ZEKİ KILIÇASLAN
Brezilya’da askeri yönetimden demokrasiye geçiş sürecinde, ezilenlerin haklarının savunulmasında ve ardından ise Brezilya İşçi Partisi’nin (PT) iktidara geliş sürecinde önemli etkisi olan Kurtuluş Teolojisi hareketi, dinî bir akım olarak özellikle 1980lerden itibaren yoksullar içinde muhafazakâr Evangelizm’in meydan okuması ile karşılaştı. Bu yazıda Brezilya’da kapitalist hegemonya ve toplumsal mücadeleler bağlamında bu iki dinî akımın rolleri ve etkileri üzerine durulacaktır.
Kurtuluş Teolojisi
Latin Amerika’da Katolik Kilisesi içinde gelişen, yoksulluk baskı ve sömürüye karşı ezilenlerden yana taraf olan bir Hristiyan dinî öğreti olarak Kurtuluş Teolojisi, Katolik Kilisesi içinde reformların yapıldığı 2. Vatikan Konsili (1962-65) ve daha sonra 1968’de Kolombiya’da yapılan Medellin Konferansı’ndan sonra gelişmeye başlamıştır. Kurtuluş Teolojisi öğretisini benimseyen din adamları eşitsizliğin, fakirliğin sorumlusunun sosyo-ekonomik sistem olduğunu söylemekte, yoksullara kurtuluş için mücadele etmelerini öğütlemekte ve toplumsal mücadelelerinin içinde yer almaktaydılar. Bu kitlesel hareketin Latin Amerika’nın neredeyse tamamında, Brezilya İşçi Partisi ve dünyanın en büyük sosyal hareketi olan Topraksız Kır İşçileri Hareketi’nde (MST), Meksika’da Zapatista Hareketi’nin oluşumunda ve Nikaragua’da Sandinista Hareketi’nde büyük etkileri olmuştur.

1950lerde durağanlık içinde olan ve kitlelere daha fazla ulaşma arayışındaki Katolik Kilisesi’nin “metodolojik yenilenme” arayışı başladı. Bu dönemde erişkin eğitiminde Peder Pierre Faure’nin çalışmalarına referans veren ve Montessori ile Lubienska’nın fikirlerine dayanan pedagojik yöntemlerin uygulandığı görülmekteydi. (Saviani, 2008) Yenileşme hareketi 1950lerin sonu ve 1960ların başında okul duvarlarının ötesine geçerek, popüler seferberlik sürecine başvurdu. 1950li ve 1960lı yıllarda Latin Amerika’da çok etkili bir Amerika baskısı vardı. ABD bütün Latin Amerika ülkelerinde CIA aracılığı ile radikal muhafazakâr unsurları destekliyor, askeri eğitim verdiği paramiliter güçler eliyle muhalefet öncülerini öldürüyordu. Löwy’e göre, tıpkı 1960larda kıtadaki çoğu entelektüel gibi Katolik kesim içindeki bazı teologlar “Marksist” analizlerden ve önerilerden etkilenmeye başlamıştı. (Löwy, 1998) 1971 yılında Perulu rahip Gustavo Gutiérrez tarafından yazılan ve yoksul insanları, acınma ve sadaka nesneleri olarak değil kendi kurtuluşlarının özneleri olarak gördüğü Kurtuluş Teolojisi: Perspektifler başlıklı kitap, “Orta Amerika’daki devrimci patlama” ve “Brezilya’da yeni işçi ve halk hareketleri yaratmak” için temel teşkil etti.
Kilise Taban Toplulukları (CEBs)
1950-60 arası, birçok ülkede olduğu gibi, darbeci yönetim etkili olduğu Brezilya da Katolik Kilisesi ile (yani dinî anlatıyı kullanarak) yoksul kitleler içinde sosyalizme ve Küba Devrimi’ne sempatinin artmasına engel olmak için ve kıtada yükselen Protestanlığa karşı harekete geçti. Papaz sayısının yetersizliği nedeniyle de kırsal bölgelerde seçim yolu ile görevlendirilen kişilerle dinî etkinin yayılması hedeflendi. Bölge kiliselerinin kapalı olduğu zamanlarda haftada 2-3 kez düzenli toplanan yerel dinî cemaatler oluşturuldu. Bu toplantılar zaman içinde inşa edilen basit barakalarda yapılmaya başlandı ve buralarda dinî görevler dışında yerel dünyevi sorunlar da gündeme alındı. Zamanla seküler kişilerin de katılımı ile birlikte sorunların tartışılması, kararlar oluşturup ortaklaşa çözüm için eyleme geçilen yerler haline geldi. (Dawson, 2011) 1968’de Medellin şehrinde toplanan Latin Amerika Başrahipler Kongresi’nde alınan “baskı ve sömürüye karşı aktif mücadeleye katılmak” ve “yoksullarla kilisenin ilişkileri açısından yeni yollar bulmak” kararlarının ardından Kilise Taban Toplulukları (CEBs- Communities Ecclesial Base) bu yeni yolun ana odağı olarak ilan edildi. Bu resmi onay, sonraki yıllarda CEBs’lerin diğer piskoposluk bölgelerine yayılmalarını sağladı. Bu topluluklar yoksul halkın yoğun biçimde yaşadığı alanlarda 50-200 kişiden oluşan, birlikte İncil okumaktan, bir toprak işgalinde rol almaya, bir grevi desteklemekten ya da bir işkence olayını protesto etmekten yetkililere hesap sorma eylemlerine katılmaya kadar çeşitli etkinliklerin içinde doğrudan yer alan yapılardı. Kilise Taban Toplulukları özellikle 1970li yıllarda birçok Latin Amerika ülkesinde bütün sosyal direnişlerin içinde yer almıştır. Nikaragua ve El Salvador gibi ülkelerde CEBs katılımcılarının önemli kısmı genellikle devrimci mücadeleleri desteklediler. CEBs’ler en yaygın oldukları Brezilya’da ise demokrasiye geçiş sürecinin yavaşlığı ve derin muhafazakâr karakteri nedeniyle devrimci kalkışma eylemlerinden çok dayanışma ve yerel eylemler için odak oluşturdu. 1990lı yılların başında Brezilya’da 7-8 milyon kişinin yer aldığı 100 binden fazla CEBs olduğu bilinmektedir.
1950-60 arası, birçok ülkede olduğu gibi, darbeci yönetim etkili olduğu Brezilya da Katolik Kilisesi ile (yani dinî anlatıyı kullanarak) yoksul kitleler içinde sosyalizme ve Küba Devrimi’ne sempatinin artmasına engel olmak için ve kıtada yükselen Protestanlığa karşı harekete geçti. Papaz sayısının yetersizliği nedeniyle de kırsal bölgelerde seçim yolu ile görevlendirilen kişilerle dinî etkinin yayılması hedeflendi.
Kurtuluşçu Hristiyanlar, devrimci hareketler, sendikal mücadeleler
Brezilya’da 1964’teki darbeden sonra iktidara gelen askeri hükümet 1968’den sonra önemli ölçüde baskıcı hale geldi. Devrimci hareket kriz içindeydi ve zayıflayan devrimci gruplar, kitlelerin eğitimini devrimci stratejilerinin içine entegre ederek kırsal alanlarda ve şehir çeperlerindeki Katolik Kilisesi’nin çalışmalarıyla birleştiler. Sosyalist güçlerin bu halka gitme hareketi Gramsci ve Paulo Freire gibi düşünürlerin geliştirdiği tezler sayesinde güçlendi. Bu harekette Paulo Freire’nin yöntemi esas alınmış, öğrencilerin bireysel ve toplumsal yaşam deneyimlerini kollektif olarak ele alabilecekleri ortamda “eleştirel bilinç” uyandırma sürecine yardım etmiştir. (Pena & Zientarski) 1970lerin başında CEBs’lere rejim tarafından yapılan baskılar doğrudan Brezilya Piskoposlar Ulusal Konferansı’na (CNBB) bağlı Pastoral Toprak Komisyonu (CPT), İşçi Pastoral Komisyonu (CPO) ve Yerli Misyoner Konseyi (CIMI) gibi diğer bazı Katolik örgütlerin kurulmasına yol açan faktör oldu. Ardından 1975’ten itibaren toplulukların deneyimlerine ortaklaştırabildikleri 2-3 yılda bir ulusal genel toplantılar düzenlendi. Bu toplantılar CEBs’lere karşı yoğun bir ilgiye yol açtı ve CPT, köylülerin yasal haklarını savunmada, insan hakları ihlallerini belgelemede ve köylülerin örgütlenmesini teşvik etmede öncü rol oynadı. Vatikan 1970lerin sonuna kadar Brezilya’daki ilerici kiliseleri desteklemeye devam etti. CNBB’nin askeri hükümete yönelik eleştirileri derinleştikçe, CEBs’lere desteği de arttı. 1970lerin ortalarında, CEBs’ler Brezilya Kilisesi’nin merkez sahnesini işgal etti. (Scott Mainwaring, 1987)
Diktatörlük sertleştikçe Kilise sosyal hareketlerle ve resmi işbirlikçi geleneksel sendikalar dışında gelişen “yeni sendikacılık” (daha sonra CUT’a dönüşen) ile bağlantı kurdu. 1970lerin sonlarında, yeni Brezilya sendikalizminin kuruluş sürecinde, Kurtuluş Teolojisi’ni kuran aydınların harekete doğrudan bir katılımı söz konusu idi. Cumhurbaşkanı Ernesto Geisel (1974-1979 arası dönemde), Mart 1985’te demokrasiye dönüşle sonuçlanan siyasi liberalleşme sürecini başlattı. Geisel başkanlığının sonunda 1970lerin ortalarında büyük şehirlerde popüler hareketler hızla büyüyordu. Sao Paulo’da taban topluluk liderleri tarafından kötü yaşam koşullarına tepki olarak düzenlenen Yaşam Maliyeti Hareketi, 1977’de bir milyondan fazla imza topladı. 1978’de, Sao Paulo’daki hareket büyüdü ve hükümeti ve muhalefeti şaşırtan bir grev dalgası başladı. Tabandan gelen Katolik katılımcılar, Yeni Sendika Hareketi de dahil olmak üzere birçok popüler hareketin güçlenmesinde önemli katkı sağladılar. Kilise ile popüler hareketler arasındaki yakın bağlantılar, en iyi örgütlenmiş ve en bağımsız hareket olan Sao Paulo metropolündeki metal işçileri sendikası örneğinde bile görülebilirdi. Sendika 1978 ile 1980 yılları arasında üst üste greve gitti, ancak grevleri yasadışı ilan edildi, bazı liderleri hapsedildi ve sendika büroları kapatıldı. Mücadele bu durumdayken kilise, işçiler için bir toplantı yeri olarak kapılarını açtı. Ülke çapındaki CEBs’ler, ABC işçileri için fon topladı ve Piskopos Cláudio Hummes sendika için müzakerecilerden biri olarak görev yaptı.
Topraksız Kır İşçileri Hareketi (MST) ve Kurtuluş Teolojisi
1982 yılında Brezilya’nın orta batı bölgesindeki Goiânia’da, Kurtuluş Teolojisi’nden ilham alan Katolik Kilisesi’nin bir kolu olan Pastoral Toprak Komisyonu (CPT) tarafından düzenlenen bir toplantıya otuz kırsal işçi ve yirmi iki din adamı katıldı. Bu küçük işçi grubu, askeri diktatörlüğe karşı gerçekleşen ilk köylü protestolarına öncülük edecekti. CPT’nin desteği ve katılımıyla birlikte 1979’dan itibaren birçok eyalette köylüler büyük çiftlikleri işgal etmeye başladılar. Goiânia toplantısına katılanların çağrısı ile 1984 yılında, doksan iki köylü liderinin katılımıyla Paraná eyaletinin Cascavel kentinde Topraksız Kır İşçileri Hareketi (MST) kuruldu. (thetricontinental.org, Dossier No:75)
Kuruluşundan bu yana geçen kırk yılda MST, 450 bin aile için işgal edilen arazilerin yasal mülkiyetini kazandı. Buralardaki yerleşim sakinleri, yerel tarım üretim kooperatiflerinden bölgesel düzeyde faaliyet gösteren pazarlama ve hizmet sağlama kooperatiflerine kadar 1.900 köylü derneği ve 185 kooperatif kurdular. Yerleşimlerde üretilen ürünlerin bir kısmı, MST’ye ait 120 adet tarım-sanayi sitesinde işlenmeye başlandı. Bu kazanımlara ek olarak, arazi haklarının yasal olarak tanınması için gerçekleştirdikleri büyük yürüyüşler gerçekleştirdiler. Yürüyüşlerde 15 bin toprak sahibi işçi her gün güzergâh boyunca çadır şehirler kuruyordu. Yürüyüşçülere banyo, yemek sağlayan mutfaklar ve çocukların yolculuk sırasında eğitimlerine devam etmelerine imkân tanıyan tesisler gibi hizmetler sunabilen hareket halinde şehirler oluşuyordu. MST gerçekleştirdiği bir yürüyüşte 100 bin destekçiyle başkente girdi ve bu eylem dönemin Devlet Başkanı Fernando Henrique Cardoso’nun neoliberal hükümetine karşı en önemli siyasi eylem oldu. Bu güç ve örgütlenme gösterisi, MST’yi Brezilya siyasetinde bugün de devam eden önemli bir aktör haline getirmiştir. (thetricontinental.org, Dossier No:75)
1982 yılında Brezilya’nın orta batı bölgesindeki Goiânia’da, Kurtuluş Teolojisi’nden ilham alan Katolik Kilisesi’nin bir kolu olan Pastoral Toprak Komisyonu (CPT) tarafından düzenlenen bir toplantıya otuz kırsal işçi ve yirmi iki din adamı katıldı. Bu küçük işçi grubu, askeri diktatörlüğe karşı gerçekleşen ilk köylü protestolarına öncülük edecekti. CPT’nin desteği ve katılımıyla birlikte 1979’dan itibaren birçok eyalette köylüler büyük çiftlikleri işgal etmeye başladılar.
Brezilya İşçi Partisi (PT) ve Kurtuluş Teolojisi
Brezilya İşçi Partisi, Brezilya’nın askeri hükümetine karşı çıkan, karizmatik lider Lula da Silva’nın öncülüğünde yeni mücadeleci sendikacılar ve yeniden canlandırılmış Marksizmin coşkulu genç kadrolarıyla birlikte, yeni sol ve Kurtuluş Teolojisi’ne bağlı Katoliklerden oluşan heterojen bir grup tarafından 1980’de, Sao Paulo’da kızlar için hizmet veren özel bir Katolik okulunda kuruldu. 1980lerin ortalarına geldiğimizde PT, artık Birleşik İşçi Merkezi’nde (CUT) örgütlenmiş olan Yeni Birlikçiler ve Topraksız İşçiler Hareketi (MST), ile birlikte demokratik ve sosyalist bir Brezilya için çabalayan en büyük ve en meşhur toplumsal güçler arasındaydı. Dogmatik eski sol partilerin aksine, PT ideolojik olarak çoğulcuydu, iç demokrasi ve canlı tartışmalar güç kaynakları olarak görülüyordu. PT’nin çoğulculuğu aynı zamanda büyümesinin ve seçim çekiciliğinin de anahtarıydı. 1964’ten önce, çoğu halk örgütü hiyerarşikti ve kitlesel katılım sınırlıydı. 1970lerin hareketleri, özellikle Yeni Sendikalizm Hareketi gibi, sendika fabrika komisyonları gibi daha katılımcı mekanizmalar oluşturmaya çalışarak bu hiyerarşik yapıyı aşmaya çalıştı. PT ise popüler katılımı, taban demokrasisini, halk örgütlenmesini ve temel ihtiyaçları vurgulayan ilerici Katolik fikirleri öne çıkarmıştı. Genelde PT ile taban Kilisesi grupları arasında özel bir yakınlık vardı. Ülkenin birçok yerinde, taban cemaatlerinin Katolik liderleri PT’de baskın rol oynuyordu. Birçok piskopos ve papaz PT’yi yoksullar için “yeryüzünde Tanrı’nın Krallığı”nı kurmanın aracı olarak görüyordu. (Trejo & Bizzarro, 2018)
Brezilya İşçi Partisi, Brezilya’nın askeri hükümetine karşı çıkan, karizmatik lider Lula da Silva’nın öncülüğünde yeni mücadeleci sendikacılar ve yeniden canlandırılmış Marksizmin coşkulu genç kadrolarıyla birlikte, yeni sol ve Kurtuluş Teolojisi’ne bağlı Katoliklerden oluşan heterojen bir grup tarafından 1980’de, Sao Paulo’da kızlar için hizmet veren özel bir Katolik okulunda kuruldu.
Araştırmalara göre 1984 yılında alt sınıf CEBs katılımcılarının %43’ü, 1988 de ise %55’i PT’yi desteklemiştir. Fakat bu oran herhangi bir partiyi destekleyenler arasında içinde %71’e kadar çıkmaktadır. (Trejo & Bizzarro, 2018) Frei Betto gibi bazı Kurtuluş Teolojisi önderleri CEBs’lerin siyasetten önce dua etmeye odaklanması gerektiğini savunurken Clodovis Boff ise CEBs’lerin etkinliklerini artırmanın bir yolu olarak parti politikalarına daha fazla dahil olması gerektiğini savundu. Taban örgütlerinin birçok lideri, parti sorununun o kadar önemli olduğunu hissetmişti ki kendilerini esas olarak partizan siyasete adadılar. Partiyi tercih eden taban cemaati liderlerinin çoğu PT’yi veya PMDB’yi (Brezilya Demokratik Hareket Partisi) seçti. Burada önemli bir ayrıntıya da vurgu yapmak gerekmektedir. Aslında Katolik rahipler bir sol parti inşa etmek için değil 1950-1970 yılları arasındaki ikinci Protestan yayılmasına karşı taban örgütlenmeleri üzerinden toplumla birleşmişlerdi. Bu toplumsal ağ yeni yerel liderleri ve sosyal hareketleri ortaya çıkarmıştı. Demokrasiye geçiş sürecinde bu ağ içindeki dinî aktörler kendilerine en yakın olan siyasi yapı olan PT’yi desteklemeye başlamışlar ve sanayileşmiş bölgeler dışına yayılarak PT’nin ulusal bir karakter kazanmasına yol açmışlardır. (Trejo & Bizzarro, 2018) Bu yönüyle PT’nin gelişiminde Avrupa kitlesel işçi-sol partilerinden farklı bir yol izlediği görülmektedir.
1980lerde ve 1990larda, PT’nin açık söyleminin cazibesi, işçi sınıflarının ötesine geçerek orta sınıf unsurlarını da kendine çekti. Latin Amerika için Lula ve PT, seçim hakimiyetini kazanmayı, büyük sermaye hariç tüm toplumsal gruplara hitap etmesi amaçlanan hegemonik bir toplumsal dönüşüm söylemiyle birleştirilmiş bir iktidar yolu olan “Gramscian siyaset”in bir örneğiydi. PT ile ilişkili toplumsal hareketler, 1990larda başlayan uluslararası küreselleşme karşıtı harekette de önemli bir yer tuttular ve Dünya Sosyal Forumu’nun kuruluşunda merkezi aktörler oldular. Brezilya’nın seçim sistemi, çok sayıda partinin ortaya çıkabilmesi ve meclise girebilmesine önemli imkân sağlamaktaydı. 2002 seçimlerinin ardından devlet başkanlığını kazanmış olmasına ve her iki yasama meclisinde de en iyi performansı göstermesine rağmen PT, sırasıyla üst ve alt meclislerin yalnızca %17 ve %18’ine sahipti. Bu durum hükümet sürecinde PT’yi yoksullara ve dışlanmışlara fayda sağlayan PT yasalarının geçirilmesi için Brezilya kongresindeki PT üyesi olmayan üyeleri rüşvet vererek farklı ilişkilere soktu. PT’nin temiz bir parti olarak imajının aşınmasının başlangıcının bu durum olduğu söylenebilir. Ayrıca PT karşıtı Brezilya’da çok güçlü medya tekeli kurmuş olan Globo Ağı bu süreci ateşlemişti.
1980lerde ve 1990larda, PT’nin açık söyleminin cazibesi, işçi sınıflarının ötesine geçerek orta sınıf unsurlarını da kendine çekti. Latin Amerika için Lula ve PT, seçim hakimiyetini kazanmayı, büyük sermaye hariç tüm toplumsal gruplara hitap etmesi amaçlanan hegemonik bir toplumsal dönüşüm söylemiyle birleştirilmiş bir iktidar yolu olan “Gramscian siyaset”in bir örneğiydi. PT ile ilişkili toplumsal hareketler, 1990larda başlayan uluslararası küreselleşme karşıtı harekette de önemli bir yer tuttular ve Dünya Sosyal Forumu’nun kuruluşunda merkezi aktörler oldular.
Fakat PT’nin gerilemesinde en önemli faktörler hem PT hem de müttefik toplumsal hareketlerin kendi taban örgütlenmesinin bozulmasıydı. PT 2005 yılında parti örgütlenmesinin temel birimi olan núcleos de base‘i örgütlemeyi bıraktı. Sosyal hareketler de Lula’nın seçilmesinin ardından örgütlenmelerini yavaşlattılar. İşçi sendikalarından kentsel konut ve hizmet hareketlerine kadar birçok hareketin canlılığını yitirdiğini ve bunun yerine “bekle ve gör” tutumunu benimsedikleri görülmekteydi. Topraksız Kır İşçileri Hareketi’nin liderlerinden Joao Stedile’nin bir röportajında belirttiği gibi aslında “Kitlelerin (kitle hareketlerinin) desteği olmadan yapısal değişiklikleri ilerletmek çok zor.” (Stedile, 2023)
Bolsa de Familia politikası ile yoksul insan sayısının 50 milyondan 30 milyona düşmesine rağmen Hem PT hem de solcu toplumsal hareketlerin temel örgütlenmeyi terk etmesi, giderek sağcı güçler tarafından işgal edilen bir boşluk bıraktı. Evangelik kiliselerin yükselişi PT ve toplumsal hareket militanlarının ilerici kimlik politikalarıyla doğrudan rekabet eden muhafazakâr toplumsal değerlerin yeniden canlanmasıyla birlikte geldi.
Vatikan’ın Kurtuluş Teolojisine Saldırısı, Evangelik Kiliselerin Yükselişi ve “Dine Karşı Din“
1980lerden itibaren, Kurtuluş Teolojisi ve taban toplulukları ve Latin Amerika Piskoposluk Konferansı Vatikan ve Brezilyalı muhafazakâr din adamlarının saldırısına uğradı. Neo-muhafazakâr hareket, Latin Amerika’daki çoğu ülkeden daha zayıf ve Brezilya’da daha geç ortaya çıktı, ancak 1982 yılına kadar dikkate alınması gereken bir güç haline geldi. Kurtuluş Teolojisi, CEBs’ler, CPT ve CIMI ile birlikte, neo-muhafazakâr Kilise liderlerinin saldırısına uğradı. 6 Ağustos 1984’te, Kardinal Joseph Ratzinger tarafından yönetilen İnanç Doktrini Cemaati, Kurtuluş Teolojisini “Marksist kavramların ‘körü körüne’ kullanımına dayalı yeni bir sapkınlık olarak nitelendirdi.” (Löwy, 1998) Brezilya’daki bu muhafazakâr uygulamanın yankılarından biri de 1985’te Leonardo ve Clodovis Boff kardeşlere uygulanan kilise üyelerine sessizlik yemini dayatılması oldu. (Pena & Zientarski) Brezilya’daki neo-muhafazakâr hareketin ana tezi, Kilise’nin dinî bir kurum olarak siyasi katılımdan kaçınması gerektiği yönündedir. 1983 yılında ve Brezilya’daki neo-muhafazakâr hareketin lideri Rio de Janeiro Başpiskoposu D. Eugênio Salles şöyle diyordu: “Brezilya Kilisesi için yeni bir dönem başlıyor. Brezilya kapalı bir toplum haline gelirken Kilise çok aktif bir role sahipti. ‘Sessizlerin sesi’ oldu. Bugün parlamento, basın ve partiler tamamen işliyor. Onlar konuşmalı, Kilise kendi işine bakmalı.” CBEs hareketi demokrasiye geçişten sonra geleneksel toplumsal muhalefet yapılarının daha fazla devreye girmesi ve Kilise merkezinin baskı ve sınırlamaları ile gerileme sürecine girdi. (Pena & Zientarski)
Dünyanın en büyük Katolik nüfusuna sahip ülkesi Brezilya ve Katolik kilisesi ile özdeşleşen Latin Amerika’da son 30 yılda dünya tarihinde pek görülmeyen bir biçimde Evangelik kiliselere kitlesel bir geçiş yaşandı. Resmi verilere göre Brezilya’da Evangeliklerin oranı 1991 yılında %9 iken bu oran 2010 yılında %20’ye çıktı. (Hewitt, 1990) ABD hükümetinin uluslararası dinî özgürlükler raporunda tanınmış bir anket kuruluşu olan Datafolya’ya dayandırılan verilere göre 2022 yılında Evangelik Hristiyanlar’ın oranı %26’yı, Katoliklerin oranı %49’u bulmuştur. (U.S. Department of State, 2022 Brazil Report) Bu oransal artış parlamentoya da yansımış ve Parlementolar Arası Danışma Departmanı 2012 yılında 2008 yılına göre Evangelik kongre grubunun %50 artarak 513 milletvekilinin 63’ünü oluşturduğunu ortaya koymuştur. 2018 yılında devlet başkanı olan Bolsanaro Katolik olarak doğup Evangelik mezhebine geçen Brezilyalılar arasındadır, ((Antonopoulos, Ribeiro ve Cottle, 2020) ve (Hewitt, 1990)) Evangelik seçmenler %70 oranında Bolsonaro’yu desteklemişlerdir. Amerika’da da görüldüğü gibi Bolsonaro da Evangelist-Siyonist işbirliğinin gereği olarak Filistin meselesinde İsrail yanlısı bir politika gütmüştür. (Antonopoulos, Ribeiro ve Cottle, 2020) Brezilya’da Evangelikalizmin patlama gibi yükselişi benzersizdir ve dünyanın başka hiçbir yerinde görülmemiştir. Evangelikalizmin 2030 yılına kadar Brezilya’nın baskın dini haline gelmesi ve siyasi ve sosyal bir dev haline gelmesi tahmin edilmektedir. (Hennigan, 2016)
Dünyanın en büyük Katolik nüfusuna sahip ülkesi Brezilya ve Katolik kilisesi ile özdeşleşen Latin Amerika’da son 30 yılda dünya tarihinde pek görülmeyen bir biçimde Evangelik kiliselere kitlesel bir geçiş yaşandı. Resmi verilere göre Brezilya’da Evangeliklerin oranı 1991 yılında %9 iken bu oran 2010 yılında %20’ye çıktı. (Hewitt, 1990) ABD hükümetinin uluslararası dinî özgürlükler raporunda tanınmış bir anket kuruluşu olan Datafolya’ya dayandırılan verilere göre 2022 yılında Evangelik Hristiyanlar’ın oranı %26’yı, Katoliklerin oranı %49’u bulmuştur.
Latin Amerika’da sosyal ve ekonomik kurtuluş mücadelesinde motive edici bir güç haline gelen Kurtuluş Teolojisi 1960lı yıllardan itibaren Washington tarafından, “Batı Yarımküresi” üzerindeki Amerikan hakimiyeti için ideolojik bir tehdit olarak görüldü ve Amerikan hegemonyasına yönelik bu meydan okumayı karşılamak için Amerikan Evangelik kiliselerine yönelindi. 1969’da Baptist mezhebinden olan ABD Başkan Yardımcısı Nelson Rockefeller’ın Başkan Richard Nixon’a gönderdiği bir memorandumda, “Latin Amerika’daki Katolik kilisesi artık ABD’nin güvenebileceği bir müttefik olmaktan çıktı” deniyordu. Gerard Colby ve Charlotte Dennet 1996 yılında basılan kitaplarındaRockefeller’ın ABD şirket çıkarlarına hizmet etmek için Amerikan Evangelik misyonerlerini ve özellikle de Summer Institute of Linguistics’i (SIL) araştırmalar yapmak, CIA ajanlarını taşımak ve dolaylı olarak Amazon havzasındaki yerli kabilelerin soykırımına yardım etmek için kullandığını açıklamıştır. (Colby & Dennett, 1996) 2011’de açılan bir CIA araştırma raporunda paralel tespitlere ulaşılabilmektedir. (CIA Research Paper, 1986) Rockefeller destekli misyonerlerin ilk büyük dinî dönüşüm başarısı, Guatemala’da general ve diktatör José Efraín Ríos Montt’un Pentekostal bir kilise üyesi olmasıyla gerçekleşti. (Hewitt, 1990) Montt, Guatemala televizyon ve radyo istasyonlarını kullanarak Pentekostal doktrini yayınladı ve Katolik Kilisesi ile Marksizm arasındaki hayali işbirliğini kınadı. Mike Rivage-Seul, “21. Yüzyılın İlk Dini Savaşı” adlı makalesinde aynı dinî dönüşüme Reagan’ın verdiği desteği ortaya koymuştur. (akt. Hewitt, 1990)
Brezilya’da yükselen dinî mezhep aslında Protestan/Evangelist Hristiyanlığın bir kolu olarak nitelendirilebilecek olan neo-Pentokalizmdir. Ricardo Mariano’ya göre, en genel anlamda Protestanlığın neo-Pentekostal hareketi, Pentekostal eğilimlerin üçüncü dalgasını temsil eder (diğerleri: Klasik Pentekostalizm ve Deuteropentekostalizm) ve 1960 yılında Kanadalı misyoner Robert McAlister tarafından kurulan Yeni Hayat Kilisesi (Igreja Nova Vida) aracılığıyla Brezilya’ya ithal edilmiştir. Bu inanış “Kutsal Ruh” özel bir önem vermekte ve Katolikleri “sözde Hristiyan” olarak nitelendirmektedirler. (Pena & Zientarski)
Genel anlamda söylenirse Latin Amerika’da bu mezhebi karşı karşıya gelişte iki Lütuf teolojisi karşı karşıya gelmektedir. Birisi sol popülizm biçimlerini besleyen Kurtarıcı ve Kurtuluşçu Lütuf teolojisidir (Kurtuluş Teolojisi) diğer ise Refah teolojisidir ve ana fikri, tamamen bu dünyaya ve bu yaşama odaklanmaktır. Bu nedenle söylemi, dünyevi varoluşa odaklanır ve Hristiyanların bu dünyada başarılı olacaklarına dair vaatlerde bulunur. Bu teolojiye göre, Tanrı’nın hizmetkarlarından istediği ana fedakârlık maddi niteliktedir: Dinî vergiyi sadakatle vermek, sevgi ve özveriyle cömertçe bağışlar yapmaktır. Refah teolojisinin özünde yatan insan ilişkileri modeli, temeli “girişimcilik” olan neoliberalizm ile aynıdır. (Pena & Zientarski) Refah teolojisi ile bağlantılı hareketlerin yükselişi, neoliberalizmin uygulanmasıyla aynı anda gerçekleşir ve aslında dinî mezhepler, eğitimde ve toplumda bu emperyalist sermaye aşamasına özgü dünya görüşünün uzlaşması için mücadele eder; bu nedenle, neo-pentekostalizm, siyasi partiler ve elektronik medyayla angaje olarak “yukarıdan” yeniden Hristiyanlaştırmayı hedefler ve bu bir “manevi savaş” yürütme yoludur. Bir açıdan da bu mücadele de sağ ve sol popülizmler yarışmaktadırlar. Her tür popülizm en genelde bir dizi talep ve uygulama etrafında bir “halk” inşa etmeyi amaçlar bu söylemde “halk” homojen olarak kabul edilse de pratikte kimin “halk”a ve kimin “elit”e dahil edilip kimin dışlandığı konusunda sağ ve sol popülizmler arasında bir çatışma vardır. Sol popülizm en genelde sosyo-ekonomik olarak üst zengin sınıfları ve onların siyasal temsilcilerini karşıya koyarken sağ popülizmler ise “halktan farklı”, “uzak” yaşayan aydın kesimleri/yönetici elitleri, azınlık kozmopolit bazı finans güçlerini, farklı ulusal/dinî/mezhebi kimlik, cinsel yönelime sahip olanları, göçmenleri, eğer o ülkede güçlü sendikalar ve meslek örgütleri varsa onların yöneticileri gibi kesimleri “elit” olarak kabul etmektedir. Brezilya’da bu anlamda Kurtuluş Teolojisi ve PT sol popülist siyasetlere, Evangelistlere dayanan Bolsanoro ise sağ popülist siyasetlere örnek olarak gösterilebilir. (Noble, 2011)
Brezilya’da yükselen dinî mezhep aslında Protestan/Evangelist Hristiyanlığın bir kolu olarak nitelendirilebilecek olan neo-Pentokalizmdir. Ricardo Mariano’ya göre, en genel anlamda Protestanlığın neo-Pentekostal hareketi, Pentekostal eğilimlerin üçüncü dalgasını temsil eder (diğerleri: Klasik Pentekostalizm ve Deuteropentekostalizm) ve 1960 yılında Kanadalı misyoner Robert McAlister tarafından kurulan Yeni Hayat Kilisesi (Igreja Nova Vida) aracılığıyla Brezilya’ya ithal edilmiştir.
CEBs’lerin çöküşü ve onların desteklediği hareketler, Katolik Kilisesi’ni yalnızca en örgütlü kesimlerden değil, aynı zamanda işçi sınıfının en güvencesiz kesimlerinden de uzaklaştırdı. Kırsal işçilerin mücadelelerinde Toprak Pastoral Komisyonu (Comissão Pastoral da Terra) direnişin hizmetinde bir araç olmaya devam ederken, büyük şehirlerin gecekondu mahallelerinde ve kenar mahallelerinde ilerici Katolikliğin daralması, Pentekostal/Neo-Pentekostal yükselişe zemin hazırladı. (Pena & Zientarski)
Evangelik yükselişin zeminde yatan önemli faktörlerden biri 1990larda neoliberalizmin ilerlemesi, bunun işçi sınıfının en yoksul kesimleri için oluşturduğu yıkıcı sonuçlar ve bunlarla başa çıkmak için gereken psikososyal destekten yoksun olan birçok insanın, kentlerin yoksul bölgelerindeki küçük kiliselerde acılarına ve ızdıraplarına nesnel ve öznel yanıtlar aramasıdır. Somut olarak, eski “işçiler”in sınıf kimliği yavaş yavaş “kardeşler” kimliğiyle yer değiştiriyor.
Kurtuluşun yalnızca “Tanrı’nın Krallığı’nda” gerçekleştiği yaklaşımına sahip olan diğer Hristiyan geleneklerinin aksine, Evangelik kiliseler yeryüzünde ödüllerin olasılığını sunmaya başladı. Bu yeni bakış açısı, onurlu bir hayat sürme beklentisi olmayan yoksul işçiler için anlam sağlayan teolojik bir ilke olan fenomeni anlamak için önemli bir faktördür. Gelenekten bu teolojik kopuş, “refah teolojisi” olarak adlandırılır. Bu dünyada gerçekleşen ve inananlar için somut pratik sonuçları olan bireysel dünyevi başarılar elde etme seçimi olarak anlaşılabilir. İnanç, fedakârlıklar ve disiplin ne kadar büyükse, sağlık, iş ve dünyevi mallar açısından ölçülen o kadar çok nimet alınacaktır. Öte yandan Katolik Kilisesi dini yaymada geleneksel kalırken, Evangelik kiliseleri özellikle sosyal medya aracılığıyla Brezilya gençliğini başarılı bir şekilde kendine çekmiştir. Ayrıca birçok Evangelik kilise, tıpkı neoliberalizm gibi, genelde yoksullara yardım etmek için hükümet fonu oluşturulmasına şiddetle karşı çıkar. Fakat ABD’de genelde orta sınıf hareketi olan Evengelizm Brezilya’da bu Pentokalist yaklaşımla Katolik Kilisesi’nin neredeyse vazgeçtiği bir şey olan yoksullara eğitim, sağlık ve diğer sosyal destek çalışmalarına yönelmiştir.
Özellikle güneydoğu Brezilya’nın küçük-burjuva sol kesimleri, PT iktidar döneminde toplumsal cinsiyet eşitliği gibi kimlik temelli sosyal konular üzerinde odaklanıp işçi sınıfını ve toplumun en yoksul kesimlerini (%24) görmezden geliyor ve sınıf politikalarını terk ediyorlardı. Bilindiği gibi işçi sınıfının niteliği gereği, sadece iş yerlerinde değil, emeğin yeniden üretildiği sosyal mekanlarda (barınma, gıda, eğlence vb.) da örgütlenme ihtiyacı temel bir gerekliliktir. Bu durumda, yalnızca sendikalara dayalı yapılarla bütünleşmek, “bütün olarak işçi sınıfının” acil ve tarihsel mücadelelerini örgütlemek için yetersiz kalır. Nitekim PT iktidarının ilerleyen yıllarında MST’nin kendi özgün talepleri ile bağımsız hareketini tekrar yükselttiğine ve kentlerin çeperlerinde barınma imkânı olmayan işçilerin Evsiz İşçiler Hareketi (Movimento dos Trabalhadores Sem Teto – MTST) ile sınıf mücadelesini yükselttiğine şahit olundu.
Bolsonaro’nun Evangeliklerle olan bağları, 2018 seçimlerindeki zaferinde belirleyici oldu bu seçimde Evangeliklerin çoğunluğu Lula’ya karşı Bolsonaro’ya oy verdi. Bolsonaro, “Brezilya adlı bu vatanın kaderini değiştirmede belirleyici oldunuz” dedi ve Evangelist kiliselerin büyük “İsa Yürüyüşü’ne” katılan ilk başkan oldu. Bolsanaro hükümetinin halk için felaket uygulamalarından sonra 2023 seçimlerinde yeniden Lula’nın başkanlığı kazanması yoksul işçi sınıfı ve tüm kent yoksullarının sorunları üzerine yeniden kuvvetli şekilde durması ve karşı propagandaların aksine Evangelistler ve her dinî eğilim için din özgürlüğü garantisi yaklaşımı önemli oldu. Nitekim kentlerin yoksul alanlarında Evangelist kilise mensubu yoksulların anlamlı bir bölümüm Lula için oy kullandığı görülmüştü.
Değerlendirme
Gerek bu yazı kapsamında gerekse Brezilya deneyiminin burada ele alamadığım yönlerine genel bir bakışla çıkarımım şudur;
- Brezilya’nın son 40 yıllık toplumsal mücadele tarihi bize Katolikliğin bir yorumunun (Kurtuluş Teolojisi) toplumsal koşulların ve kendi ahlaki ilkelerinin gereği olarak geleneksel yorumdan farklılaşarak diktatörlüğe ve sömürüye karşı işçi sınıfı ve ezilenlerin mücadelesi içinde ve önünde yer alabildiğini göstermiştir. Hem uluslararası hem de ulusal egemen sistemin, geleneksel baskı metotlarını da kullanarak böyle bir hareketle başa çıkabilmek için başka bir mezhebi veya dinî yorumu (Evangelist Kilise) büyütüp devreye sokabildiğini göstermektedir. Böylesi bir durum hem Kurtuluş Teolojisi’nin yükselmesinde hem de ardından Evangelizm’in yükselişinde Brezilya’da toplumsal hegemonya mücadelesinin bir açıdan, “Dine Karşı Din” özelliğini taşıdığını da göstermektedir.
- Brezilya deneyimi felsefi, ideolojik olarak çok farklı emek güçlerinin çoğulcu demokratik mücadele koşullarında sendikal, politik ve diğer toplumsal mücadele alanlarında başarılı bir sinerji ortaya koyabileceklerini göstermektedir.
- Kitlesel siyasi partilerde, Parti’nin gelecek doğrultusunun ve her zorlukta yeniden ayağa kalkabilmesinin garantisi, liderler veya yöneticilerden çok demokratik çoğulcu parti taban yapılarının güçlendirilmesinin esas alınması ile mümkündür. Hükümet olma dönemleri, ilişkili toplumsal hareketlerin sönümlenmesi değil, aksine gerektiğinde hükümet uygulamalarına karşı da mücadele edecek bağımsız demokratik yapılarının güçlendirilmesi için fırsat olmalıdır.
Sonuç yerine
Michael Löwy “Marxism and Liberation Theology” adlı çalışmasında “Kurtuluş teologları Marksizm’den çok şey öğrenmişken, Marksistlerin onlardan öğrenecekleri bir şey var mı?” diye sorar. Ardından şöyle devam eder: “Kişi hâlâ -çoğu “Marksizm-Leninizm ders kitabı” ile birlikte- “materyalizm” ile “idealizm” arasındaki karşıtlığın, felsefenin temel sorusu olduğunu düşünmeli midir? Kurtuluş teologlarının devrimci idealizminin, burjuva iktisatçılarının ve hatta bazı Stalinist “Marksistlerin” aptalca materyalizminden üstün olduğu doğru değil midir?” (Löwy, 1988)
Kaynaklar:
- Dermeval Saviani, História das ideias pedagógicas no Brasil. 2. ed., Campinas: Autores Associados, 2008.
- Michael Löwy, Latin Amerika Marksizmi, Belge Yayınları, 1998.
- Andrew Dawson, “Dini Taban Cemaatlerinin Kökeni ve Yapısı: Brezilya Deneyimi”, (ed. Christopher Rowland) Kurtuluş Teolojisi, Ayrıntı Yayınları, 2011.
- Anderson dos Anjos Pereira Pena & Clarice Zientarski, “Christianity of liberation, prosperity theology, and perspectives of class struggle in Brazil”, Link: https://www.scielo.br/j/rbedu/a/hftyrxN7gjVnvPhtTZWc7HK/?lang=en
- Scott Mainwaring, “Grassroots Catholic Groups And Politics In Brazil, 1964-1985 Working Paper #98”, August 1987. Link: https://kellogg.nd.edu/sites/default/files/old_files/documents/098_0.pdf
- thetricontinental.org, Dossier No:75: “The Political Organisation of Brazil’s Landless Workers’ Movement (MST)” Link: https://thetricontinental.org/dossier-75-landless-workers-movement-brazil/
- Guillermo Trejo & Fernando Bizzarro, “Religious Competition and the Rise of Leftist Parties: Why the Catholic Church Provided the Mass Base for the Workers’ Party in Brazil”, Mar 2018, Link: https://papers.ssrn.com/sol3/papers.cfm?abstract_id=3148471
- W. E. Hewitt, “Religion and the Consolidation of Democracy in Brazil: The Role of the Comunidades Eclesiais de Base (CEBs)”, Sociological Analysis, Summer, 1990, Vol. 51, No. 2 pp. 139-152 Link: https://openurl.ebsco.com/EPDB%3Agcd%3A9%3A21643049/detailv2?sid=ebsco%3Aplink%3Acrawler&id=ebsco%3Adoi%3A10.2307%2F3710811
- Paul Antonopoulos, Daniel França Ribeiro and Drew Cottle, “Liberation Theology to Evangelicalism: The Rise of Bolsonaro and the Conservative Evangelical Advance in Post-Colonial Brazil” Postcolonial Interventions, Vol. V, Issue 2, 2020. Link: https://postcolonialinterventions.com/wp-content/uploads/2020/07/pi-5.2-paul3.pdf
- Tom Hennigan, “Evangelicals challenge Catholic Church’s dominance in Brazil.” 2016. Link: https://theworld.org/stories/2016/07/30/evangelicals-challenge-catholic-churchs-dominance-brazil
- Gerard Colby & Charlotte Dennett, “Thy Will Be Done: The Conquest Of The Amazon Nelson Rockefeller And Evangelism In The Age Of Oil”, 1996. Link: https://archive.org/details/ConquestOfTheAmazon
- CIA Research Paper, “Liberation Theology: Religion Reform and Revolution” April 1986, Yayına açıldığı yıl: 2011. Link: https://www.cia.gov/readingroom/docs/CIA-RDP97R00694R000600050001-9.pdf
- Tim Noble, “Liberation Theology and the Discernment Between Populisms”, Political Theology, 22:2, 111-124, 2011. Link: https://www.tandfonline.com/doi/abs/10.1080/1462317X.2021.1872918
- Michael Löwy, “Marxism and Liberation Theology”, Notebooks for study and research, Number 10, 1988. Link: https://www.scribd.com/document/130586309/Michael-Lowy-Marxism-and-Liberation-Theology
- U.S. Department of State, “2022 Report on International Religious Freedom: Brazil” Link: https://www.state.gov/reports/2022-report-on-international-religious-freedom/brazil
- João Pedro Stédile: “It will be very difficult to advance structural changes without the support of the masses”, 2023, Link: https://www.pressenza.com/2023/06/it-will-be-very-difficult-to-advance-structural-changes-without-the-support-of-the-masses-collaborative-interview-with-joao-pedro-stedile-mst/





Bir Cevap Yazın