YASİN ŞAFAK
Korona salgını biter bitmez fasıla vermeden patlayan Ukrayna Savaşı adeta komplocuları haklı çıkartan kör göze parmak öğelerle tartışılageldi. Her iki tarafta da kültürel boyuta vurgu had safhada yaşandı. Hem Batı hem Rusya her zaman bu öğelerden beslenmeyi sever ve bu konuda kuvvetlidirler.
Rusya tarihi bir haklılığın üstüne yoğunlaştı: Nazizm vakası. Ukrayna ise Avrupacı bir havayla adeta uygarlığın temsiline oynadı.
Bu temsillere kendinizi kaptırdığınızda, handiyse LGBT hakları için Ukrayna demek, anti-nazizm aşkına Rusya demek mümkündür. Bu savaş yeni-kültürün izdüşümünde fazlasıyla böyle başlıklarla konuşuldu. Bir yerde çok normaldir de. “Her şeyi emperyalizmle anlatmak çok klişe-eskide kaldı-basmakalıp oldu” diyen yeni kültür uzunca zamandır revaçta olunca sonuç olarak bu tablo ortaya çıktı.

Şüphesiz tarihi-kültürel olgular da dikkate alınmaya değerdir; fakat 3. taraflar için bunlar ne kadar bağlayıcı olabilir? Ya da koskoca savaşlar bu kadar indirgeme ile açıklanabilir mi? Hele ki dünyanın geri kalanı için, esas mesele bunlar diyebilir miyiz? Bilakis, tersinden bir sağlamayla, eğer yeni-emperyalizm bunları konuşturuyorsa temel çelişki bunlar değildir diyebiliriz.
Her halükârda ekonomik boyutuna nazaran siyasal nüfuz boyutu daha baskın bir yakın-tarih zıtlaşması söz konusu olduğu için Ukrayna Savaşı hâlâ bu siyasi kültür boyutuyla gündemdedir. Amerika-Rusya arasında son 30 yıldır süregelen kırmızı çizgi çekmenin zirve noktası oluşmuştur. O nokta da neredeyse çizginin 90larda ilkin çizildiği yer olan Ukrayna oldu, böylece başlanılan yere geri dönülmüş oldu.
1990larda, Balkanlar bizde, Kafkasya (Karadeniz) sizde gibi oydaşma ile işe girişen Amerika, yani NATO, Kafkasya’ya dahi uzanmak isteyince olaylar ateş almış ve son 15 yıllık süreç başlamıştı. Akademide yapılan en ideolojisiz ve nötr analizi temel alırsak, Rusya’nın elinin silaha gittiği gün olarak 2008 Gürcistan- yani Osetya- Savaşı anılagelir.
Değil cephe hattı olan ülkelerde, tabloya akraba olarak uzaktan bakan Adapazarı’nın Abhaz-Çerkez kahvelerine kadar ulaşan bir halklar gündemi varsa da, büyük devletler arasında konumlanma bu şekilde cereyan edegeldi. Rusya-NATO zıtlaşmasının uzamında patlak veren tüm çatışmalar, en tepede yer alan bu iki askeri kamp ile anlaşıldı. Neredeyse tüm dünyada, kitapta yazılı olan ulusların kendi kaderini tayin hakkı, ezen ulus-ezilen ulus gibi temel değerlerin üstünde bu reel durum yer aldı. En son Fransa lideri Macron’un -muhtemelen Avrupa medeniyeti adına- doğrudan askeri müdahale etme isteği duyuldu. Rusya’nın cevabi tehdidinin merkezinde ise kaç mevsimdir nükleer savaş var.
Yeni “demokratik” emperyalizm ve ona karşı konumlanan bölgesel otokrat güç Rusya olgusu ilkin tamamen Amerika’nın lehine cereyan etse de, bugün için denk kampların kafa kafaya gelmesi gibi bir tablo söz konusudur. Avrupa toprağında Bosna’dan Kosova’ya istediğini dikte edebilen, savaşları kaldıraç olarak kullanıp, kötünün iyisi rolünü oynayabilen Amerika’nın Avrasya’da her istediğini yapamayacağı Kafkasya’dan Suriye’ye ortaya çıktı.
Yeni “demokratik” emperyalizm ve ona karşı konumlanan bölgesel otokrat güç Rusya olgusu ilkin tamamen Amerika’nın lehine cereyan etse de, bugün için denk kampların kafa kafaya gelmesi gibi bir tablo söz konusudur. Avrupa toprağında Bosna’dan Kosova’ya istediğini dikte edebilen, savaşları kaldıraç olarak kullanıp, kötünün iyisi rolünü (95 Dayton Ant.) oynayabilen Amerika’nın Avrasya’da her istediğini yapamayacağı Kafkasya’dan Suriye’ye ortaya çıktı.
Suriye’de, olayın başında savaşın en büyük destekçisi konumunda olan Suriye’nin Dostları grubu, kabaca Batı artı İslamcı kampı olarak Katar’dan Fransa’ya baştan dikiş tutmaz bir liste görüntüsündeydi. Dostlar Grubu daha sonrasında kendini imha eden iç ayrılıklar yaşadı. Suriye’nin dostları bunlarsa daha düşmana gerek yok; böyle dost düşman başına şeklindeki karşı sözlere kendileri kaynaklık ettiler.
Amerika bugün zevahiri kurtarma olarak kendi terminolojisiyle Kuzey Suriye diyerek yerleştiği yerde, kırmızı hat çizme dahilinde Rusya’yla karşılıklı devriye atıyor. Türkiye ve PYD ise bu hattın çevresinde -yani bu iki gücün çevriminde- siyaset ördü ve böyle devam edecek gibi görünüyorlar.
Burada da yine, kitapta yazanın fiili gerçeklikle (zorunluluk mu diyelim) sınandığı/çatıştığı bir yeni-emperyalizm dengesi görülmektedir.





Bir Cevap Yazın