Emperyalizmin güncelliğini tartıştığımız bu sayımızda emperyalizmin en somut görüntülerinden biri olan Siyonist İsrail’in Filistin işgalini konu eden önemli bir röportajı Mevlüde Ecem Öksüz, Halka Dergi için çevirdi. Leyla Halid meselenin esaslarından kopmadan güncel görüntüleri üzerine konuşuyor. capiremov.org’dan alıntıladığımız röportajı[1] paylaşıyoruz.
***
Leyla Halid, Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’nin (FHKC) Merkez Komite üyesi, 75 yıldır Ürdün’de mülteci olarak yaşayan bir Filistinli.
Bu röportaj, 2023 yılı Ekim ayında Johannesburg, Güney Afrika’da Uluslararası Halk Meclisi tarafından düzenlenen İnsanlık Sorunları Uluslararası Konferansı’nın iletişim ekibi tarafından ortaklaşa gerçekleştirildi. Konferans sırasında Leyla Halid, Filistin’i ve halkını savunma mücadelesinden bahsederek İsrail’in Filistin’de gerçekleştirdiği toprak gaspını ve şiddetini kınamıştır.

Genel bağlamda, Siyonist işgale karşı Filistin direnişi açısından tarihsel bir kuvvetlenme mi görüyoruz? Tarihsel ve ideolojik olarak farklılaşan gruplar arasında oluşturulan birlik hangi faktörlere dayanıyor?
Öncelikle, 1987’de gerçekleşen devrim ve İntifada’dan beri bir aradayız. FKÖ liderliğinin arkamızdan imzaladığı Oslo Anlaşmaları’ndan sonra birleşmek zorundaydık. Her zaman ulusal birlik için çağrıda bulunuyoruz, çünkü işgal altındaki bir halk için birlik bir silahtır. Sahada hep birlikte çalışıyoruz.
İsrailli Bakan Gideon Sa’ar bir röportajında “Bu savaştan sonra Gazze topraklarının daha da küçük olması gerekiyor.” dedi. Bu, Siyonistlerin Gazze’ye yönelik şiddetli saldırısının altında yatan gerçek niyetin kanıtı olabilir mi?
Gazze şimdi dünyanın her yerinde. Filistinlilerin mücadelesini destekleyen dünya halkları sayesinde Gazze toprakları artık tüm kıtalara yayılıyor. Öldürseler, öldürseler ve öldürmeye devam etseler de, Gazze’de hâlâ yaşam olacak. Şimdi sizler Gazze’nin gözlerisiniz, siz medyasınız.
Sadece bir seçeneğimiz var: Savaşmak, topraklarımızı ve kendimizi bu işgalden kurtarmak. Siyonistler, Nazi’lerin yaptıklarını yapıyorlar, hatta daha kötüsünü, çünkü artık yeni silahlar var. Bir Holokost yapıyorlar. Yaptıkları savaş suçu.
BM, Gazze konusunda bir karar üzerinde tartışıyor. BM’nin eylemlerinin Filistinliler için fark yaratacağına dair umudunuz var mı?
BM, 1948’de İsrail’i bir devlet olarak tanıdı. Bizi, kendi kaderlerini tayin hakkına sahip bir halk olarak tanımadı. 1948’de Siyonist grupların milisleri tarafından zorla çıkarıldığımız anavatanlarımıza dönme hakkımızı tanımadı. O zamandan beri uygulanmayan birçok karar aldılar. Dün [16 Ekim], Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, İsrail’in saldırısını kınayan Rus tasarısını kabul etmedi. Bugün dünya ülkelerinin kendi çıkarlarına göre bölündüğünü biliyoruz ve ABD’nin çıkarı, adına İsrail dedikleri Filistin’deki üslerini, cephaneliklerini savunmaktır.
Şu anda dünyada, Filistinlilerin kendi devletlerine sahip olma ve bu devlette onur ve adaletle yaşama hakkını destekleyerek caddeleri dolduran binlerce insan var. BM’ye tâbi değiliz, her şeyden önce kendimize tâbiyiz. Bu, bizlere acıları göğüsleme gücünü veriyor. Vatanımız için, topraklarımızı özgürleştirmek için kanımızla, bedenimizle, ailelerimizle bedel ödemeye hazırız. Özgürlük fedakarlığı gerektirir.
İsrail ve müttefiklerinin Filistin direnişini terörizm olarak nitelendirmeye çalışması söz konusu. Bu tanımlamaya nasıl tepki veriyorsunuz?
Onların teröristler hakkında konuştuklarını biliyoruz ama asıl onlar terörizmin kahramanlarıdır. Emperyalist güç dünyanın her yerinde; Irak’ta, Suriye’de, farklı ülkelerde… Şimdi Çin’e saldırmak için hazırlanıyorlar. Terörizm hakkında söyledikleri her şey, nihayetinde kendileri hakkında. İnsanların silahlı mücadele de dahil olmak üzere tüm araçlarla direnmeye hakkı vardır. Birleşmiş Milletlerin tüzüğünde yer alır bu. Yani aslında insanların özgürlüklerini geri kazanmak için direnme haklarını ihlal ediyorlar. Ve bu, her zaman söylerim, temel bir kuraldır: Baskı varsa, direniş de vardır. İnsanlar işgal ve baskı altında yaşamayacaklar. Tarih bize insanların direndiğinde onurlarını ve topraklarını koruyabileceklerini öğretti.
Bizim bir direniş tarihimiz var. Bir vatanı yeniden kazanmak ve özgür olmak için nesilden nesile çalışmak gerektiğini en başından ilan ettik. Filistin’de ne oldu? Kendi topraklarımızdan çıkarıldık, dışarıdan gelenler silahlarla geldiler ve Filistin’de katliamlar yaptılar. Bunu Siyonist hareket hazırladı ve o zamandan bu zamana Batı onları destekliyor.
Tarihi Filistin’de ve diasporada, mücadelenin ön saflarında yer alan yeni bir Filistinli nesil görmek nasıl hissettiriyor?
Bizim bir direniş tarihimiz var. Bir vatanı yeniden kazanmak ve özgür olmak için nesilden nesile çalışmak gerektiğini en başından ilan ettik. Filistin’de ne oldu? Kendi topraklarımızdan çıkarıldık, dışarıdan gelenler silahlarla geldiler ve Filistin’de katliamlar yaptılar. Bunu Siyonist hareket hazırladı ve o zamandan bu zamana Batı onları destekliyor. Bu destek onların cephanelikleri, Arap ülkelerindeki ve Orta Doğu’daki temelleri.
Tutumlarını haklı çıkarmak için “yeniden teröristlerle karşı karşıyayız” demek istiyorlar. Asıl terörizm budur. Ayrıca, İsrail tarafından ve halkımıza karşı olan diğer hükümetlerce temsil edilen “Devlet terörü” de var.
Latin Amerika’yı Amerika Birleşik Devletleri’nin arka bahçesi olarak adlandırmayı hayal edin. İnsanları, topraklarını, hatta hükümetlerini bile aşağılıyorlar. Onlarla müttefik olanlar bunları söylemek zorunda bırakılıyor. Bu şu demek oluyor; insanları, ülkelerinde yaşama özgürlüklerini, su veya diğer doğal kaynaklar dahil olmak üzere kaynaklarına sahip olma özgürlüklerini umursamadıkları anlamına geliyor. Daima petrol sahibi ülkelerin petrolünü çalmak istiyorlar. Venezuela’da ne olduğuna bakın. ABD demokrasi istemiyor, korku ve nefreti “insanları demokratize etmek” sloganı altında yayıyor, sanki insanlar ihtiyaç duydukları, istedikleri şeylere ulaşacak zekaya sahip değilmiş gibi. Tabii sonra insanların isyan dışında başka seçeneği kalmıyor.
Pinochet döneminde Şili’de olanlara bakalım, o da soykırımdı. Arjantin’de ne olduğuna bakalım… 60 yıldır kuşatma altında olan Küba’da ne olduğuna bakalım. Küba hâlâ onların karşısında duruyor, Küba halkı kendi ülkesini inşa ediyor. Koronavirüs döneminde tüm dünyaya doktor ihraç ettiler. Bu durum, bu ülke halkının isyan ettiğini, ülkelerinde sosyalizmi ilan ettiklerini ve bunun dış dünyada bir karşılığı olduğunu gösterdi. Küba’yı örnek alıyoruz. Onlardan öğrendiğimiz derslerden biri de bu.
1969’da genç bir kadın olarak bu işgale ve baskıya karşı kahramanca bir mücadele verdiniz. Yıl 2023 ve Apartheid İsrail’in saldırısı o zamankinden bile daha kötü. Şu an nasıl hissediyorsunuz? Sizi mücadele etmeye motive eden nedir?
15 yaşındayken savaşmaya başladım. Arap milliyetçisi bir harekete katıldım ve o zaman üye olarak kabul edilmedim. “Sen gençsin” dediler. “Tamam, yardımcı olabilirim” dedim. Aktiftik, gösterilere giderdik. Lübnan’da yaşıyordum. Arap milliyetçi hareketinin lideri Filistin Halk Kurtuluş Cephesi aracılığıyla devrime katıldım.
Her şeyi öğrenmek zorundaydım. İlk görev bir uçağı kaçırmaktı, bunu hiç duymamıştım. Bizim terminolojimizde “mücadele” var, “savaş” var, hatta hapishanelerde de olabiliriz. Eğitilmiştim ve zaten FHKC, başlangıçtan itibaren, “erkekler ve kadınlar özgürlük savaşında” sloganıyla hareket ediyordu. Sadece Filistinlileri değil, hangi ulustan olursa olsun baskı ve zulüm gören bütün kadınları da temsil etmek için bu ilke aynen uygulandı. Düşünce ve fikirlerimizde, Filistin meselesi sadece Filistinliler için değildir, uluslararası özgürlük hareketinin bir parçasıdır.
Uçak kabinindeyken kendimi tanıtmak zorundaydım, 1967’den sonra şehit olan ilk kadının adını aldım; Şadia Ebu Gazali. Kaptana “Che Guevara biriminden geldik” dedim, kurtuluş hareketiyle aramızdaki bağlantıyı anlaması için. Bu kullandığımız bir taktikti. Bunu yaptık çünkü dünyanın bize kulak vermesini istedik, çünkü biz kamplardayken bize kulak vermiyorlardı, biz uyurken kamplarımız havaya uçtuğunda bize kulak vermiyorlardı. Hapishanelerdeki kadın ve erkek mahkumların acılarını ve oradaki işkenceleri duymadılar.
Bunu yaparsak, insanların duyacaklarını düşündük. “Neden? Onlar kim?” diye soracaklardı. Bu eylemi etkileyici bir şekilde ve kimseyi incitmeden yapmak istedik. Bunu yaptık; temiz bir operasyondu. Tutsaklarımızı serbest bırakmak istedik. Yolcuların çatışmayla hiçbir ilgisi olmadığını çok iyi biliyorduk. Hazırdık ve liderlerimiz tarafından hiç kimsenin zarar görmemesi konusunda talimat almıştık.
Kadın olmak ve genel olarak Arap kadınlarının imajı hakkında ise; hepsinin peçeli olduğu, hayattaki rolünün sadece evlenmek, çocuk sahibi olmak olduğu ve kocası veya babası tarafından kontrol edildikleri bir gerçek. Bu gerçeği ulusal mücadele aracılığıyla değiştirmek zorundayız.
Bunu yaptık çünkü dünyanın bize kulak vermesini istedik, çünkü biz kamplardayken bize kulak vermiyorlardı, biz uyurken kamplarımız havaya uçtuğunda bize kulak vermiyorlardı. Hapishanelerdeki kadın ve erkek mahkumların acılarını ve oradaki işkenceleri duymadılar.
Filistin’in özgürlüğü adına kritik zamanlardan geçerken uluslararası topluma mesajınız nedir?
Öncelikle medyaya çağrı yapıyorum. Siz. Siz de mücadele eden insanlarsınız. Bu pozisyondaki herkes ve onların kameraları, mücadele hakkındaki gerçekleri aktaracak. Yani bizi desteklediğiniz için bizim elçilerimizsiniz. Medyanın çeşit çeşit hali vardır; bunlardan biri zalimlere çalışır ve mevcut durumda zalimler mesajlarını iletmek için yeterince güçlü araçlara sahipler. Siz de dünyaya bir mesaj verebilecek kadar güçlü olabilirsiniz.
Bizler sırtımızı mücadele eden insanlara yaslıyoruz. Devletlere bağlı değiliz, bize destek olduklarını ilan etseler bile… Bulunduğunuz çevrelerdeki ilerici, mücadelenin gerçeklerini ve mücadelemizin kapitalizm ve emperyalizmle ilişkisini yayan güçlere bağlıyız. Unutulmamalı ki Siyonist hareket, emperyalistlerin bir parçasıdır. Her yerde insanlığın düşmanlarıdır.
Dünya genelindeki insanları ise İsrail büyükelçilerini/ elçilerini topraklarından kovmaya ve ayrıca ülkelerindeki elçilikleri kapatmaya çağırıyorum. Çünkü hâlâ sizin topraklarınızda bulunuyorlarsa bu, onların devleti insanlarımızı öldürüyorken sizin onları büyükelçiler olarak tanıdığınız anlamına gelir. Eğer Filistin mücadelesinin yanında olduğunuzu söylüyorsanız, harekete geçin.
[1] Röportaja şuradan ulaşabilirsiniz: https://capiremov.org/en/interview/leila-khaled-where-there-is-repression-there-is-resistance/





Bir Cevap Yazın