BEDRİ SOYLU
Bir şekilde tanışma şerefine mazhar olduğum ve çok sevdiğim bazı insanlar var. Sırrı Süreyya bunlardan biri. Kendisini aklıma düşen bazı fotoğraflarla anmak istiyorum. Belki kulağına gider ve belki bundan mutlu olur.

Sırrı Süreyya denilince aklıma gelen ilk fotoğraf: İlk çözüm süreci buzdolabına konulduktan sonra uyduruktan bir sebeple, yoldaşlarını satmayıp ve geri adım atmayıp Kandıra Cezaevine teslim olduğu an. Elbette öncesinde yaşanmış başka anlar da var ancak beni en çok etkileyen fotoğraf buydu. 2018 yılı biterken, siyah ve küçük bir arabayla üzerinde kışlık bir montla, bir Deniz Gezmiş parkasıyla cezaevine teslim oluyordu. Aklıma İsmet Özel’in Kötü Şiirler şiiri düşmüştü.
“Senin çağıltın evladım
sen denizi düşününce uğuldayan sokaklar
açık renk bir elbiseye yakışan alnın
sabah şehre henüz kamyonlar girerken
bir kadın kıvranışını hatırlayıp kuduran
ve zaten
bu terli, bu tozlanan bulutlar altında bile
saklı bir yerlerinde bir şeyler parıldatan
senin çağıltın.
Seni marifetli sanacaklardı
karşısında uçurumlar çağıldamayan herkes
seni marifetli sanacaklardı
kalbini
rehnedebilseydin eğer.”
Sırrı Süreyya o gün kalbini, rehnetmedi, mütevazi bir araba ve törenle ve kendinden emin bir gülümsemeyle içeri girdi. Bir iki geri adım atıp, yoldaşlarını satarak içeriye pekâlâ girmeyebilirdi. Kandıra’dan çıktığı gün karşıma düşen haberi de hatırlıyorum. Kızının “Ceket yanımda, babamı almaya gidiyoruz.” dediği zamanı. Ciddi hastalıklarına rağmen bir yıl kadar yattı Sırrı Süreyya. Çıkarken orada olmayı çok istemiştim.
***
İkinci fotoğraf Gezi zamanı. Bir sabah, pek büyük olmayan ve şehri AKP talanına karşı savunmak için dava takibi yapan küçük bir grubun çağrısıyla, parka hukuki süreci hiçe sayarak buldozerlerin girdiğini öğrendik. Sadece birkaç ağaç kesip çıkacaklardı. O zaman maksatları yolun kenarındaki kaldırımı biraz genişletmekti. Sonra da bütün parkı AVM yapacaklardı. Twitter’dan yapılan çağrıya vekil düzeyinde sadece ikinci bölgenin milletvekili Sırrı Süreyya gitti. Ben bu ağaçların da vekiliyim diyerek. Can Atalay ile birlikte yıkılan ağaçlara doğru yürüdüler. Milletvekili dokunulmazlığını ağaçlar için siper etti. Ve olaylar büyümeye başladı. Çadırlar kuruldu. Sabaha doğru çadırlar yakıldı. İstiklal anıtında bu durum protesto edilirken Sırrı Süreyya’nın vücuduna bir biber gazı kovanı isabet etti. Hemen Taksim İlk Yardım’a kaldırıldı. Hâlâ o meşhur “ilk üç gün” içindeydik.
İlk günler eylemlere, yüksek lisans makale ödevleri için yoğunlaştığımdan gidememiştim. Yanlış hatırlamıyorsam bir Cuma günüydü. Bilgisayar başında olayı okuduğumda ödev felan boş ver deyip yola çıktım. Yanlış hatırlamıyorsam Fatih’teki Alaca Kundura’dan aldığım bağcıklı, en klasiğinden yepyeni poli ayakkabıyla çıkmıştım. Akılsızlık etmişim. Fransız Konsolosluğu önündeki gruptaydım, TOMAlar nedeniyle sırılsıklam olduk. Ayakkabının ömrü yarı yarıya bitti o gün. Aynı modelden bir daha bulabileceğimi sanmıyorum. Demode olduğundan üretilmiyorlar pek artık. Polise taş atmanın ifade özgürlüğü sayılabildiği zamanlardı, Sırrı Süreyya hastanedeydi.
Sonra olaylar büyüdükçe büyüdü. Hükümet kanadı bazı muhataplar aradı. Bir uzlaşı zeminini mesele ediyorlarmışçasına. Sırrı Süreyya’yı davet ettiler. Ağaçların, kurdun kuşun da vekili olan, çözüm sürecinin önemli bir figürü olan Sırrı Süreyya bu meselenin sahibi ben değilim, beni oraya çağıranlardır deyip davayı takip edenlere işaret etmişti. Bu denli bir kalenderliği, tevazuyu ve siyasi olgunluğu başka gösterebilecek çok siyasi figür sayamam. Sahneyi elinin tersiyle itmişti.
***
Üçüncü fotoğraf, sanırım ilk bir araya gelişimiz. Yılını hatırlamıyorum. Fatih’te Kavuk civarında Dülgerzade Cami’nin etrafındaki yayalaştırılarak kullanılan mekanların ortasında bir masa. Osman abiye denk geldik. Sonra Sırrı Süreyya geldi. Birden mekanlardaki bütün Kürt garsonlar ve komiler sokağa çıktılar. Hepsi vekillerini karşıladılar. Çiğköfteciden bir tepsi çiğköfte söyledi. Yanına selam vermeye gelen herkese birer tane ikram etti. O zamanlar Adıyaman’dan getirttiğim tütünü sarıp içiyordum. İkram ettim, istemedi. Adıyaman’da o kadar tütün yetişmiyor demişti. Mavi Parliament’ini içti.
***
Sırrı Süreyya ile ilgili aklıma çok fazla görünü geliyor. Teker teker sayamayacağım kadar fazla. Kalbini rehnetmeyişini, gülümsemesini asla kaybetmemesini, sahnenin yıldızı olmayı asla meselelerin önüne koymayışını, tevazusunu hep hatırlıyorum. Şimdilik, kalbiyle bize geri dönsün yeter.





Bir Cevap Yazın