) gibi bizi hayran bırakan bir karalama daha.

    Lenin’e de yükleneceksiniz biliyoruz ama yemiyor.

    Neyse ki sosyal medyada orada burada devamlı kuyruk açısı çeken siz troçkist oportünist müptezellerin ezber jargonları artık sarmıyor. hele böyle gereksiz bir uzun yazıya troçkist galoşlar bile tenezzül etmeyecektir.

    Halk düşmanları.

Bir Cevap Yazın

halka dergi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin