Girizgâh

HALKA DERGİ

Halka Dergi’nin 6. sayısında İslamcılık meselesini ele alıyoruz. İslamcılık denince, bugün AKP’nin başını çektiği ve günümüz siyaset severleri tarafından dillere pelesenk edilmiş “Siyasal İslamcılık”ın anlaşılması muhtemel. Fakat bizim bahse konu ettiğimiz İslamcılık, köklerini geç Osmanlı tarihi ve coğrafyasında bulan, 70ler itibariyle toplumsal alanda kendine yer açan, günahıyla sevabıyla günümüze miras kalan İslamcılıklardır. İslamcılıklar diyoruz, zira her ideoloji gibi onun da bağlamı ve topluluklarıyla aldığı farklı biçim ve momentler var.

Halka Dergi, içinden geldiği ve muhatap aldığı toplumsal kesimler itibariyle İslamcılığın hem eleştirisini hem de özeleştirisini yapan bir duruşu işlevli görüyor. Nasıl Sovyetler nezdinde “reel Sosyalizm” tecrübesi, Sosyalizmi topyekün iptal etmediyse, Türkiye’de AKP dönemi İslamcı tahayyül ve söylemleri kendi hegemonik söylemine hapsetse de, topyekün geleceğini kontrol etmekten uzaktır.

Corporate Art Task Force tarafından yapılan bir çalışma. [Kaynak: https://pixels.com/%5D

Yola çıkarken az-çok sosyal adalet söylemine içkin bir konum alan İslamcı akımlar, AKP’nin siyaset sahnesine çıkmasıyla beraber küresel kapitalizmle barışık bir söyleme yelken açtılar. Zamanının başörtüsü mücadelesini büyük bir cüretle omuzlamış, Kürt hareketinden yüzünü tam çevirmemiş, Müslüman kadınların politik alanda yer bulmasını sağlamış İslamcılıklar; 2010larda itibaren siyasal iktidarın söylem ve kadro havuzuna dönüşen, ama siyasetine eser miktarda sirayet eden bir karakter gösterdiler. 2011 referandumuyla birlikte siyasal iktidarla kurdukları takip mesafesini, gönüllü bir yakınlığa çeviren çoğu İslamcı hareket ve kadrolar, Erdoğan’ın otoriterleşme sürecinde ‘ne olursa olsun mazlumdan yana’ şiarını ‘ne olursa olsun “bizden” yana’ ile değiştirdiler.

AKP ile zenginleşen İslamcı elitler daha da zenginleşme potansiyelini, sosyal adaletçi tutuma ve dolayısıyla Müslümanca yaşamaya tercih ettiler. Elde edilen kazanımları koruma güdüsü ve hırsı, bu kesimleri ciddi cürümlerle ortaklığa icbar etti. Ekonomik kriz, darboğaz ve işçi sınıfının mücadeleyle üstesinden gelmeye çalıştığı güçsüzlük halinde şüphesiz İslamcı kadroların sınıf siyasetinden beri olmayı tercih etmesinin payı vardır. Bu durum belki de genel anlamda İslamcı tahayyüllerin ciddi bir ekonomi politiğinin olmamasıyla açıklanabilir. Bu noktada şu soru gayet tabii sorulabilir; İslamcı kadrolar ne zaman sınıfla bir olmuştur? İslamcılık hangi noktada salt bir entelektüel arayıştan fazlasını vadetmiştir? Modernizme içkin, modernliklerle kavgalı İslamcılık hangi İslam’ın ilkelerini savunur? Sayısız okuma grubu, sayısız eylem ve sayısız radikal çıkış yaşanmıştır ve hangi noktada hayatı var eden işçi sınıfının, ezilen kesimlerin yanında durulmuş, bir teklif sunulabilmiştir?

İslamcılığa bir şekilde maruz kalan bizler bu siyasal tercihlerin hesabını bir dosya ile sormayı hedefliyoruz. Eleştirilerimiz ve özeleştirilerimiz bakidir. İslamcılık potansiyeliyle, harcadıklarıyla, harcanmışlığıyla, hafızasıyla ve yaşattıklarıyla konuşulması gereken bir hadisedir. AKP’nin kurulması ile birlikte İslamcılık kurucu, şekillendirici ve örgütlü bir kuvvetten çok, düzene eklemlenen bir tavra yerini bırakmıştır. İslamcılığın cenazesini kaldırmak, ait olduğumuz kuşağın ne sorumluluğu ne de işidir. Bizler onun şimdi ve sonrasını, bir yol aramak ve açmak için deşmekle ilgiliyiz.

Halka Dergi’den selamlarla.

Bir Cevap Yazın

halka dergi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin