“Yeni Çözüm Süreci” ve Sosyalist Hareket

ZEKİ KILIÇASLAN

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 22 Ekim’de İmralı Cezaevi’ndeki Abdullah Öcalan’a yaptığı ve esas olarak silahların bırakılması ve ardından ima edilen bazı hukuki iyileştirmeler temelli çağrı ile başlayan süreç, PKK’nın yaptığı kongrede silahları bırakma ve örgütün feshedilme kararı ile birlikte önemli bir eşiğin de aşılması ile devam ediyor. Şüphesiz ki sürecin başarısı ve genel demokratik değişimle birlikte yükseltilmesinde bu arayışın toplumsallaştırılması çok önemlidir. Bu yazıda DEM Parti bileşeni olmayan sosyalist yapıların konu ile ilgili görüş ve tutumları değerlendirilecektir.

Halka Dergi’nin son sayısında birçok analistin de benzer görüşleri dile getirdiği gibi sürecin esas olarak bölgemizde meydan gelen yeni gelişmeler ışığında Türkiye Cumhuriyeti devletinin hissettiği kuvvetli dış tehdit temelinde gündeme geldiğini belirtip, her şeyden bağımsız olarak sürecin desteklenmesi gerektiğini yazmıştım. Öte yandan demokratik mücadele zemini güçlendirme olasılığına rağmen sürecin doğrudan bir demokratikleşme anlamına gelmeyeceğini, özgürlük ve sosyal adalet talepleri ile birleştirilmesi ve toplumsallaştırılması gerekliliğini söylemiştim. [1]

Genel olarak değerlendirilirse kamuoyunun çok sınırlı olarak bilgilendirildiği bir zeminde yürütülmekte olan süreç konusunda milliyetçi partiler dışındaki muhalefet partilerinin net bir tutum almakta zorlandıkları bir gerçektir. Zafer Partisi net bir ırkçı/milliyetçi tutumla sürece karşı çıkarken İYİ Parti’nin kısmen, belirli ölçüde ılımlı olan karşı duruşu özellikle PKK’nın son açıklamasında Lozan Antlaşması’na yaptığı vurgu ile birlikte iyice sertleşmiş ve ulusal çapta karşı bir kampanya örgütlenmesi niyeti ortaya konulmuştur. CHP ve CHP’nin tutuklu Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu ise temkinli de olsa sürece net bir destek vermektedirler.

Sosyalist/Komünist partiler ne diyor?

Türkiye İşçi Partisi (TİP): 28 Şubat tarihli PM toplantısı bildirisinde [2] “…ateşkesi olumlu karşılamakta, bunu ülkemizin en acil ihtiyaçlarından biri olan barışın tesisi için heba edilmemesi gereken bir fırsat olarak görmektedir. … Söz konusu sürecin Türkiye’de AKP-MHP ittifakının emek, cumhuriyet ve laiklik düşmanı, gerici, faşizan ve sermaye yanlısı iktidarını kalıcılaştırmaya hizmet edecek bir uzlaşıya dönüştürülmesi, Erdoğan’a ömür boyu başkanlık anlamına gelecek bir yeni anayasa şantajının malzemesi haline getirilmesi niyetlerine karşı mücadelemizi sürdüreceğiz”. TİP 14 Ocak 2025 tarihli bildiri de ise [3] “Kürt sorununun demokratik ve barışçıl yollarla çözümü nasıl TİP için gündelik didişmelere alet edilemeyecek kadar önemliyse; bu sorunun rejim tarafından kendi bekası, emperyalist ilişkiler ağı içerisindeki yayılmacı bölgesel hedefleri için bir şantaj unsuru haline getirilmesini ve Anayasa tartışmalarının hukuk tanımaz bir rejimin ömrünü uzatma hedefiyle topluma dayatılmasını reddediyoruz” denmiş.

Türkiye Komünist Partisi (TKP): 21 Ekim 2024 tarihindeki açıklamasında: “Türkiye’nin herhangi bir sorununun AKP ve ortaklarının istedikleri bir zamanda tartışılamayacağına…”, “Türkiye’de bir “Kürt sorunu” elbette vardır…”, “Kürt sorununun Türkiye’nin sınırlarının belirsizleştirilmesi, genişletilmesi, parçalanması ile ya da yerelleşme, özerkleşme, federasyon ve benzeri modellerle çözülemeyeceği” şeklinde vurgular yapılmıştır. [4] PKK’nın silah bırakması ve fesih kararı sonrası yayınlanan açıklamada ise “Partimiz sürecin, “silahların susması” olarak tanımlanan boyutunu elbette desteklemektedir. … Yeni-Osmanlıcı ve piyasacı bir içerikle AKP Türkiye’sini yeni bir Anayasa ile meşrulaştırmak ve önümüzdeki seçimleri garanti altına almak için kullanılacak “rehinlerin serbest bırakılması” politikasının hedeflerine itiraz edilmeli, rehinlerin serbest kalması ise elbette desteklenmelidir.” denmektedir. [5]

SOL Parti: Konuya ilişkin yaptığı 17 Ekim 2024 tarihli açıklamasında [6] esas olarak “Kürt sorununun demokratik çözümünün, barışın, demokrasinin ve özgürlüğün kazanılabilmesinin yolu, Kürdü Türkü, Alevi’si Sunni’si tüm ezilenler ve emekçiler olarak bu siyasal İslamcı faşist rejime son vermek için birleşmekten geçiyor.” denmektedir

Emek Partisi (EMEP): Sürecin başlangıcında yaptığı 15 Kasım 2024 tarihli açıklamasında “Kürt sorununun çözümsüzlüğü, esasen Türk ve Kürt emekçilerin aleyhinedir. Çözüm, birlikte mücadelenin güçlendirilmesinden geçmektedir.” denilmiş ve sürece destek açıklamıştı. [7] PKK’nın fesih kararı sonrası EMEP Milletvekili Bayhan “Evet bu ülkede silahlar susmuştur; PKK kendini feshetmiş, kendi cephesinden silahları susturmuştur. … Bu aynı zamanda ülkenin sömürülen ve ezilen halklarının ekonomik ve siyasal taleplerine daha güçlü sahip çıkma ihtiyacının bir göstergesidir. Silah bırakma ve PKK’nın kendini feshetme kararı konusunda belki de bu ülkeyi bekleyen en büyük tehlike Cumhur İttifakının -özellikle de Saray rejiminin- bu süreci kendi gerici faşist emellerine, kendi, gerici, faşist iktidar ve toplum düzeni kurma özlemlerine dayanak yapma çabasıdır.” demiştir. [8]

Türkiye Komünist Hareketi (TKH): 1 Kasım 2024 tarihli açıklamasında; “… silahların bırakılmasını savunan Partimiz, Türkiye’nin bölünmesine karşı durduğu gibi ülkemizin en önemli sorunlarından birisi olan Kürt sorununun çözümünün de doğrudan Türk ve Kürt emekçilerinin sermayeye, gericiliğe ve emperyalizme karşı ortak mücadelesinin ürünü olacağını bir kez daha yineler. … “Kürt sorununda çözüm” adıyla piyasacı, gerici ve emek düşmanı bir rejime “yeni anayasa” aracılığı ile entegrasyonu, AKP eliyle kurulan istibdat rejiminin yerleşmesine hizmet edecektir. … Emekçilerin kurtuluşuna doğrudan bağlı olan Kürt sorununun çözümü sosyalizmdedir.” denilmektedir. [9]

Genel bir değerlendirme yapılırsa bu yapıların tutumunda, bir yanda kendini TİP ve EMEP özelinde gösteren endişelere rağmen net bir destek tutumu ile öte yandan TKP, Sol Parti, TKH gibi yapılarda belirginleşen “silah bırakılmasını tabi ki destekliyoruz” cümlesi dışında, herhangi bir olumlu anlam yüklememe tutumu yönünde iki ana eğilim göze çarpmaktadır. Öte yandan bütün sosyalist eğilimler bu sürecin Cumhur İttifakı’nın otoriter baskıcı rejiminin daha da kuvvetlenmesi için istismar edileceğinden, yapılması planlan anayasa değişiklikleri ile otoriterliğin artırılıp Erdoğan’a tekrar seçilme hatta ömür boyu başkanlık yolu açacağından en genelde Kürt siyasetinin sol toplumsal muhalefet siyasetinden uzaklaşmasına yol açmasından endişe etmektedirler.

Bu endişelerin gerçekleşmemesi için yapılacak en önemli şey, Kürt siyasetinin ve belki daha da önemli olarak Kürt halkının demokratik toplumsal muhalefetin bir parçası olmaktan uzaklaşmasına zemin hazırlamamak, tersine birlikteliğin zeminin güçlendirmektir. Bunun için kültürel özerklik bile istemeyen Kürt siyaseti ortada iken aşırı milliyetçi/ulusalcı kesimin bölünme paranoyası söylemlerine prim verilmemesi gerekmektedir. 

Barışa susamış Kürt halkına ne söylüyoruz?

Kürt meselesindeki sürecin bu noktaya gelişinde, uluslararası jeopolitik gelişmelerin Türkiye Cumhuriyeti devletini barış için mecbur bırakması dışında, Kürt halkının barışa susamışlığı, silahlı örgütü liderinin daha 90’lardan bu yana silahlı mücadelenin zamanını doldurduğu görüşü ve en güncel olarak da iktidarın kendi devamlılığı için bu sürecin belli olanaklar yaratabileceği düşüncesi etkili olmuştur. Nitekim CHP yönetimi, sürece negatif yaklaşılmasının, Kürt siyasetinin ve seçmenlerinin toplumsal muhalefetten uzaklaşmasına neden olabileceğini, önümüzdeki Anayasa değişiklikleri süreci ve seçimler için risk oluşturabileceğini ve bunun Erdoğan yönetiminin bu yönde etki için gayret içinde olduğunun bilincinde görünmektedir.

Temel Demirer Evrensel’deki yazısında [10] “Kürt halkının barışa susamışlığının ve barış elini uzatan kim olursa olsun tutulması gerektiği yönündeki iradesinin istismar edilmesinden ve çıkacak sonucun kalıcı olmamasından endişelenenlerin sayısı hayli fazla… Komünist/sosyalist parti ve örgütlerin konuya ilişkin görüş ve yorumlarını tarih önünde not etmeleri, müzakere masasındaki ezilen ulus temsilcilerini yorum ve önerileriyle desteklemeleri büyük önem taşıyor.” demektedir. Fakat sadece resmî açıklamalarla görüş belirtmek yeterli midir? Gördüğümüz kadarıyla yeni sürece dair koşullu destek ve endişe beyanları dışında siyasal alana dair aktif müdahaleler sol çevrelerde görünmemektedir.

Sosyalist hareketin öncelikle büyük acılar yaşamış ve barışa susamış Kürt halkı ile duygusal özdeşlik kurması, hangi hükümet tarafından yürütülürse yürütülsün barış arayışını net bir şeklide sahiplenmesi, bu yaklaşımını yapılabilecek her türlü yayında ya da doğrudan yüz yüze birliktelik ortamlarında ve gösterilerde samimiyetle ortaya koyması, demokratik talepleri için Kürt siyasetçilerle büyük dayanışma göstermesi gerekmektedir.  

Ya işçi sınıfına ne demeli?

Öte yandan sosyalist hareket işçi sınıfının büyük bir parçasını oluşturduğu Türk milliyetçisi görüşüne sahip toplum kesimlerinde yaşanan büyük şaşkınlık, “hayal kırıklığı” ve arayış ortamını pozitif olarak değerlendirmeli ve ırkçı/milliyetçi akımların faşizan söylemlerine karşı mücadele geliştirmelidir. İktidarların Kürt siyasetine ve Kürtlere karşı kullandığı nefret dilinin ortadan kalktığı bu süreç sosyalistler için, hiç de güçlü olmadığımız işçi sınıfı ve yoksul halk içinde politika yapabilmemiz için bir fırsat olarak değerlendirilmelidir. Barışın tesisi, siyasal alanı en çok Türkiye sosyalist hareketi için açacaktır.

Barışın toplumsallaştırılması bağlamında yapılması gereken, etkinliklerde ve sendikal mücadele zeminlerinde barışın değerini öne çıkarmaktır. Gerçek bir barışın işçi sınıfı, tüm yoksul halkımız ve ülkemizin geleceği için anlamına vurgu yaparak, barış mücadelesini sosyal adalet talepleriyle birleştirmek gerekir. Ekonomik hak ve özgürlükler için Türk-Kürt işçi sınıfının tüm kesimlerinin mücadeleci bir birlik ihtiyacı ve imkânı öne çıkarılmalıdır.   

Dipnotlar:

[1] Zeki Kılıçaslan, “Kürt Meselesi’nin Bölgesel ve Küresel Politikalar Bağlamında Geldiği Yer”, Link: https://halkadergi.org/2025/02/20/kurt-meselesinin-bolgesel-ve-kuresel-politikalar-baglaminda-geldigi-yer/

[2] “27 ŞUBAT TARİHLİ MYK VE 28 ŞUBAT TARİHLİ PM TOPLANTILARI SONUCUNDA DEĞERLENDİRMELERİ”, Link: https://tip.org.tr/genel/27-subat-tarihli-myk-ve-28-subat-tarihli-pm-toplantilari-sonucu/

[3] “PARTİ MECLİSİMİZ 11-12 OCAK 2025 TARİHLERİNDE İSTANBUL’DA TOPLANDI”, Link: https://tip.org.tr/genel/parti-meclisimiz-11-12-ocak-2025-tarihlerinde-istanbulda-toplandi/

[4] “TKP’den ‘çözüm süreci’ çıkışı: ‘Kapalı kapılar ardında konuşulamaz, açık ve dürüst olun!’”, Link: https://haber.sol.org.tr/haber/tkpden-cozum-sureci-cikisi-kapali-kapilar-ardinda-konusulamaz-acik-ve-durust-olun-395656

[5] “PKK Fesih Kararı Üzerine Açıklamamızdır”, Link: https://www.tkp.org.tr/aciklamalar/pkk-fesih-karari-uzerine-aciklamamizdir/

[6] “SOL Parti: Tek adam rejimini ayakta tutmak için yeni bir oyun kurulmaya çalışılıyor”, Link: https://www.birgun.net/haber/sol-parti-tek-adam-rejimini-ayakta-tutmak-icin-yeni-bir-oyun-kurulmaya-calisiliyor-568276

[7] “Tek Adam Yönetiminin Savaş ve Sömürü Politikalarına Karşı Bütün Demokrasi Güçlerini Emek, Barış, Özgürlük İçin Mücadeleye Çağırıyoruz!”, Link: https://www.emep.org/tek-adam-yonetiminin-savas-ve-somuru-politikalarina-karsi-butun-demokrasi-guclerini-emek-baris-ozgurluk-icin-mucadeleye-cagiriyoruz

[8] “Bayhan: Hem Kürt Sorunu hem sosyalizm mücadelesinde tarihi dönemeç”, Link: https://www.emep.org/bayhan-hem-kurt-sorunu-hem-sosyalizm-mucadelesinde-tarihi-donemec

[9] “Kürt sorunu, gerici istibdat rejiminin anayasa hesaplarına meze edilemez”, Link: https://tkh.org.tr/kurt-sorunu-gerici-istibdat-rejiminin-anayasa-hesaplarina-meze-edilemez/

[10] Yücel Demirer, “Yeni çözüm sürecinde tarihe düşülmesi gereken not”, Link: https://www.evrensel.net/yazi/96261/yeni-cozum-surecinde-tarihe-dusulmesi-gereken-not

Bir Cevap Yazın

halka dergi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin